Birçok kişi gibi benim de İlber Ortaylı ile tanışmam, tarihe olan merakımla başlamıştı. Geçmişini bilmeyen bir neslin gelecek kurabileceğine inanmıyorum. Zira geçmiş yaşanmışlıklarla, gelecek ise olasılıklarla doludur. Bu olasılıkları öngörebilmenin yolu ise eldeki verileri doğru okuyabilmekten geçer.
İlber Hoca’nın ilk olarak hangi kitabını okuyarak başladığımı hatırlamıyorum. Ancak bende derin bir iz bırakan, en sevdiğim kitabı Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu.
En çıkmazda olduğum, yolumu kaybettiğim; nereden gelip nereye gittiğimi unuttuğum o kara günlerde, yolumu yeniden bu kitapla buldum. Çünkü içinde bulunduğum o savaşın enkazından kendi cumhuriyetimi kurmak zorundaydım. Aksi hâlde o enkaza teslim olup yok olup gidecektim.
İlber Hoca bu kitabın her sayfasında açıkça verdiği birçok mesaj vardı. Bunların ilki, büyük başarıların tesadüfen gerçekleşmediğiydi. Atatürk’ün ortaya çıkışı sadece kişisel bir başarı değildi. İçinde yetiştiği kültür ve aldığı eğitim, onun düşünce yapısını şekillendirmişti.
Ancak benim yetiştiğim kültür ve aldığım eğitim yeterli değildi. Çünkü ben Selanik gibi çok uluslu bir kültürel ortamda büyümemiştim. Eğitimim sıradan bir lisede başlamış, taşrada bir üniversitede devam etmişti. Oysa Mustafa Kemal, yaşadığı dönemin en iyi ve en modern askerî okullarında yetişmişti.
Atatürk hiçbir zaman sıradan bir asker değildi. Mustafa Kemal; tarih, siyaset, coğrafya ve Avrupa düşüncesi üzerine derin bir okuma birikimine sahipti.
Oysa ben yalnızca matematik okumuş, sayısal zekâya sahip bir gençtim. Bunu fark ettiğim anda yolumu yeniden çizmem gerektiğini anladım. Bu yolu ise edebiyata ve felsefeye yönelerek kurmalıydım.
İyi bir askerin görevi yalnızca savaşmak değildir. Asıl mesele; doğru zamanda doğru kararı verebilmek, strateji kurabilmek ve durumu analiz edebilmektir.
Peki iyi bir matematikçinin görevi neydi? Matematik problemlerini en kısa sürede çözmek mi? Ben de uzun süre bunun böyle olduğunu sandım. Ancak iyi bir matematikçinin görevi, bir problemi birden çok yolla çözebilmenin yanında, onu analiz ederek yeni problemler üretebilmektir.
Atatürk’ün en önemli adımlarından biri de reformlarıydı. Zira devleti yeniden ayağa kaldırmak yetmezdi; ayakta kalabilmesi için zorunlu modernleşme şarttı.
Tam da kendimle yüzleştiğim yer burasıydı. Eskiden yeni olmazdı. Zira düşmemin sebebi eski olan her şeydi. Ve bu kez ayakta kalmam, eskide bıraktığım her şeyin yerine yenisini koyabilmemle mümkündü.
Elbette İlber Hoca’nın satırlarında daha pek çok şey saklıydı. Ben yalnızca kendime dokunanları yazdım. Siz okuduğunuzda, eminim ki çok daha fazlasını bulacaksınız.
Ve şimdi bu âlimin ölümü, onun içinde taşıdığı koca bir bilgi deryasının kaybıdır. Hz. Peygamber’in, “Mawt al-ʿālim mawt al-ʿālam.” şeklinde bir hadis-i şerîfi vardır. Yani âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun…