ABD’de Texas A&M Üniversitesi’nde görevli bilim insanları tarafından yürütülen bir araştırmada, kök hücre teknolojisi kullanılarak geliştirilen burun spreyinin, yaşlanmaya bağlı hafıza kaybı yaşayan farelerde bilişsel fonksiyonları iyileştirdiği tespit edildi. Araştırma, Alzheimer ve demans gibi nörolojik hastalıkların tedavisine yönelik yeni bir yöntem olasılığını gündeme taşıdı.
Nöro-enflamasyon Hedef Alındı
Araştırmada, yaşlanmaya bağlı bilişsel gerilemenin temel nedenlerinden biri olarak gösterilen “nöro-enflamasyon” sürecine odaklanıldı. Bilim insanları, beyindeki kronik stres bölgelerini hedef alan spreyin, bu bölgelerdeki iltihaplanmayı azaltmayı amaçladığını belirtti.
Kök Hücre Tabanlı Biyolojik Taşıyıcılar Kullanıldı
Geliştirilen spreyin, insan kök hücrelerinden elde edilen ve “hücre dışı vezikül” olarak adlandırılan mikroskobik yapılar içerdiği aktarıldı. Bu yapıların proteinler ve genetik bilgiler taşıyarak doğrudan beyne ulaştığı ve hücrelerin işleyişini etkilediği ifade edildi.
İki Dozda Hafıza Performansı Artışı
Deneylerde, insan yaşına göre 50’li ve 60’lı yaşlara karşılık gelen 18 aylık fareler üzerinde çalışma yürütüldü. İki hafta arayla uygulanan iki doz spreyin ardından, tedavi edilen farelerin nesne tanıma ve mekânsal hafıza testlerinde kontrol grubuna kıyasla daha başarılı sonuçlar verdiği kaydedildi.
Hücresel İşleyişte İyileşme Gözlendi
Araştırmada, spreyin içeriğinde bulunan mikroRNA’ların beyin hücrelerini yeniden düzenleyerek mikroglia hücrelerini normal seviyeye çektiği ve hücrelerin enerji üretiminden sorumlu mitokondrilerin yeniden aktif hale gelmesini sağladığı bildirildi. Araştırmacılar, bu sürecin nöronların işlevini desteklediğini ifade etti.
İnsan Deneyleri İçin Hazırlık
Uzmanlar, elde edilen bulguların ardından yöntemin insanlar üzerinde denenmesinin planlandığını açıkladı. Özellikle hafif bilişsel bozukluk yaşayan bireyler üzerinde yapılacak çalışmaların, tedavinin etkinliğini ortaya koyması bekleniyor. ABD’de demans vakalarının önümüzdeki yıllarda artış göstereceği öngörülürken, bu tür çalışmaların hastalıkların seyrini değiştirme potansiyeli taşıdığı değerlendiriliyor.






