Edebiyat topluma ulaşma aracım

“Kocaeli’nin Yazarları Konuşuyor” isimli yazı dizimizin ilk konuğu olan Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kenan Göçer, edebiyatı topluma ulaşmada, toplumu anlamada çok önemli bir araç olarak gördüğünü söylüyor.

Erdin Ağdede
Erdin Ağdede Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

Röportaj - Erdin AĞDEDE

Özgün Kocaeli Gazetesi olarak bugünden itibaren yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. Kentin hafızası sayılabilecek, kente dair, topluma dair anlatmak isteyecekleri bulunan, Kocaeli’nin yazarlarını siz değerli Özgün Kocaeli okurları ile buluşturuyoruz. “Kocaeli’nin Yazarları Konuşuyor” isimli yazı dizimizin ilk konuğu, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kenan Göçer. Maliye mevzuatı ile başlayan yazarlık kariyeri, bugün toplumsal bir çerçeveye evrilmiş olan Doç. Dr. Kenan Göçer’le edebiyatı, edebiyatın toplumdaki önemini ve Türkiye’yi konuştuk. Keyifli okumalar…

Edebiyat topluma ulaşma aracım

Hoş geldiniz Hocam! Şunu öğrenmek istiyoruz. Yazarlığa ilginiz nasıl başladı?

Ben Adana Kozan doğumluyum. Üniversiteye kadar Hatay Dörtyol’da yaşadım. Ve okurken de okulun ilk edebiyat dergisini çıkarttık. Yazma ile ilk ilişkim şiirle başladı diyebilirim. Türk edebiyatında ise ilk olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’ı okuduğumu hatırlıyorum. Ondan sonra da kitaplarla ilişkim hep arttı. İşin garip tarafı, Tanpınar’ı bugünlerde yeniden keşfettiğimi sanıyorum. Tanpınar sonrasında da Oğuz Atay’a döndüm. 1990’lı yıllarda başladığım okuma ve yazma süreci, bugüne kadar devam ediyor.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

FELSEFEYE MERAK SALDIM

Üniversiteyi Uludağ Maliye’de okuyunca, maliye üzerine daha çok okuyordum. Akademik yazmaya da mevzuat ile başladım. Ondan sonra da iktisat tarihi üzerine, Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptım. İktisat tarihi, iktisat zihniyeti, bugünlerde ise biraz iktisat felsefesi üzerine yöneldim. Sonra da tabii ki edebiyatla başladığım için, iktisat ile maliyeyi nasıl edebiyata yaklaştırabilirim üzerine hep bir düşüncem vardı. Bu okumalar boşa gitmesin istiyordum. Şimdi şimdi edebiyata iktisat üzerinden, onu felsefeye yaklaştırmaya çalışıyorum. Galiba tarzım bu benim. Ana okumanın yanında masanın çok dolu olmasını istiyorum.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

HEP AYNI TARZ OKUMUYORUM

Bu ne demek? Disiplinler arası okuma. Edebiyat okurken tarih, tarih okurken felsefe okumak demek. Bunları aynı anda okumayı hep önemsedim. Bazen masamda aynı anda 40-50 tane kitap oluyor. Ve birinden sıkıldığım zaman diğerine geçiyorum. Bu dışarıdan bakıldığında dağınıklık gibi görünüyor ama bende yorgunluk belirmemesini sağlıyor bu nedenle. Çünkü belli bir tarz üzerine okuyunca biraz bıkkınlık gelebiliyor. Aynı yemeği sürekli yemek gibi bir şey. Ne kadar güzel olsa da yemek bir süre sonra farklı yemek istiyorsunuz. Çok doğal. Kitapta da böyle. Konuyu değiştiriyorsunuz, alanı değiştiriyorsunuz. O okumalardan şimdi geldiğim noktaya bakıyorum. Son çıkardığım kitabım Oğuz Atay üzerine.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

Sizin alanınız maliye. Ancak son kitabınız Oğuz Atay üzerine… Neden Oğuz Atay?

Önce şunu sormak lazım. Oğuz Atay kim? Herhalde modern Türk edebiyatının zirvesi. Tanpınar’dan sonra… Belki O’nun da üstüne koyabileceğim bir kişilik. Oğuz Atay’ı nasıl anlayabiliriz üzerine son 1-2 yıldır düşünüyordum. Ve O’nu anlamaya, parayı nasıl anlayabiliriz üzerinden vardım. Şimdi ne alaka diyebilirsiniz. Para nedir? Herkeste aynı anlama gelen şey, nasıl olabilir? Ve edebiyatın buradaki yeri nedir? Baktığımda parayı anlamaya çalışırken, birden kendimi Oğuz Atay’da buldum. Bu biraz da şununla ilgili: Oğuz Atay’ı belki 2 defa okumuştum. Ama tam olarak ne anladığımı sorarsanız, o an anlamamıştım. Fakat tat alıyordum. Nedir bu anlayamadığım diye sorduğumda, 3. okumaya başladığımda, Oğuz Atay benim için açıldı. Bir makale ya da ortak bir kitap bölümü yazayım derken, oldu başlı başına bir kitap.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

Kitabınızda ne anlatıyorsunuz?

Aslında temel sorunlar. Tutunan ve tutunmayan... İnsan tiplerini ayırdığımızda hayatta tutunanlar ve tutunmayanlar var. Bir de tutunamayanlar vardır. En kalabalık grup da budur. Tutunmak isteyip de tutunamayanlar. Çok ilginç bir şekilde kendisi bir tutunmayan. Ve onlara sürekli gönderme yapıyor. Yazdığı kitap da Tutunamayanlar. İlginç bir şekilde, üniversite öğrencisi kampüse geldiğinde koltuğunun altında bu kitaptan vardır. Başlar ama bitiremez. Neden böyle oluyor diye sorarken, sorular birikiyor. Bu meselede Oğuz Atay kendisini tutunamayan olarak ifade ederken fark ettim ki, Oğuz Atay aslında bir tutunmayan. Bu şu demek? 1934 İnebolu doğumlu, CHP’li vekilin oğlusunuz. İTÜ’de mühendislik okuyorsunuz. Hoca oluyorsunuz. Ve kendinize tutunamayan diyemezsiniz. Bütün göstergeler, tutunmuş kişi olduğunu gösteriyor. Burada, Oğuz Atay bile isteye tutunamayan olmak istiyor gibi bir durum var. Ama kendisi ile yapılan bir röportajda tutunamayan olduğunu söylüyor. Kitabındaki Turgut’un da öyle olduğunu söylüyor. Oysa Turgut, mesleği, ailesi ve kariyeri terk eden bir karakter. Bu karakter tutunamayan değil ki, tutunmayandır. İlk fark edişim o oldu. Fark edilince de metin gittikçe açılmaya başladı.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

HER KİTABINDA SEMBOLLER VARDIR

Ve semboller ne olabilir diye baktım. Mesela Oğuz Atay’ın romanlarında sürekli masa geçer. Masa bir iktidar sembolüdür. Gücü temsil eder. Fakat sadece bir yerde, İsa’nın son akşam yemeğini anlattığı sahnede, evinde bir ziyafet veriyor. Sofranın kurulumunu başlatıyor. Ve davet ettiği herkes masaya bir şey koyuyor. İşte o anda masa, iktidarı temsilden çıkıp, herkesin katkı sunduğu, sofrayı herkesin kurduğu ve birlikte kaldırdığı eşitlikçi bir düzene gönderme yapıyor. Ondan sonra bir bakıyoruz, Oğuz Atay’da masa figürleri, para ile ifade edilebilecek bir konumdayken, birden eşitlikçi bir düzene gönderme yapılan nesneye dönüşüyor. Ve bunlar esere çok gömülü bir şekilde duruyor. Ben de 3. okumamda fark ettim. Maliyeden edebiyata, tasavvuftan felsefeye, geniş bir alana bakmaya çalışıyorum. Disiplinler arası okumaya önem veriyorum. Çünkü sadece bir alanda okuma yaptığınızda, diğer alanlara kör oluyorsunuz, ister istemez. Ve görmüyorsunuz. Sanıyorsunuz ki, dünyanın tüm meselesi sizin meseleniz. Bunun için de farklı açılardan okumaya çalışmak, beni zenginleştiriyor. 

Edebiyat topluma ulaşma aracım

Tutunamayanlar demişken… Oğuz Atay’ı bugünkü Türkiye’ye uyarlarsak, tutunamayanlar mı çok yoksa tutunmayanlar mı?

Daima tutunamayanlar çoktur.

Bunun sebebi nedir peki?

Arzular dediğimiz, meseleye giriyor. Toplum bakıyor filmlerde dizilerde, sosyal sorunlarla hiç ilgilenmeyen, lüks hayatı olan insanların yaşamı gündemde. Şimdi diyor ki, ben neden böyle olmayayım. Böyle bir hayat var ve ben ondan uzağım diye düşünüyor. Buna ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır bir kitleye yönelim var. Sanki her şey baştan çıkarma üzerine. Ve buna direnmek de çok zor. Kişi eğer okumuyorsa, düşünmüyorsa, düşünen bir çevresi yoksa sürekli buna teşebbüs ediyor. Eğer bu normal yollardan yapılamıyorsa, anormal yollara başvuruyor. Sonra da bu sosyal patlama dediğimiz şeye sebep oluyor.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

Avrupa ile kıyaslamanızı istesek…

Avrupa’da ise durum farklıdır. Tutunamayanlar azdır. Çünkü Avrupa şunu başardı: Orta sınıf dediğimiz o alanı, daha doğrusu refahı yaydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sosyalizm gelmesin diye, refahı işçi kesimine, memur kesimine bölüştürdü. Bizde ve Ortadoğu’da olmayan bir yapı yani. Bölgemiz ülkelerinde yöneten ve yönetilen diye iki keskin sınıf var. Ve orta sınıf dağıtılıyor. Bu yapılıyorsa, Ortadoğu’nun en dibine gidiyorsunuz. Ama biraz orta sınıf varsa, toplum sürdürülebilir, bazı olaylara tahammül edebilir oluyor.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

Galiba son dönemde bizde de yaşanan… Orta sınıf yok oldu adeta.

Yakın zamanda da düzelmesi kolay olmayacak gelişmeler. Biraz zor görünüyor. Toplumları kısa sürede bozabilirsiniz. Ancak toparlamak hep zaman alır. Gerçi, kurulumu da biraz zaman almıştı. Yani, Türkiye 1980 sonrasında nispeten kendi orta sınıfını yaratmaya çalışıyordu. Zaman içinde de yükselen bir orta sınıf oluşmuştu. Yani üniversiteyi bitiren bir genç, üzerine iyi veya orta bir eğitim alırsa maddi açıdan doygunluğa ulaşabiliyordu. Bunun göstergeleri vardı. Şimdi ise okumak ile okumamak arasındaki fark eridi.

Anladığımız kadarıyla sadece matematiksel terimler üzerinden bir yazarlık anlayışınız yok. Üstelik sizin alanınızda olup sizin gibi yazan çok kişi de yok…

Doğrusu yok. Nedenini bilemiyorum. Çok teknik makaleler yazılıyor. Sadece alan uzmanının anlayabileceği… Temel eleştirim de şu: iktisatçılar finansçı olmaya zorlandı. Finansçı olanlar da borsacılığa zorlandı. Dolayısıyla toplumla yani üretimle hiçbir bağı olmayan bir iktisatçı tipi yerleştirildi. Üretim ne kadar, ithalat-ihracat ne durumda, köylü ne kadar üretim yapıyor konuları üzerinde çok fazla durulmayan konular. Ama sürekli ekranlarda hareketli rakamların dolaştığı, kimsenin ise bir şey anlamadığı, iktisatçıların kavramlara boğduğu, kendi içinde anlaşabilen insanlara dönüştüler. Bu 100 yıllık iktisat bölümlerine yapılan yanlıştı. İktisat, toplum meselelerini tartışmaktan maalesef zaman içinde uzaklaştı. Belki bilerek belki bilmeyerek ama bu yapıldı. Oysa iktisat, ahlakı gündemine almalı. Ve toplumsallaşma meselesi... İktisat bir matematiksel mesele değildir sadece. Olması gereken ne, yanlış ne… Bunlar hiç konuşulmuyor. Şu değer düştü, bu yükseldi… İyi de bu ne anlama geliyor? Yararlı mı, zararsız mı, iyi mi kötü mü tartışmaları dışarı çıkarıldı. Ve insanlar ne soracaklarını, ne dinlemesi gerektiğini de unuttu. Yani böyle bir açmaza, dar boğaza doğru gidildi.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

YENİDEN TOPLUMLAŞTIRILMALI

Ben bu nedenle iktisadın yeniden toplumsallaştırılması gerektiğini düşünüyorum. İktisat, rakamların hayrımıza mı şerrimize mi olduğu meselesini gündeme getirmiyorsa burada bir oyun oynanıyor diye düşünüyorum. Ve ben de bunu karşı Oğuz Atay’ı anlatıyorum. İnsanlar roman okuyorsa benim Oğuz Atay’ı anlamam gerekiyor. Bugün Sabahattin Ali’den sonra en çok okunan yazar herhalde Oğuz Atay. Dolayısıyla ben bunları anlarsam, insanlara da ulaşabilirim. Benim alanım denilince, finansal tablolar akla geliyor ve meseleler anlaşılmıyor. Halkın diline ulaşmam lazım. Bu benim için bir görev. Ben bunu kendime yüklemediğimde ahlaksızlık olarak, görevden kaçma olarak düşünüyorum. Bunu bir vatan borcu gibi düşünüyorum.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

OĞUZ ATAY’I KONUŞMALIYIZ

Oğuz Atay’ın konuşturulamadığını düşünüyorum. Sadece teknik yenilikler, biçimsel yeniliklerden bakılıyor. İyi de bu ülke için güzel şeyler söylüyor mu, bir şeyi gözden kaçıranları ihbar ediyor mu, çelişkiyi ortaya koyuyor mu? Bunlardan bize bahsetmiyor araştırmacılar. Görülmek istenmeyen kör noktadan giriyorum işe. Üzerimize düşen görevleri hatırlatıyorum. Ama tabii ki karşılık bulursa.

Diğer kitaplarınızda da mı edebiyat ile iktisadı birleştiriyorsunuz?

İlk kitabımda iktisat konusunu ele aldım. Ardından Bezmialem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi kitabını yazdım. Sonra, Osmanlı’nın ilk ağır sanayi kitabı olan Sanayi-i Cesîme’yi latinize ettim. Ve buna benzer çalışmalardı ilk çalışmalar… Bunlar görevdi. Artık biraz daha, edebiyat ile iktisat arasındaki bağları kurmak gerektiğini düşünmeye başlamış olmalıyım. İktisatçıların genelde az ilgilendiği iktisat zihniyeti çalışmaları, 1950’lı yıllarda Sabri Ülgener ile başlamıştı. İlk iktisat tarihçilerinden kabul edilir. Divan edebiyatı üzerine Osmanlı toplumunu, iktisat yapısını anlamaya çalışmıştı. Ben de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı üzerinden toplumu anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum.

Genelde iktisatçıların ilgilenmediği bir alan. Ama buradan yakalamak gerekir. Resmi kayıtlar bize gerçeği ne kadar söyleyebilir? Dolayısıyla edebiyata girmeli, resmi kayıtlara yansımayan sesi duymalıydık. Romancı, hikâyeci nispeten sansürsüz yazabiliyor. Bu nedenle gerçeklik oralarda dolaşıyor. Mesela bir geyik yaparken, çay içerken, ayaküstü konuşurken hakikati aktarabiliyoruz. Ama başka zamanlarda bu kadar rahat olamıyoruz. En rahat olduğumuz anların, en keyifli olduğumuz metinlerin satır aralarında görebiliyoruz gerçeği. O gerçekliği oralarda yakalayabiliyoruz. Dolayısıyla bunları okunabilir hale getirmek gerekiyor. Uzman olmayan insanlara ulaşmak gerekiyor.

DOÇ. DR. KENAN GÖÇER KİMDİR?

Maliye ve iktisat tarihi eğitimli. Adana’da doğdu. Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Son dönem çalışma ve okuma alanı; iktisat zihniyeti, iktisadi düşünce tarihi, iktisat antropolojisi, felsefe ve edebiyat sosyolojisi. Son dönem eserleri ise Oğuz Atay, Dostluk Felsefesi, Yunus Emre Aslında Ne Dedi?, Türk İktisat Zihniyeti ve Türkün İş Zihniyeti.

Edebiyat topluma ulaşma aracım

 

10 Oca 2024 - 17:01 Kocaeli- Kocaeli haber

Mahreç  Erdin Ağdede


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgün Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgün Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Özgün Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgün Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.


Kocaeli haber