Dijital dönüşümün pozitif değeri: Akıllı otomasyon

Abone Ol

Akıllı otomasyon teknolojilerinin daha az çaba ile daha fazla değer sunması önümüzdeki dönemde geleneksel iş yapış şekillerinde büyük değişikliklere sebep olacaktır.

Bu haftaki yazımızda Dijital dönüşüm yolunda değişen ihtiyaçlara sürekli olarak uyarlanabilen strateji oluşturmayı, dijitalleşmenin getirdiği risklerin farkında olmayı ve tüm bunları yaparken teknoloji ile iç içe kalmayı sağlayacak bütüncül yaklaşımların konu alındığı ve 29 Nisan’da bir webinarla tanıtımı yapılan   Dijital Türkiye Platformu ve KPMG Türkiye iş birliğinde hazırlanan Dijitalleşme Yolunda Türkiye 2021 raporundan önemli bir teknoloji trendini   “Akıllı Otomasyon”u alıntıladık.

Akıllı Otomasyon

Akıllı otomasyon teknolojilerinin daha az çaba ile daha fazla değer sunması önümüzdeki dönemde geleneksel iş yapış şekillerinde büyük değişikliklere sebep olacaktır. Bulut uygulamalarının, blok zincirinin, bilişsel otomasyonun, doğal dil işlemenin ve daha fazlasının birleşiminden oluşan Akıllı otomasyonun tamamen yeni bir iş modeli oluşturması beklenmektedir. Akıllı otomasyondaki kilit nokta birden fazla yıkıcı teknolojinin aynı anda ve tüm süreçlerin birbiri ile entegre çalışabilmesidir. Akıllı otomasyonun sadece tek seferlik değil günlük hayatın bir parçası olarak kullanılması ile daha verimli sonuçlar elde ederken insanların değer yaratan işlere odaklanmasına olanak tanımak gerekmektedir.

Bu bağlamda baktığımızda dij,tal dönüşümün pozitif değeri olan Akıllı otomasyon raporda şu başlıklarla ele alınmış ve değerlendirilmiş:

  • RPA’dan Akıllı Otomasyona
  • Bulut Stratejisi
  • Akıllı Şehirler

RPA'dan Akıllı Otomasyona

Gelişen teknoloji yüzyıllardır insanların hayatını kolaylaştırmış ve yeni teknolojilerin yokluğunda şu an çok vakitlerini alabilecek işleri hem daha kısa sürede, hem de daha az hata ile yapabilmelerini sağlamıştır. Bunun ilk örneklerinden denebilecek sanayi devrimi ile yaklaşık 150 yıl önce üretim sistemleri kısmen otomatikleştirilmiş ve fabrikaların üretim kapasitelerinde ciddi bir artış sağlanmıştır. Yaklaşık 35 yıl önce yaygınlaşan elektronik iş sistemleri ile de kurumlar kağıt üzerinde gerçekleşen, takibi ve iletilmesi zaman alan süreçlerini elektronik ortama taşıyarak iş süreçlerini daha verimli ve hızlı hale getirmişlerdir. Daha sonra, gelişen ve dünyaya yayılan internet teknolojisi ile kurumlar ve kişiler artık dünyanın neresinde olursa olsun çalışma arkadaşlarına ve müşterilerine ulaşabilir hale gelmişlerdir. Aynı zamanda artan iletişim hızı ve geniş internet ağı sayesinde her kesim teknolojik gelişmeleri ve yenilikleri daha hızlı takip edip benimsemeye başlamışlardır. Günümüze yaklaştıkça gelişen teknolojiler insanların hayatlarını daha da kolaylaştıracak ve hatta günlük ve mesleki işlerini onların yerine yapabilecek hale gelmiştir. İngiliz matematikçi Katie Steckles’ın araştırmalarına göre günümüzde gelişen teknolojinin sağladığı kolaylıklar sayesinde insanlar her yıl günlük hayatlarındaki basit işler için harcayacakları iki haftadan tasarruf edebiliyorlar.

Teknolojinin iş hayatı ve günlük yaşama katkısının en güncel örneği olarak Akıllı Otomasyon teknolojileri gösterilebilir. Aslında çok uzun zamandır hayatımızda olan, evlerimizde kullandığımız temizlik robotlarından, fabrikalardaki araba üretiminde kullanılan üretim sistemlerine kadar geniş bir yelpazeye yayılmış olan otomasyon uygulamalarının yapay zeka teknolojileri ile birleştirilip neredeyse bir insan gibi karar alıp harekete geçer duruma gelmesi ile Akıllı Otomasyon olarak adlandırılan teknoloji ortaya çıkmıştır.

Akıllı Otomasyon hayatımızı değiştirdiği gibi iş dünyasını da hepimizin gözleri önünde değiştiriyor. Akıllı Otomasyon şirketi UiPath’in araştırmalarına göre görece yeni teknoloji çalışanların iş yapma hızlarını, kalitelerini ve hassasiyetlerini %90 arttırırken, verimliliği, çalışanların yeteneklerini tamamlayarak hiç görülmemiş seviyelere taşıyor ve kurum gelirlerinin %80 artmasını sağlıyor. İş gücünün dijitalleşmesinin hızlıca yaygınlaşması aynı zamanda geleneksel yöntemlerin de geride kalmasına sebep oluyor. Akıllı robotlar artık insanların yaptığı işleri daha hızlı ve geniş ölçekte yapabiliyor, hatta insanların yerine karar bile verebiliyor.

RPA mı?   Akıllı Otomasyon mu?

Robotik Süreç Otomasyonu (RPA), Akıllı Otomasyon denilen teknolojinin iş hayatında kullanımının öncüsüdür. Robotik süreç otomasyonu, çağrı merkezleri, muhasebe ve kalite kontrol gibi bölümlerde karşılaşılan, sürekli tekrar edilen ve basit kurallara dayalı işlerdeki kuralların robotlara öğretilmesi ve uygulanması ile sağlanır . RPA kullanılan süreçler genelde görece basit ve net tanımları olan ama çok tekrarlanan ve çalışanların başka işlere ayırabileceği zamanı aza indiren süreçlerdir. RPA teknolojilerini uygulamaya geçiren kurumlar hem işlerinin verimliliğini arttırmakta, daha kısa sürede daha fazla iş yapabilmekte, hem de çalışanlarının basit ve tekrarlanan işler yerine değer katabilecekleri işlere daha fazla vakit ayırabilmesini sağlamaktadır. RPA’nın günümüzde en sık karşılaştığımız örnekleri olarak, fatura ve gider işleme, veri girişi ve kontrolü, müşteri kayıtlarını işleme verilebilir.

Akıllı Otomasyon süreçleri, RPA süreçlerinin gelişmiş teknolojilerle donatılarak geçmiş verilerden öğrenebilen ve karar alabilen seviyeye getirilmiş halidir. Akıllı Otomasyon robotları RPA robotları gibi basit işleri kolayca yapabilmenin yanında belirli alanlarda uzmanlık veya insan görüşü diye tabir edebileceğimiz gerekliliklere sahip işleri de yapabilmektedir. Günümüzde akıllı robotlar raporlar hazırlayabilmekte, vergi bilgilerini kontrol edebilmekte, hukuksal araştırma yapabilmekte, yatırım tavsiyesi hatta tıbbi tavsiyeler bile verebilmektedir. Akıllı Otomasyona örnek olarak müşteri ile iletişim kuran sohbet robotları, müşteri dokümanlarını inceleyip bunlar üzerinden yaptığı analizleri müşteri ilişkileri yönetimi uygulamalarına kaydeden robotlar ve sigorta şirketlerinin kullandığı görüntülü hasar kontrol robotları verilebilir.

Akıllı Otomasyon Robotları ise RPA robotlarının yapay zeka teknolojisi ile buluşmasından ortaya çıkar, bir bakıma RPA robotlarının daha gelişmiş bir şeklidir. Akıllı Otomasyon robotlarına eklenen en önemli özellikler doğal dil işleme, derin öğrenme ve yapay zeka gibi gelişmiş
öğrenme algoritmaları kullanarak, ellerindeki geçmiş veriyi analiz edip her yeni girdi ile kendilerini geliştirmeleridir. Bu özelliklere sahip olan
Akıllı Otomasyon Robotları çalışma süreleri ve kullandıkları geçmiş veri miktarı arttıkça yaptıkları işi daha iyi öğrenebilir ve yeni verileri ve
durumları yorumlayabilirler. Bu sayede RPA robotları sadece net bir şekilde kuralları belirtilmiş basit işleri yapabilirken, onların yapay zeka teknolojisi ile birleştirilmiş şekilleri diyebileceğimiz Akıllı Otomasyon robotları karar verilmesi gereken ve belirsizlik içeren işleri de yapabilmekte ve değişen şartlara uyum sağlayabilmektedir. Örneğin, günümüzde geliştirilmiş robotlar hasta verilerini, veri tabanındaki diğer hastalarla ve tıbbi raporlarla karşılaştırarak tanı koyabilmekte ve onlara tedavi tavsiye edebilmektedir.

Akıllı Otomasyon ve katkıları

Akıllı Otomasyon ve yapay zeka kullanımı son dönemde her organizasyonun stratejik hedeflerinin en üstünde yer alıyor. KPMG’nin yaptığı bir araştırmaya göre kurumların %94’ü yapay zeka kullanımının kuruluşlar arası rekabette çok önemli bir yeri olduğunu düşünürken %60’tan fazlası Akıllı Otomasyon teknolojilerini aktif kullandığını ifade ediyor. Akıllı Otomasyonun bu kadar popüler olmasının en büyük sebebi, operasyonlardaki verimliliği kullanım andan itibaren hızlıca arttırması ve planlanan işleri bir insanın yapabileceğinden daha az maliyetle yapabilmesidir. Bu sayede Akıllı Otomasyon kullanan kuruluşlar hem verimlilik açısından hem de gider yönetimi açısından rakiplerinin önüne geçme fırsatı kazanır.

Bu teknolojiler sadece verimliliği arttırıp giderleri düşürmekle kalmaz, aynı zamanda Akıllı Otomasyon sayesinde kurumların yeni alanlarda ürün ve servis sağlamasına da imkan sağlar. Hatta günümüzdeki şirket liderlerinin üçte biri Akıllı Otomasyonu ileride gelirlerini arttırabilecek bir araç olarak görüyor. KPMG’nin araştırmalarına göre Akıllı Otomasyonu devreye sokan yöneticilerin %30’u Akıllı Otomasyonu aynı zamanda hizmetlerini geliştirmek için bir fırsat olarak görüyor.

İş verimliliğini ve hizmet kalitesini arttırmanın yanında Akıllı Otomasyonun, aynı zamanda kuruluşlarda yeni teknolojilere uyum sağlayamamış çalışanlarda ortaya çıkan beceri eksikliğini kapatacağı, çalışanların yeteneklerini arttırıp onlara vakit kaybettiren basit işlerle uğraşmak yerine katma değer sağlayabilecekleri işlere vakit ayırmalarını mümkün kılacağı şimdiden açıkça anlaşılıyor.

Akıllı Otomasyon planlama ve uygulaması

KPMG’nin 90 şirket arasında yaptığı uluslararası bir araştırmaya göre, araştırmaya katılan kuruluşların %60’ı, Akıllı Otomasyon sistemleri kullanırken %52’si bu sistemler için 10 milyon dolar’dan fazla yatırım yaptığını söylüyor. Bu durum bize gösteriyor ki Akıllı Otomasyonun beraberinde getirdiği faydaları kavrayan şirketler, kendi bünyelerinde Akıllı Otomasyon sistemleri oluşturmayı planları arasına almakta ve bunun için gerekli yatırımları yapmaktadır. Bu sistemlerin sağlığının, sürdürülebilirliğinin ve karlılığının sağlanması açısından kurumların belirli planlamalaryapması ve kendilerine iyi düşünülmüş yol haritaları çizmeleri gerekiyor. Kuruluşların Akıllı Otomasyon ile ilgili yol haritalarını çizerken kendilerine sormaları gereken üç soru var denebilir:

Neden Akıllı Otomasyon?

Akıllı Otomasyon yol haritasını çizerken kurumların yapması gereken ilk şey geliştirmeleri, bunların kurumlarda oluşturacağı değişiklikler ve bu değişikliklerin neden gerekli olduğu konusunda net bir vizyona sahip olmalarıdır. Bu vizyonu sağlamayıp Akıllı Otomasyonu sadece bir teknoloji entegrasyonu olarak gören kuruluşlar uzun vadede bu sistemlerden istedikleri faydayı alamayacaklardır. Bunun sebebi, Akıllı Otomasyon sistemlerinin entegrasyonunun aslında teknoloji, beceri ve organizasyon değişikliklerini gerektirmesidir. Bu vizyonun oturması için de yönetim ekibinin Akıllı Otomasyonu neden kullandığını, hangi süreçleri ne kadar geliştirmeyi amaçladığını iyice belirlemiş olması gerekmektedir. Bu sayede disiplinli ve programlı bir şekilde Akıllı Otomasyon entegrasyonu sağlanabilecektir.

 Neyin Akıllı Otomasyonu?

Akıllı Otomasyon süreçlerini benimseyen çoğu kurum ve kuruluş birçok Akıllı Otomasyon teknolojisine yatırım yapsa bile bu teknolojileri bir arada kullanmak yerine ayrı ayrı kullanıyor. Sahip oldukları teknolojileri ayrı ayrı kullanmak yerine eldeki teknolojileri birlikte kullanarak kurumlar kendi süreçlerini yeniden keşfedebilir ve önceden karşılaştıkları birçok problemi ortadan kaldırabilirler. Bunun yanında Akıllı Otomasyonu gerçekten bütüne yaymak ve her alanda kullanılır hale getirmek isteyen kurumlar bu teknolojileri iç operasyonlarında da kullanılabilir hale getirmelidir. Bu sayede Akıllı Otomasyon teknolojileri ve veri akışı açısından bir bütünsellik oluşabilir.

Nasıl Akıllı Otomasyon?

Akıllı Otomasyon teknolojilerini uygularken dikkate alınması ve gerçekleştirmesi gereken süreçler vardır. İlk olarak, iş süreçleri ve günlük operasyonların düzenleri, Akıllı Otomasyon teknolojileri ile entegre edebilecek bir yapıda tekrar kurulmalıdır. İkinci olarak üst yönetim tarafından gerekli liderlik ve maddi destek sağlanmalı bunun yanında sürecin yola çıkılma amacı göz önünde bulundurularak ekipler arası motivasyon sağlanmalıdır. Üçüncü olarak kurum içinde bilgi teknolojileri ve iş birimleri arasında beraber çalışma ve geliştirme kültürü arttırılmalıdır. Bu sayede yeni teknolojilerin hem iş prosedürleri açısından hem de teknolojik açıdan en doğru şekilde uygulanması sağlanır. Dördüncü olarak, Akıllı Otomasyon sadece belirli süreçleri otomatikleştirecek bir teknoloji olarak görülmek yerine, genel bir süreç iyileştirmesinde çok daha kapsamlı bir biçimde düşünülmelidir. Akıllı Otomasyon teknolojileri hayata geçirilirken yalnızca mevcut işlerin otomatize edilmeye çalışılması yerine aynı zamanda mevcut iş akışlarının daha dijital hale getirilmeye odaklanılması, yenilikçi ve verimliliği arttıracak çözümler üretebilmesine yol açar. Bu sayede iş akışlarının geliştirilebilmesi ileri dönemlerde uygulanabilecek yeni teknolojilere de zemin hazırlar. Beşinci olarak, Akıllı Otomasyon kullanacak kurumlar ellerindeki verileri iyi yönetmeli ve depolamalıdırlar. Bunun sebebi, bu veriler ile daha sonra geliştirilecek makine öğrenmesi ve yapay zeka uygulamalarına büyük katkılar sağlayabilir ve süreçler çok daha gelişmiş hale getirilebilir. Altıncı ve sonuncu olarak yeni işe alımlarda Akıllı Otomasyon entegrasyonu ve geliştirmeleri için gerekli yeteneklere sahip ve yeni süreç geliştirmelerinde yaratıcılığını ortaya koyabilecek çalışanların işe alınmasına özen gösterilmelidirler.

Akıllı Otomasyon kontrolü

Akıllı Otomasyon birçok konuda kurumlara ve çalışanlarına katkı sağlamasının yanında süreçleri geniş ölçüde değiştirdiği için dikkat edilmesi gereken unsurları da beraberinde getiriyor. KPMG’nin yaptığı bir araştırmaya göre Yapay Zeka ve Akıllı Otomasyon uygulamaları kullanan şirketlerin yaklaşık %34’ü bu uygulamaları  kontrol edecek doğru sistemleri kurmadıkları için iş süreçlerinde hatalar ile karşılaşıyorlar. Kuruluşlar öncelikle insanların yönettiği süreçleri robotlara devrettikleri için kendi içlerinde hataya sebebiyet verebilecek senaryoları türetmeleri ve bu durumlarda nasıl aksiyonlar alacaklarını belirlemeleri gerekiyor. Bunun için de sürecin baştan sona analiz edilip yapay zeka modellerinde ve programlarda hataya sebep olabilecek faktörlerin iş ekipleri ve yazılım ekiplerinin beraber çalışmasıyla belirlenmesi gerekir. Gerekli planlamaları yapan ve sorun çıkarma ihtimali olan faktörler belirlendikten sonra sistemlerini geliştirmeye başlayan kuruluşlar bu geliştirmeler sırasında sistemlerinin geçerliliğini ve doğruluğunu düzenli ve anlık olarak kontrol etmeli, bu kontrollerinin sonuçlarını raporlamalıdırlar. Bu raporların sonucunda sistemin güvenilirliği ve sağlamlığı kontrol edilmiş olur. Raporlarda karşılaşılabilecek hatalı durumlar için sistemin içine anında müdahale yapısı kurulmalı ve sistemin derin analizleri sonucu sürdürülebilir bir yapı için önlemler alınmalıdır. Bu önlemlerin sağlanması için geliştirmeler sırasında otomasyon sistemlerine gerekli iş kalitesi kuralları ve kontrol noktaları eklenmeli ve bu sistemler uygulamaya geçirildiğinde de kontrolün sürekli sağlandığından emin olmak gereklidir. Bu şekilde düzenli olarak takip edilen Akıllı Otomasyon sistemlerinin sağlıklı çalıştığının garantisi sağlanmış olur.

Akıllı Otomasyonda yapay zeka etiği ve verilerin korunması

Akıllı Otomasyon gibi yapay zeka teknolojileri yaygınlaştıkça şirketlerde ve regülatörlerde akıllı sistemlerin aldığı kararlardan kimin
sorumlu tutulması gerektiği hakkında soru işaretleri oluşabilir. İnsanların günlük hayatlarına bir çok fayda getiren Akıllı Otomasyon
teknolojilerinin matematiksel modellere ve kullanıcı verisine dayanan ve hatalara yol açabilen doğası gereği belirli kriterlere göre düzenli
olarak kontrol edilmesi gerekir. Bu kriterlerden ilki modellerin doğruluk payı denebilir. Doğruluk payı kriteri bir yapay zeka modelinin
ne kadar düzgün çalıştığını ve tahminlerinin ne kadar doğru olduğunu test ederken, doğruluk payı düşük olan modellerin kullanıma
sunulmasını engelleyebilir. İkinci olarak modeller kullandıkları verilerin dağılımına göre tahminlerde bulundukları kişilere özgü bazı özellikler içinde önyargılar geliştirebilirler. Bu tarz önyargıların önüne geçildiğinden emin olunması için modellerin sonuçlarının düzenli kontrolü gereklidir. Akıllı Otomasyon sistemlerinin gelişimi yoğun bir veri ihtiyacı gerektirdiği için bu iki kriteri değerlendirmenin yanında kurumların aynı zamanda içlerindeki veri akışını da denetlemeleri, kişisel verilerin yasal çerçevede ve sadece gerekli bölümlerde kullanıldığından emin olmaları gereklidir. Burada bahsettiğimiz kriterler şirketler tarafından kendi içlerinde uygulanabileceği gibi aynı zamanda regülatörlerin de yapay zeka ve veri kullanımı için belirli bir çerçeve çizip şirketlere yol göstermesi gereklidir . Bu sayede yapay zekanın dönüştürücü etkisi insanların hayatları üzerinde çok daha güvenilir ve hızlı bir şekilde görülebilir.

Bulut Stratejisi

Bulut Stratejisine genel bakış

Giderek güçlenen ve büyüyen bilişim sektörü, dijital dönüşüm çözümleri ile sadece bireyleri ve kurumları dönüştürmekle kalmıyor aynı zamanda sektörleri yeniden şekillendiriyor. Bu kapsamda dönüşen iş dünyasıyla birlikte, hiçbir gelişmeyi atlamadan evrim geçirmek büyük önem taşıyor. Dünyada çeşitli sektörlerde birçok kurum, bulut teknolojisini kullanmaktadır. Bununla beraber Türkiye’de de mevcut durumda kamu, enerji, eğitim, perakende, lojistik, otomotiv, tekstil, turizm sektörlerindeki birçok kurum bulut teknolojisini kullanmaktadır. Bulut bilişim, bilgi işlem hizmetlerinin (sunucu, depolama, veri tabanı, ağ, yazılım, analiz ve makine zekası dahil) internet üzerinden sağlanarak daha hızlı yenilik, esnek kaynaklar ve ekonomik ölçeklendirme sunulması anlamına gelir. Günümüzde çoğu kuruluş, önemli bir sermaye harcaması
olan ve olmaya devam edecek olan bilgi teknolojileri(BT) yazılım ve donanımlarını satın alıyor ve sahipleniyor. Bulut bilgi işlem, bu tür
kuruluşların herhangi bir zamanda ihtiyaç duyulabilecek kaynaklara erişmesini sağlayarak, bir BT altyapısının veya veri işleme merkezlerinin
kapasitesi, satın alınması ve bakımı ile ilgili sorunları önemli ölçüde ortadan kaldıran bir çözümdür. Bulut bilişim hizmetlerini kullanmak, yalnızca gerekli BT altyapısını ve işlevlerini sağlamada bir değişiklik değil, aynı zamanda tüm kuruluşun çalışma biçiminde bir değişiklik anlamına gelir. Bulut hizmetlerini kullanan kuruluşlar, BT kaynaklarının hacmini ve bunlara erişimi gerektiğinde daha esnek ve gerçek zamanlı olarak ayarlayabilir. Ayrıca yeni çözümleri veya işlevleri uygulamak için gereken zamanı da en aza indirebilirler. Bulut bilişim hizmetlerini kullanmak, kuruluşların maliyet yapılarını (sermaye harcamalarına karşı işletme maliyetleri) etkilerken BT kaynaklarını yönetmelerine olanak tanır. Sağladığı bu özellikler sayesinde birçok kuruluş buLut hizmetlerinden faydalanmaktadır ve ileride faydalanmaya devam edecektir. Bu
bağlamda Genel bulut hizmetleri pazarının 2022'ye kadar pazar gelirinin yaklaşık 362,3 milyar ABD dolarını aşması beklenmektedir. Bulut bilişim geçiş süreci beraberinde bazı zorluklar da getirmektedir

Bulut bilişime geçiş aşamasında tüm zorlukların üstesinden gelmek için iş odaklı ve teknoloji odaklı dönüşüm arasındaki noktaların birleştirilmesi gerekmektedir. Uygulama aşamasında karşılaşılacak iş süreci ve uygulama modernizasyonu, düzenleme ve uyumluluk gereksinimlerinin karşılanması, çalışma modelinde ortaya çıkabilecek değişikliklerin yönetilmesi, eski rasyonalizasyonlar, kültür değişimi gibi zorluklar dikkate alınarak hem iş liderliğinde hem de teknoloji liderliğinde bütünsel bakış açısıyla buluta geçiş yönetilmelidir. İş liderliği bulut dönüşümü bulut iş dönüşümü, bulut BT dönüşümü, bulut veri geçişi aşamalarını içerir. Bu aşamalar bulut stratejisi ve vizyonunu belirlenmesi, iş senaryolarının hazırlanması, çoklu bulut&hibrit strateji tasarımı, hedef mimarilerin belirlenmesi süreçlerini içerir. Bu yapıların belirlenmesinin ardından dönüşüm aşamasında mükemmeliyet merkezi yaklaşımı ile bulut dönüşüm uygulanmalıdır. Bu aşamaları uygulanan bulut dönüşümün işletilmesi ve optimize edilmesi, korunması ve değişiklik yönetimi takip eder. Bu sayede oluşan yeni yapının korunması yönetilmesi ve uyumluluğunun oluşması sağlanır. Bulut bilişim sağlayıcıları dört temel modele göre hizmetlerini sunarlar;


Özel Bulut: Özel olarak tek bir işletme veya kuruluş tarafından kullanılan bulut bilişim kaynaklarından oluşur. Özel bulut, kuruluşların tesis içi veri merkezinde fiziksel olarak bulunabileceği gibi üçüncü taraf bir hizmet sağlayıcı tarafından da barındırılabilir. Ancak özel bulutta, hizmetler
ve altyapı her zaman özel bir ağda bulunur; donanımlar ve yazılımlar yalnızca kuruluşunuza ayrılmıştır.


Altyapı hizmeti (IaaS): Hizmet olarak sunulan altyapı (IaaS), tedarikçinin kullanıcılara sunucu, depolama, ağ gibi bilişim kaynaklarına erişim verdiği bir bulut bilişim modelidir. Kuruluşlar bir hizmet sağlayıcının altyapısında kendi platformlarını ve uygulamalarını kullanır.


Platform hizmeti (Paas): Hizmet olarak sunulan platform (PaaS) bulut bilişim modeli, kullanıcılara uygulama geliştirecekleri, uygulamaları
yönetecekleri ve sunacakları bir bulut ortamı sağlar. Kullanıcılar, depolama gibi bilişim kaynaklarının yanı sıra, kendi uygulamalarını geliştirmek, özelleştirmek ve test etmek için önceden oluşturulmuş araçları da kullanabilir.

Yazılım hizmeti (SaaS): Hizmet olarak sunulan yazılım (SaaS) bulut bilişim modeli, kullanıcıların bir tedarikçinin bulut tabanlı yazılımlarına erişmesini sağlar. Kullanıcılar uygulamaları yerel aygıtlarına kurmaz. Uygulamalar, web veya bir API üzerinden erişilebilen, uzak bir bulut ağında bulunur. Kullanıcılar, uygulamaları kullanarak verileri depolayabilir, analiz edebilir ve projeler üzerinde işbirliği yapabilir.

Bulut altyapı hizmetleri pazarının küresel geliri 2019'da yaklaşık 96 milyar ABD doları olarak gerçekleşti ve 2020'nin dördüncü çeyreği de dahil
olmak üzere son on iki aylık dönemin gelirleri 129 milyar ABD doları oldu. Pazar, 2020’nin ilk çeyrek bazda gelirinde istikrarlı bir artış gördü ve ikinci çeyreğinde ilk kez 30 milyar ABD doları sınırını geçti. Bu eğilim, bulutun yükseldiği 2020'nin dördüncü çeyreğinde de devam etti. altyapı hizmetleri gelirleri 37 milyar ABD dolarına ulaştı. Özel sektöre ek olarak devletlerde bulut stratejisini kullanmaktadırlar. Birleşik Krallık' taki kamu sektörü kuruluşlarının yüzde 32'si bulut hizmetlerinin kullanımına ilişkin politikalarının genel bulut ve özel bulutun bir karışımı olarak kullanmaktadır. Hükümetlerin bilişim stratejilerinde özelleşmesinin arkasında akıllı ucuz ve daha çevreci olma mantığı yatmaktadır. İdeal olarak, merkezileştirilmiş bulut veri merkezleri, rüzgar, güneş veya hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları tarafından desteklenmelidir. Enerji verimliliği açısından bakıldığında, daha az fiziksel ekipmanın takılı olduğu bir veri merkezi daha az elektrik tüketecektir. Çoklu kiralama, birçok farklı kuruluşun (genel bulut) veya aynı kuruluş (özel bulut) içindeki birçok farklı iş biriminin ortak bir bulut tabanlı altyapıdan yararlanmasına olanak tanır. Bu da daha az sunucu daha az soğutma ve alan gereksinimi anlamına gelir. Sonuç: enerji kullanımı ve altyapı kaynaklarında muazzam verimlilik ve ölçek ekonomileri. Bu nedenle bazı özel stratejik alanlar tanımlanmıştır;

  • "Kamu Bulutu (G-Cloud)" - bulut bilişimin kullanılması, Devlet BİT kaynaklarının kullanımını gerçekleştirir (örneğin. yetenekleri, güvenliği artırmak, maliyetleri düşürmek ve uygulama süreçlerini hızlandırmak için).
  • "Veri Merkezi Stratejisi" - devlet tarafından kullanılan birkaç yüz veri merkezini konsolide etmek ve sayılarını 12'ye düşürmek.
  • "Kamu Uygulamaları Mağazası (G-AS)" - maliyetleri düşürmeyi ve satın alma süreçlerini hızlandırmayı amaçlayan devlet kurumları için bir çevrimiçi uygulama mağazası kurmak.
  • "Paylaşılan Hizmetler" - kaynak paylaşımı ve bulutta aynı uygulamaların birçok kamu yönetimi birimi tarafından, özellikle de İK, finans ve satın alma alanlarında kullanılması.
  •  Bu alanlara ek olarak, Kamu Bulut Stratejisi (G-Cloud) kamu sektörü kuruluşlarında satın alma sürecini değiştirmeyi ve BİT kaynaklarını kullanmayı amaçlayarak şu varsayımlara dayanır:
  •  Çeşitli son kullanıcı cihazlardan (taşınabilir bilgisayarlar, akıllı telefonlar, tabletler) erişilebilen paylaşılan hükümet kaynakları, altyapı, yazılım ve bilgiler
  •  Ağ bağlantısı üzerinden iletişim (İnternet) sağlanması
  •  Pahalı sipariş sistemlerin kullanımının durdurulması
  •  Ucuz, standart ve diğer sistem uygulamaları ile uyumlu satın alma ve kullanım değişiklikleri
  •  Satın alınan bir uygulama diğer hükümet birimleri tarafından yeniden kullanılmalıdır
  •  Sadece devlet idaresi tarafından gerekli görülen hizmetlerin satın alınması
  •  Belirli bir çözümün kullanım yoğunluğu ile bağlantılı taşıma maliyetleri düzenlenmesi
  •  Ayrıca hizmetlerin ölçeklenebilirliğini ve değişen gereksinimlere hızlı uyum sağlamayı amaçlamaktadır
  •  Bir uygulamayı veya sağlayıcıyı değiştirme olasılığını sağlamayı amaçlayan uygun bulut bilişim standartlarının sağlanması
  •  Mümkün olduğunda genel buluta dayalı bir çözüm seçme ilkesi -ancak her zaman kabul edilebilir risk seviyesinin sağlanması ve seçilen çözümlerin belirli bir alana atanan bilgi güvenliğiyle ilgili tüm gereksinimleri karşıladığının kanıtlanması gerekir

Bulut Strateji unsurlarının hayata geçirilmesi sürecinde odaklanılan bulut bilişim stratejisi 12 anahtar bileşeni içerir. Bunlar şu şekildedir;



Buluta geçişte zorluklar

Bulut, net bir bulut stratejisi oluşturulmasını ve iş hızında ölçeklendirme için çeviklikle iş yapmanın tamamen yeni yollarını mümkün kılar. Kuruluşların bulutun benimsenmesi sırasında oluşabilecek iş aksaklıkları ve bulutun geniş kapsamı nedeniyle oluşabilecek zorluklar vardır. Bulut strateji ve vizyonunun belirlenmesi aşamasında SaaS, PaaS ve IaaS gibi süreç türleri ve yeni modeller aracılığıyla bulut ürünlerini ve hizmetlerini nerede, ne zaman ve nasıl etkili bir şekilde kullanılacağını belirlemek, iş ve BT ekipleri arasındaki işbirliğini teşvik eden ve nihayetinde uyumlu bir strateji sunan lider iç görülerden ve uyarlanmış hızlandırıcılardan yararlanmış bir yapı kurmak üstesinden gelinmesi gereken bazı adımlardır. Mevcut durumun anlaşılması ve duruma uygun adımlar atılması bu kapsamda oluşacak değişikliklerin tanımlanması ve iş zorluklarıyla uyumlu olacak şekilde değişimin yönetilmesi gerekmektedir. Doğru işletim modelini tanınmaz ve sunulmazsa, Bulut Stratejisinin gerektirdiği ticari faydalar sağlanmayacaktır ve hizmetleri yönetmek için genel giderlerin atma riski ortaya çıkacaktır. Bu nedenle gerekli olacak ticari organizasyon değişikliklerini desteklemek için kıdemli paydaşlarla birlikte çalışılması gerekmektedir. Buluta geçiş aşamasında bulut seçeneklerini değerlendiren ve bir bulut geçiş stratejisi oluşturan kuruluşların, geçiş için adayları rasyonelleştirmesi gerekir. Ayrıca kapasite, hizmet seviyesi veya ölçeklenebilirlik zorluklarıyla da karşı karşıya olabilirler. Sonuç olarak, hizmet seviyeleri eksik olabilir. Kurumlar arası strateji dizileriyle uyum eksikliği, farklılaşmaya, birlikte çalışabilirliğin zayıf olmasına, tekrarlara ve kafa karışıklığına yol açacaktır. Bu kapsamda halihazırda yürürlükte olan yönetişim mekanizmalarından yararlanılarak kapsamlı bir iş senaryosu oluşturmak için iş, uygulama, teknik ve finansal verilerin tanımlanması, mevcut yeteneklerin değerlendirilmesi ve optimizasyon fırsatlarının belirlenmesi, teknoloji yığınlarının,modellerinin kavramsal ve mantıksal görünümlerinin geliştirilmesi, buluta geçiş kapsamının ve hedeflerinin tanımlanması, buluta geçiş seçenek, strateji ve yol haritasının tanımlanması gerekmektedir. Buluta geçiş sırasında farkında olunması gereken diğer bir parametre güvenli buluttur.

Şekil : Bulut Güvenliği, Riski Ve Uyumluluğuna Yönelik Üst Seviye Bir Yol Haritası

Bilgi Güvenliği, kurum ve organizasyonların değerli ve gizli olarak nitelendirilen veri ve bilgilerinin korunmasında çok önemli bir görev üstlenmiştir. Bu noktada, kurum ve organizasyonlar, Bilgi Güvenliği hususunda azami dikkat etmeli, gerekli tedbirleri yerinde ve zamanında almalıdır. Mayıs 2020 yılında siber güvenlik uzmanlarıyla yapılan çalışma sonucunda katılımcıların       %66-69 arası en önemli bulut güvenliği endişelerinin veri kaybı ve veri sızıntı dolayısıyla veri gizliliği konusu olduğunu belirttiler. Bu durumun önemine dikkat çekmek ve bilgi güvenliğini geliştirecek gerekli çalışmaları yapmak üzere, birçok yönetim ve organizasyon, bazı önemli akreditasyonlar, standartlar ve yasal düzenlemeler oluşturmuştur.

Akreditasyonlar ve standartlar

Akreditasyonlar, standartlar ve yasal düzenlemeler bilgi güvenliğinin sürekliliği, kaynakların doğru şekilde kullanımı ve güvenlik
uygulamalarının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bir çok ülkede olduğu gibi özellikle Amerika, Avrupa ve Global ölçekli uyum ve regülasyon
organizasyonları ile Bulut bilişim için uyum ve güvenlik konuları üzerine ciddi çalışmalar yapılmış, kurumlar oluşturulmuş, roller tanımlanmıştır.
Bunların bir kısmını ifade etmek ve örneklemek gerekirse: Üçüncü taraf bulutlarına güvenmek, güvenlik endişelerine yol açmıştır, bu nedenle bulut satıcıları resmi üçüncü taraf güvenlik değerlendirmelerini (ISO, SOC, FedRAMP) daha sık üstlenmişlerdir. Resmi üçüncü taraf güvenlik değerlendirmelerinin ortaya çıkması bazı standartları beraberinde getirmiştir.

HIPAA: İnternet uygulamaları ya da elektronik sistemler vasıtasıyla, bireylerin korunmuş sağlık bilgilerini aktaran organizasyonlar, HIPAA
standartlarının yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadırlar. Buorganizasyonlar, ilaç mağazaları, eczaneler, kaza ve sağlık sigortaları,
tıbbi hizmet planı veren şirketler, tıbbi cihaz satan ve kiralayan şirketler, bireysel hekim klinikleri, hastaneler vb. gibi organizasyonlar olabilir.
HIPAA, bireylerin korunmuş veya korunması gereken sağlık bilgilerini mahremiyete ve güvenliğe uygun olarak geliştirilen bir takım idari,
fiziksel ve tekniksel ihtiyat standartlarıdır. Bu standartlar ve özellikleri aşağıdaki gibidir.

İdari İhtiyatlar: Uyum süreçlerini yöneten bir idari yönetici ve bir uyum politikasını kapsamaktadır.

Fiziksel İhtiyatlar: Sağlık bilgilerini içeren fiziksel cihazların korunaklı olmasının sağlanması.

Tekniksel İhtiyatlar:  Sağlık dataları üzerine alınabilecek siber güvenlik önlemleri ve sağlık verilerinin şifrelenmesi gibi veri gizliliğini ve güvenliğini sağlayacak her türlü teknolojik önlemlerdir.

 NIST(National Institute of Standards and Technology): Her ne kadar Amerika’daki federal kurumlar için zorunlu olsa da tüm kurumların
rehber olarak kullanabileceği ve faydalanabileceği niteliktedir. NIST temel amacı, hassas verilerin ve fikri mülkiyet haklarının korunması,
birden fazla bilgi kaynağının bağlı olduğu ağların korunması, varlıkların ve verilerin sorumluluğunun atanması ve hesap verilebilirliğin
sağlanmasıdır.

Yurt dışından örnek vermek gerekirse ABD’de Federal kurumların Beyaz Saray ve Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) gerekliliklerine uygun bulut hizmetlerini ve ürünlerini güvence altına almaları için bir çerçeve sağlayan hükümet çapında bir programı bulunmaktadır. Programın temel amacı; kurumların, BT’yi modernize etmeye yardımcı olmak için güvenli bulut hizmeti teknolojileri elde edebilecekleri yeniden kullanılabilir bir güvenlik yetkilendirme modeli sağlamaktır.

Program, Federal bilgilerin gerekli Federal güvenlik standartlarını karşıladığından emin olmak için bulut hizmetlerinin sağlanmasına,
maliyetlerin azalmasına, Federal hükümetin bulut bilişimin benimsenmesini hızlandırmasına odaklanır. Federal hükümetle çalışmak isteyen bulut sağlayıcılarının çalışanların arka plan soruşturma gereklilikleri, verilerin şifrelenmesi, BT varlıklarının fiziksel güvenliği sistemlerinin tüm yönlerini kapsayan NIST standartlarını ve gereksinimlerini takip etmeleri gerekmektedir. Federal kurumlar, bilgi sistemlerini Federal Bilgi Güvenliği Yönetimi Yasasına (FISMA) uygun olarak değerlendirmek ve yetkilendirmek zorundadır. Program FISMA ile uyumludur ve NIST’in 800-37 numaralı özel yayınına (NIST SP 800-37) dayanmaktadır. Program, bulut bilişimin benzersiz güvenlik gereksinimleriyle ilgili bir dizi kontrol geliştirmesi ile NIST temel kontrollerine (Revize edildiği gibi NIST SP 800-53) dayanan düşük ve orta güvenlik etki seviyesi sistemleri için bir dizi kontrol tanımlar.

 ISO / IEC: ISO/IEC standardizasyonu; kurumların bilgi varlıklarının risk düzeyini tanımlamak, analiz etmek ve ele almak gibi adımlardan oluşan bir bilgi güvenliği yönetim sistemi olarak tanımlanmaktadır. Bu standart; kurumların güvenlik düzenlemelerinin tehditler, zafiyetler ve iş etkileri gibi hassas güvenlik konularında yaşanan değişimlere ayak uydurabilecek şekilde ayarlandığının kontrol edilmesini sağlar. ISO/IEC standardı içerisinde kapsadığı konulara göre farklı kodlarla ayrılmıştır.

Şekil: Bulut Bilişim Kapsamındaki ISO Standartlar

Küresel örnekler

Türkiye içerisinde hükümetin bulut bilişimle ilgili dönüşüm isteği bulunmaktadır ve bununla ilgili bazı geliştirme adımları atmak istemektedir. Bu kapsamda Türkiye hükümeti G-Cloud dönüşümü isteğine sahiptir ve hükümet tarafında first cloud ile ilgili bulut dönüşüm hedefi bulunmaktadır. Bulut dönüşüm hedefinin uygulanması için uygun akreditasyon ve standartların belirlenmesi ile birlikte satın alma süreçleri tanımlarının yapılması, istisna kurumlarını belirlenmesi, bulut dönüşüm ve bulut göç için yol haritası ve framework çalışması yapılması beklenmektedir.

Satın Alma

Bulut teknolojisi hizmet veren bir çok firma bulunmaktadır. İlk bakışta bu firmalar benzer hizmetler verdiği görünse de en iyi sağlayıcıyı seçmenin yolu ihtiyaçların farkında olmaktır. Doğru karar, her zaman belirli iş gereksinimleri ile minimum beklentilerin derinlemesine bir analizinin ve sağlayıcıların özellikler, fiyatlandırma, itibar, güvenlik ve diğer faktörler açısından değerlendirilmesinin birleşiminden oluşur. Bulut teknolojisi pazarında karar verebilmek için pazar içindeki firmaların farklı kriterlerde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme için global market servisinin oluşturulması bunu oluştururken belli akreditasyon koşullarına uyulması ve standartların belirlenmiş servis sağlayıcılarının olması gerekmektedir. Daha sonra oluşturulan bu koşullar ve standartlara göre skorlama işlemleri gerçekleştirilerek optimum ihtiyaçlar doğrultusunda kurumun optimum servis sağlayıcının belirlenmesi ile ilgili bir platform oluşturulmalıdır. Belirlenen kriterler doğrultusunda en iyi puanı alan firmanın seçilmesi ve satın alma işleminin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu sayede teknoloji, destek, veri güvenliği, performans, entegrasyon gibi konularda güven ilişkisi oluşmuş olacaktır

Akıllı Şehirler

Bir şehri çekici yapan unsurlar yaşam kalitesi, sosyokültürel ortamları, barındırdığı ekonomik fırsatlar, sağlık ve eğitim hizmetleridir. Ancak
şehirlerde toplanan kalabalık ile birlikte sorunlar da ortaya çıkmaya başlar; trafik, gelir dengesinde bozulmalar, sağlık ve eğitim gibi temel
hizmetlere ulaşımda sıkıntı gibi. Bu kalabalığın yarattığı dinamiği, dijital veri analiz yöntemleriyle şehir hayatının kalitesini arttırmak için
kullanan şehirler akıllı şehirlerdir. Hızla hayatımıza giren teknoloji akımları arasında, sokakta ve gündelik hayatımızda bizleri en çok etkileyecek olanlardan biri de akıllı şehirlerdir.

Akıllı Şehir nedir?

Günümüzde her bireyin, cep telefonları aracılığıyla dijital dünyada yer almasıyla ve hizmet için sunulan kamusal alanlar ve araçların da
aynı dijital dünyanın bir parçası haline gelmesiyle insanların gelişen ihtiyaçlarına yönelik akıllı sistemleri kurabilecek imkanlara sahip
olduk. Akıllı şehirlerde bu şekilde birbirinden bağımsız gibi görünen bu parçaların uyum içinde çalışarak şehirde yaşayan ve hareket eden
insanların yaşam kalitesini arttırmak ana amaçtır. Nesnelerin interneti (IoT) teknolojisi ise akıllı şehirlerin temel yapısını oluşturur.
Akıllı şehirler her bir kamusal parçası teknoloji aracılığıyla birbirleriyle entegre olmuş, tek bir yaşayan organizma gibi davranan modern yaşam
alanlarıdır. Toplu taşıma, yeşil alanlar, hem yaya hem de araç yolları, şehir aydınlatmaları, hizmet altyapısı ve hava durumu gibi bir çok
kamusal parçasının birbirleriyle, kilit noktalara yerleştirilen sensör ve kamera gibi dijital veri toplama araçlarıyla iletişim halinde olması ve toplanan bu verilerin merkezi ve akıllı bir sistemle analiz edilip gerekli aksiyonların alınması sağlanır.

Akıllı Şehirlerin ne faydası vardır?

Bir şehirde, kağıt üzerinde yapılan planlar yerine yapay zeka aracılığı ile yönetilen bir toplu taşıma sistemi hayal edin. Araçlardaki talep
eğrilerini ve trafik yoğunluğunu inceleyerek toplu taşıma planı yapan, buna bağlı olarak hava kalitesini de analiz ederek gerekli yeşil alan
planlamasını yapan, hava durumunu inceleyerek gerek yeşil alanların bakım ve sulama çalışmalarını, gerek trafik öngörüsü planı çıkararak
aşırı yoğunluk durumlarında aksiyon alınmasını ve aksiyon planlarının önceliklendirilmesini sağlayacak merkezi bir akıllı sistem düşünün.
Akıllı şehirlerin amacı yalnızca gündelik hayatlarımızın zor durumlarda aksamasını önlemek değil, ayrıca gündelik hayatımızı kolaylaştırmak
da olmalıdır. Hayatın evrilmesiyle, elektrik, su, internet gibi alt yapı geliştirmeleri gerektiren ihtiyaçlardaki değişimi izleyen ve kapasite
aşımını önceden öngörebilen akıllı şehirler ile o şehrin insanlarının ihtiyaçlarının aksamadan devam etmesi ve hatta verimli bir şekilde
iyileştirilmesi mümkündür. Ayrıca alt yapı hizmetlerinin sağlıklı birşekilde izlenmesi ile şehrin her alanındaki emlak fiyatlarındaki büyük
dalgalanmaların da önüne geçmek mümkündür.

İlk uygulamalar

Şehirlerin dijitalleşme süreçlerindeki ilk adımlarından birini toplu taşıma sistemlerinde gelişmelerle gördük. Akıllı duraklar sayesinde beklediğimiz otobüsün anlık olarak bulunduğumuz duraktan kaç dakikalık mesafede olduğu takip edebiliyoruz. Ayrıca dijital bilet olarak kullandığımız toplu taşıma kartları sayesinde hizmet veren birimler sık kullanılan hatları, günlük talep eğrilerini ve ana aktarma noktalarını takip edip ek kapasiteye ihtiyaç duyulan servis noktalarını kolayca tespit edebilmektedir. Hatta aksi yönde atıl kapasite bulunan alanlarda da verimlilik arttırıcı veya maliyet düşürücü kararları daha rahat alabilmekteler.

Trafikte dijital yöntemlerinden karayollarındaki araç trafiğinin takibi amacıyla da yararlanılmaktadır. Her bir birey cep telefonlarına indirdikleri
uygulamalar sayesinde şehir için karayollarındaki trafik yoğunluğu görebilmekte ve böyle rotasını bu veriyi kullanarak belirleyebilmektedir.
Akıllı şehirler, bireylere veri sağlayarak şehir içindeki hareketlerini planlama desteği sunmak gibi direkt etkileşim ile sağladığı desteğe
ek olarak, bireylerle etkileşime girmeden çevre ve kamusal alanların bakımı ve düzenlemesi gibi hizmetlerde de yaşam kalitesini arttırır.
Örneğin, yeşil alanların sulanmasında toprak içindeki sensörler ile toprağın nem oranı takip edilerek hem fazla sulamanın önüne geçilerek
su israfı engellenir, hem de doğru sulama ile yeşil alanların kuruyup zarar görmesinin önüne geçilir.

Dünyada ve Türkiye’de uygulamalar

Ülkemizde akıllı şehir uygulamalarının İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerin yakın vadeli planları arasında yer alması ile birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da bu yöndeki eylem planını yayınlamıştır. Ayrıca T.C. Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından başlatılan “Ulusal Veri Sözlüğü” ve “Açık Devlet Verisi Platformu” çalışmaları bu konuda da önemli bir kaynaktır. Akıllı şehirler konusunda sivil toplum kuruluşları da çalışmalar yürütmektedir. TBV’ nın 2015 senesinde Türkiye Akıllı Şehir Uygulamaları mevcut durum analizi, 2016 senesinde Akıllı Şehirler Yol Haritası 2017-2020 tarihleri arasında Çanakkale şehri özelinde yapılan Akıllı Şehir çalışmaları önemli örneklerdir. Bu ve benzeri çalışmaların uygulanmaları durumunda, GSMH da artış, enerji tüketiminde düşüş, ulaşım ve trafik optimizasyonu gibi pek çok faydayı beraberinde getirmesi beklenmektedir. Küresel açıdan baktığımızda da diğer ülkelerin, şehir yöneticilerini ve ilgili kamu görevlilerini akıllı şehir uygulamaları için artan hızda teşvik ettiğini görmekteyiz. Bu ülkeler arasında göze çarpanlar arasında Hindistan  yer almaktadır. Avrupa Birliği de bu yöndeki girişimleri desteklemektedir.

Avrupa Komisyonu aracılığıyla kurulan ‘Smart Cities Marketplace’ platformu akıllı şehirleri geliştirmek için ilgili endüstri, akademi ve
kamu yetkililerini bir araya getirmek ve bilgi paylaşımını kolaylaştırarak akıllı şehirlerin gelişimini hızlandıran bir faktör olmaktadır. ‘Smart
Cities Counsil’ de dünyadaki tüm akıllı şehir yetkililerini çatısı altında buluşturuyor.

Kişisel verilerin kullanımı

Akıllı şehirlerle ilgili akla gelen ilk sorulardan biri de teknolojik altyapısının kişisel verilerimize ulaşıyor olması ve bununla bireyler olarak barışık olup olmayacağımızdır. Konumumuz, gün içindeki planlarımız ve davranış şekillerimizin kamusal uygulamalarda kullanılacağı bu yapılarda neleri kişisel veri olarak kabul edeceğimiz, kişisel verilerimizin nasıl toplanıp hangi aşamalarda işleneceği hukuksal olarak netleştirilmesi gereken konulardır. Büyüyen şehir nüfusları ile gelen şehir yaşamı sıkıntılarından kurtulmak için dijitalleşme özverisinde mi bulunacağız, veya bunu gönüllü ve bilinçli olarak tercih mi edeceğiz?


Giderek ilgi toplayan veri bilimi uygulamalarının diğer alanları gibi akıllı şehirlerde de verilerimizin yalnızca makineler tarafından görülmesinin
teknolojik olarak sağlanması mümkündür. Bu durumlarda insan gözünden korunan verilerimizin kullanımında bireylerin bakış açısı da
teknolojiye uyum sağlamaktadır. Dijitalleşme süreçleri gösteriyor ki, verilerin kullanım alanları hukuksal olarak sınırlanıp kurallara bağlandığı
sürece birçoğumuz sanal dünyanın getirilerini kollarımız açık bir şekilde bekliyoruz.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı Dr. Ali Taha Koç’un geçen yıl Akıllı Şehirler ve Belediyeler Kongre ve Sergisinde
“sahip olduğumuz büyük verinin anonimleştirilerek, kullanılabilir bir forma dönüştürülmesi” konusundaki vurgusu da ülkemizde de bu yönde
çalışmaların ilerlediğini göstermektedir.

 Akıllı Şehirlerde gelecek

Kamusal alanların ve hizmet araçlarının dijital dünyaya taşınması ile akıllı şehirler için ilk adım atılmıştır. Ancak bu verilerin görülebilir kılınması ve bireylerin kullanımına sunulması yalnızca ilk adımdır. Gerçekten akıllı, yani düşünen bir şehir için yapay zeka metotlarıyla bu verilerin ortak bir merkezde işlenip birbirlerini de beslemesi gerekir. Örneğin, yağmur kanallarındaki su oranı yalnızca altyapıdaki olası kapasite aşımını takip etmek için değil, artan yağış ile etkilenebilecek mahalleleri, yaşam alanlarını hatta kara yollarını öngörmeye yardım etmeli ve aynı merkezi sistemden yönlendirme ile oluşabilecek aksaklıkların önüne geçilmelidir.

Akıllı şehirler aynı zamanda yenilenebilir enerji için geniş fırsatlar sunmalıdır; yenilenebilir enerji kaynakları için en uygun konum ve potansiyelin şehirden toplanan veri ile belirlenebilir olması gerekir. Örneğin, rüzgar alan alanlar, ışıma oranı yüksek olan güneş enerji santrali yatırımına uygun alanlar, çöp ve katı atıklardan elektrik üretimine imkan sağlayan biyokütle tesisleri, yağmur suyunun toplanabileceği alanlar, olası ihtimallerin en yalın örnekleridir. Gündelik yaşama desteğine ek olarak akıllı şehirler suçların önlenmesi, gerçekleştiği durumlarda hızlı tespiti ve uzun vadede kontrolüne de geniş olanaklar sağlayacaktır. Akıllı aydınlatma altyapısı, kilit noktalara yerleştirilen imdat butonları hali hazırda uygulanan yöntemlerdir. Sensör ağı en akıllı veri işleme yöntemleriyle geliştirilecek yeni yöntemlerle bu konuda da akıllı şehirlerin sağladığı büyük bir avantaj vardır. Bu da büyük şehirlerin en korkulan sorunlarından birine akıllıca bir çözüm ve şehir yaşamı kalitesinde belirgin bir artış demektir. Akıllı şehirlerin gündemimize en yakın faydalarından biri de salgın hastalıkların takibidir. Yine dijital veri toplama yöntemleriyle salgın hastalıkların en çok bulaş yaptığı ortamlar ve hareket alanları anlık olarak izlenebilir. Kalabalık ortamların hava kalitesi, temiz hava akışı, ortam sıcaklığı gibi veriler uygun sensörler yardımı ile toplanabilir ve aynı şekilde kalabalıkların en çok oluştuğu noktalar izlenerek risk oluşturan ortamlar tek merkezden takip edilebilir, ve gerekli aksiyonlar için çalışmalar yürütülebilir. Akıllı şehirlerin önümüzdeki 10 yıl içinde dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde norm olmasını bekliyoruz. Bu demektir ki önümüzdeki en geç beş yıl içinde gerekli eylem planlarının çıkarılmış olması, ve en temel düzeyde gerekli altyapının kurulmaya başlanması gerekmektedir. Tüm bu gelişmelere paralel olarak yeni meslek kavramları doğacaktır. Şehir ve çevre planlama alanlarında eğitim almış kişilerin aynı zamanda bilgisayar ve teknoloji alanında da yetkin olmaları beklenecektir. Burada üniversitelere çok önemli bir görev düşmektedir, ilgili eğitim programları geliştirilmeli ve kapsamı genişletilmelidir. Verinin yeni petrol sayıldığı günümüz dünyasında çevremizde oluşan veriyi toplamak, işlemek ve veriye dayalı kararlar vermek artık kamu yönetiminde de vazgeçilemeyecek yetiler arasında olacaktır.

Sonuç :

Bu rapor teknolojinin 150 yılda  bizi nerelere getirdiğini ve iş-yaşam dengelerinin nasıl değiştiğini ve dijital dönüşümün bütün sonuçlarıyla artık hep hayatlarımıza dokunacağını bize açık bir şekilde gösteriyor.

Buradan yola çıkarak bir başka açıdan baktığımızda dijital dönüşümün doğasında yenilik kavramının olduğunu görürüz.

Yenilik başarılı değişimlerin, dönüşümlerin yani başarıyla yönetilen değişimin sonucudur.  Ve değişimi yönetmekte başarı değişimin pozitif değer almasıdır, yeni fikirlerin, ürünlerin kabul edilmesidir.  Değişimin kabul edilebilir olduğu görüldüğünde, değişim süreci başlamıştır. Ve bu süreçte değişimi öğretme, yönetme , kabul ettirme çabasının içinde cesaret ve risk alınarak bir gücün ortaya konmasının başlangıcı da vardır. Burada analitik düşünce, girişimci ve mükemmelliyetçi, yani yaratıcı bir karakteride dijital dönüşümün doğasında ortaya koymakta önemlidir. Değişim yönetilirken, değişime pozitif değer kazandırma yolunda ilerlerken gündeme gelen eleştirilerde ; sorunları görebilme becerisine sahip olunursa tehdit ve fırsatların ayırt edilebilirliği kolaylaşır bu da  değişimin geleceği ni belirlenen hedefler doğrultusunda  yönlendirir.  Bu da pozitif değişimi, dönüşümü yani başarıyı getirir. Bu dönüşümün  başarıldığı anlamına gelir ve bundan sonraki hedef başarıyı  dijitalleşme yolunda kalıcı kılmaktır. 

Aslında baktığımızda dijital dönüşüme pozitif değer kazandırma yolunda; 100’ün üzerinde yazdığımız teknoloji yazılarıyla , katıldığımız konferans, seminer ve webinarlarda yaptığımız sunumlarla, yaptığımız geziler sonucu oluşturduğumuz  küresel ve ulusal  akıllı şehir networküyle  Ülkemizin Akıllı Otomasyon  yapılandırılmasıyla bağlantılı   “Akıllı  Şehir Yolculukları”nda  “BİZDE VARIZ”…

Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın.

ncmozdmr

Kaynak:

KPMG web sayfası

Dijitalleşme Yolunda

Türkiye 2021

Trendler ve rehber hedefler

Katkıları için Hüsnü Baysal’a teşekkürler