Eğri Terazinin Adaleti

Abone Ol

Siz hiç, adalet saraylarının mermer koridorlarında yankılanan ayak seslerini hiç dinlediniz mi?
Dikkatle dinleyin.
Orada yürüyen herkesin adımının aynı olmadığını duyacaksınız.
Kiminin adımı kararlı, kimininki ürkek… Kiminin omzu dik, kiminin başı eğiktir. Çünkü herkes aynı kapıdan girse de aynı adaletle çıkmaz.

Haksızlığa uğrayanların hikâyesi, bu ülkenin en uzun romanıdır aslında.
Bitmez. Çünkü her gün yeniden yazılır.

Bir adam düşünün…
Mahkemeyi kazanmış. Dosyasında “haklıdır” yazıyor. Karar kesinleşmiş. Ama cebine giren bir şey yok. Çünkü karşı taraf güçlü. Çünkü sistem ağır. Çünkü “haklı olmak” ile “hakkını almak” arasında uçurum var.
O uçurumun adı bazen bürokrasi, bazen siyaset, bazen de düpedüz kayırmacılıktır.

Bir kadın düşünün…
Yıllarca çalışmış, emeğini vermiş. Bir imza ile kapının önüne konmuş. Dava açmış, kazanmış. Ama işe geri alınmamış. Çünkü onun arkasında bir “abi” yok. Bir “dayı”, bir “amca”, bir telefon edecek güçlü bir isim yok.
İşte bu ülkede bazen soyadı, haklılıktan daha ağır gelir.

Ve bir çocuk düşünün…
Babası yıllarca bir hakkın peşinde koşmuş. Dilekçeler yazmış, kapılar aşındırmış. Sonunda kazanmış ama o günleri görememiş.
Çünkü adalet, bazen geç gelir…
Ve geç gelen adalet, çoğu zaman adalet değildir.

***

Bu topraklarda haksızlık, tek başına gelmez.
Yanında çaresizliği getirir.
Yanında suskunluğu getirir.
Yanında “boş ver” diyenleri getirir.

En ağır haksızlık nedir biliyor musunuz?
İnsanın hakkını kaybetmesi değil…
Hakkını aramaktan vazgeçmesi.

Çünkü sistem öyle bir noktaya gelir ki, insan artık mücadele etmeyi değil, kabullenmeyi öğrenir.
“Zaten bir şey çıkmaz…” cümlesi, adaletin mezar taşına yazılmış en acı cümledir.

Kimi parasını kazanır ama huzurunu kaybeder.
Kimi davayı kazanır ama itibarını kaybeder.
Kimi haklı çıkar ama hayatını kaybeder.

Ve en acısı…
Kimi hiçbir şey kazanamaz.

Çünkü bu ülkede bazen mesele haklı olmak değildir.
Mesele, kimin haklı olduğuna kimin karar verdiğidir.

Haksızlığa uğrayanların ortak bir özelliği vardır:
Yalnızdırlar.

Kalabalıkların içinde yalnız…
Mahkeme salonlarında yalnız…
Hayatın ortasında yalnız…

Çünkü adalet, güçlülerin diliyle konuştuğunda, zayıfların sesi duyulmaz.

O yüzden bazı insanlar kaybeder.
Dosyada değil,
Hayatta...

***

Örnekler ne kadar yakın bizlere, değil mi?
Belki kendimiz, belki bir aile ferdimiz, belki bir yanımız veya komşumuz…
Ya okuduğumuz, izlediğimiz haberlerde…
Yaşananlar aynı, kendimizi teslim ettiğimiz adaletin verdiği kararlar da…
Ve ne yazık ki her geçen gün de sayılar artıyor…
Oysa her gün, dünyanın en büyük adalet saraylarını yapmakla övünen bir milletiz.
Ne çelişki ama…
Değil mi?