AH GÜLİSTAN, VAH GÜLİSTAN

Abone Ol

Evet. Neden böyle bir başlık koyduğum, eminim ki herkesin malumudur. 2020 yılından beri aranan ve kayıp olduğu düşünülen Gülistan Doku dosyasına ithafen, hem içten bir sızı, bir hüzün hem de suçlama hissi uyandıran bir üslup kullanmayı tercih ettim. Yaklaşık altı yıldır aradıkları evlatlarının aslında öldürülmüş olabileceğini öğrenen ailenin isyanı ya da ağıtı olarak da düşünebilirsiniz.

Önceki makalemde de bahsetmiştim, okuyanlar hatırlayacaktır. Kadın öldürülme olaylarının arttığını, bu olayda da olduğu gibi birçoğunun öncesinde kayıp vakası olarak bildirildiği, sonrasında ise çoğunun cinayete evrildiği (bunların birçoğu faili meçhul) görmekteyiz. Fakat … burada farklı bir hikaye var. Şüpheler doğrultusunda edinilen, çok güçlü delillere dayanan; özelliklede güçlü soyadlarına, makamlara kadar uzanan, bir dokunulmazlık hissi uyandıran oldukça da gerçekçi bir hikaye.. Hikayenin önemli detaylarını gerek görsel basından gerek TV kanallarından ve dijital platformlardan zaten biliyorsunuzdur. Dava sonuçlanana kadar bu kısımları es geçmeyi daha etik buluyorum. Bu süreçte asıl ilgilendiğim, adalet bekleyen bir annenin haklı isyanı.


Bu anne ki yıllardır gözleri yolda “benim kızım nerede?” diye soruyorken; bugün gelinen noktada ne yazıktır ki “kızımın ölüsünü verin bana” diyebiliyor. Genç bir kadın bir şehirde kayboluyor. En son bir baraj çevresinde görülüyor. Kameralar var ama cevap yok. Şüpheler var ama sonuç yok. Sanki herkes birlik olmuş susmayı tercih ediyor. Ve bu suskunluk yaklaşık altı yıl devam ediyor. Ta ki bu dosyayı farklı bir şekilde tekrardan değerlendiren yürekli bir savcıya kadar.

Söylesenize; tam da bugünlerde dönemin valisi soruşturma için gözaltına alınmışken, yalnızca benim mi burnuma kötü kokular geliyor?

Acaba diyorum, baştaki bazıları çok unutkan mı oldu son yıllarda? Yoksa böylesi daha mı kolay? Gelin, hep beraber bir seçim yapalım: Artık unutan tarafta mı olacağız, yoksa hatırlatan mı?

Sevgiyle kalın