Meclis toplantısında küresel ekonomide son yıllarda yaşanan gelişmeleri değerlendiren Trasta Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim Onursal Başkanı Şükrü Dilaver, 1990'lı yıllarda hâkim olan serbest piyasa ve küreselleşme anlayışının önemli ölçüde değiştiğini belirterek, dünyanın yeni bir ekonomik düzene doğru evrildiğini söyledi. Kocaeli Sanayi Odası haziran ayı meclis toplantısında konuşan Şükrü Dilaver, 1990'lı yıllarda dünyada küreselleşmenin ve serbest piyasa ekonomisinin yükselişte olduğunu hatırlatarak, o dönemde liberal demokrasi ve serbest piyasa kapitalizminin dünyanın geleceğini şekillendireceği yönünde güçlü bir kanaat bulunduğunu ifade etti.

“2020 sonrası dünya tamamen değişti”
2020 yılına kadar küresel ekonomide serbest ticaret, düşük enflasyon, bol likidite ve düşük faiz ortamının hâkim olduğunu dile getiren Dilaver, pandemiyle birlikte dengelerin değiştiğini söyledi. Dilaver, “Pandemi yaşadık. Ardından Rusya-Ukrayna savaşı geldi. Tedarik zincirlerinde ciddi sorunlar ortaya çıktı. Sonrasında ABD-Çin rekabeti, yapay zekâ devrimi, Orta Doğu'daki gerilimler ve son olarak İran, ABD ve İsrail ekseninde yaşanan gelişmelerle birlikte bambaşka bir dünyaya evrildik.” dedi.

"Devlet gücüyle desteklenen piyasa ekonomisi"
Dünyadaki ekonomik dönüşümün en önemli sonuçlarından birinin Çin'in yükselişi olduğunu ifade eden Dilaver, klasik Batı modeli dışında farklı bir ekonomik yapının küresel güç hâline geldiğini söyledi. Dilaver, Çin'in devlet gücüyle desteklenen piyasa ekonomisi sayesinde küresel ölçekte önemli bir üretim ve ihracat merkezi hâline geldiğini belirterek, bu durumun küresel rekabet koşullarını değiştirdiğini kaydetti.

Apple’dan Zam Sinyali
Apple’dan Zam Sinyali
İçeriği Görüntüle

“Küresel büyüme yavaşlıyor”
Küresel büyüme rakamlarının aşağı yönlü revize edildiğine dikkat çeken Dilaver, yıl başında yüzde 3,3 olarak öngörülen küresel büyüme beklentisinin yüzde 3,1 seviyelerine gerilediğini ifade etti. Gelişmiş ülkelerde büyümenin yüzde 1,1 seviyelerinde beklendiğini belirten Dilaver, Avrupa Birliği'ndeki düşük büyüme performansının Türkiye açısından önemli olduğunu söyledi. Türkiye'nin ihracatının önemli bölümünün Avrupa pazarına yapıldığını hatırlatan Dilaver, büyüme hızındaki yavaşlamanın ihracat üzerinde baskı oluşturabileceğini dile getirdi. Türkiye ekonomisine ilişkin beklentilerin de aşağı yönlü güncellendiğini belirten Dilaver, yıl başında yüzde 3,7 olarak öngörülen büyüme tahminlerinin yüzde 3,3 seviyelerine gerilediğini ve yıl sonunda daha düşük bir oranla karşılaşılabileceğini ifade etti.


“Büyüme var ama kalite düşüyor”
Dünyada büyümenin tamamen ortadan kalkmadığını ancak büyümenin niteliğinde bozulma yaşandığını söyleyen Dilaver, geçmiş yıllardaki ortalama büyüme oranlarının altında bir performans görüldüğünü belirtti.
Dilaver, ekonomik politikaların belirlenmesinde küresel gelişmelerin dikkatle izlenmesi gerektiğini vurgulayarak, üretim, ihracat ve tüketim politikalarının dünya ekonomisindeki dönüşüm dikkate alınarak şekillendirilmesinin önem taşıdığını ifade etti.


ABD'nin Avantajları ve Riskleri
Konuşmasında ABD ekonomisine de değinen Dilaver, doların hâlen dünyanın en önemli rezerv para birimi olduğunu, ülkenin teknoloji alanındaki üstünlüğünü koruduğunu ve enerji alanında net ihracatçı konuma geldiğini söyledi. Buna karşın ABD'nin yüksek kamu borcu ve bütçe açığıyla karşı karşıya olduğunu belirten Dilaver, toplam kamu borcunun 39 trilyon doları aştığını, borç faizleri için yapılan yıllık ödemenin ise 1 trilyon doların üzerine çıktığını kaydetti. Dilaver, bütçe açığının da tarihî seviyelerde bulunduğunu belirterek, devlet harcamalarının önemli bölümünün borçlanma yoluyla finanse edildiğini ifade etti.


"Avrupa rekabet gücü kaybediyor"
Avrupa ekonomisinin yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu dile getiren Dilaver, kıtada verimlilik artışının düşük kaldığını, nüfusun yaşlandığını ve enerji bağımlılığının önemli bir risk oluşturmaya devam ettiğini söyledi. Rusya-Ukrayna savaşının ardından Avrupa sanayisinin ciddi maliyet baskılarıyla karşılaştığını belirten Dilaver, özellikle Almanya'nın Çin rekabeti karşısında bazı sektörlerde güç kaybettiğini ifade etti.


Çin'in Yükselişi Sürüyor
Çin'in küresel ekonomideki yükselişini sürdürdüğünü belirten Dilaver, ülkenin üretim kapasitesi, elektrikli araç teknolojileri ve batarya yatırımlarıyla öne çıktığını söyledi.
Dilaver, geleceğin stratejik alanlarından biri olarak görülen kritik mineraller ve nadir elementlerde de Çin'in önemli bir üstünlüğe sahip olduğunu ifade ederek, bu durumun küresel rekabette Çin'e önemli avantaj sağladığını kaydetti.


"Ucuz iş gücü değil akıllı iş gücü önem kazanacak"
Dilaver konuşmasının devamında, "Günümüze geldiğimizde şöyle söyleyeyim, önceden hep küreselleşme konuşulurdu, şimdi ise bölgeselleşme konu olacak. Liberal ticaret mi stratejik ticaret mi? Diye sorulurdu. Bunun için stratejik mallar artırılmaya çalışılıyor. İnsan emeğiyle yapay zeka konusu var. Artık yapay zeka kullanılarak beyaz yakanın verimliliği artırılacak. Artık ucuz iş gücü değil akıllı iş gücü önem kazanacak." sözlerini kullandı.


Genç Nüfus, Stratejik Coğrafi Konum ve Sanayii
Türkiye'nin küresel ekonomik dönüşüm sürecinde önemli avantajlara sahip olduğunu belirten Dilaver, genç nüfusun, stratejik coğrafi konumun ve güçlü sanayi altyapısının ülkenin en önemli artıları arasında yer aldığını söyledi.


Avrupa Pazarına Yakınlık ve Lojistik Üstünlük
Avrupa'nın üretim zincirlerini Çin'den uzaklaştırmaya çalıştığını ifade eden Dilaver, Türkiye'nin bu süreçte önemli fırsatlar yakalayabileceğini belirtti. Avrupa pazarına yakınlık, lojistik üstünlük ve Gümrük Birliği'nin Türkiye için önemli avantajlar sunduğunu kaydeden Dilaver, mevcut yapının geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini dile getirdi.


Yeni Bir Yaklaşım Ortaya Çıktı
Dünyada üretim anlayışının değiştiğini ifade eden Dilaver, artık şirketlerin yalnızca en ucuz ülkelerde üretim yapmayı tercih etmediğini söyledi. Dilaver, “Artık ülkeler sadece ucuz olan yerde üretim yaptırmıyor. Yakın ülkelerde veya dost ülkelerde üretim yapılmasını esas alan yeni bir yaklaşım ortaya çıktı. Buna yakın ülke üretimi ve dost ülke üretimi deniliyor. Türkiye bu yeni düzende Çin'e alternatif olabilecek güçlü ülkelerden biridir.” dedi. Sanayicilerin bu değişimi doğru okumaları gerektiğini vurgulayan Dilaver, yeni dünya düzeninin oluşturduğu fırsatlara uygun stratejiler geliştirilmesinin önem taşıdığını ifade etti.


“Yüksek enflasyon ve finansman maliyetleri risk oluşturuyor”
Türkiye'nin avantajlarının yanında önemli risklerle de karşı karşıya bulunduğunu belirten Dilaver, yüksek enflasyonun bunların başında geldiğini söyledi. Dünyada en yüksek enflasyona sahip ülkeler arasında yer alındığını ifade eden Dilaver, finansman maliyetlerinin de üretici ve iş dünyası üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu kaydetti. Dilaver, “Sanayicinin ve ticaret erbabının kâr marjları ciddi şekilde düştü. Finansmana ulaşmak ve mevcut finansmanı çevirmek her geçen gün daha da zorlaşıyor.” diye konuştu.


“Hukuki öngörülebilirlik şart”
Yatırım ortamının güçlenmesi için hukuki öngörülebilirliğin büyük önem taşıdığını vurgulayan Dilaver, yatırım kararlarının alınmasında güven ortamının belirleyici olduğunu söyledi. Dilaver, “Hukuki öngörülebilirlik olmadığı sürece bir yatırımcının gelip Türkiye'de yatırım yapması çok zor. Sadece yeni yatırımcılar değil, mevcut yatırımcılar ve iş insanları da yatırım kararlarında çekimser davranabilir. Bu nedenle hukuki öngörülebilirliğin en kısa sürede sağlanması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.


"Öncelikli gündem verimliliği artıracak adımlar olmalı"
Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu önemli sorunlardan birinin de verimlilik kaybı olduğunu belirten Dilaver, üretimde ve ekonominin genelinde verimliliği artıracak adımların öncelikli gündem maddeleri arasında yer alması gerektiğini söyledi.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 11.34.42 (1)Whatsapp Image 2026 06 17 At 11.34.42Whatsapp Image 2026 06 17 At 11.34.41