Gündem

Haddehane, dip çamurunun depolanması, su sorunları... "Kocaeli'nin kritik bir eşikte olduğunu unutmayalım"

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Kocaeli İl Başkanlığı Çevre Komisyonu, kentin çevre sorunlarına dikkat çekmek, yaşanan gelişmeleri kamuoyuyla paylaşmak ve çözüm önerilerini ortaya koymak üzere il başkanlığında toplandı.

Abone Ol

Toplantıda sunum yapan Afife Beşik, konunun siyaset üstü bir konu olduğunu ve bugün kent suçlarının işleneceğini dile getirdi. Beşik, "Kocaeli ve ülke için savaşan dernekler ve STK'lar olarak buradayız." diyerek davetlileri selamladı. Beşik konuşmasının devamında şunları söyledi: "Kocaeli yüzde 42'lik orman alanıyla Türkiye ortalamasının üzerinde olan bir şehir. Fakat böyle bir muhteşem şehir devam eden çevre sorunlarıyla boğuşuyor. Bu şehirde Kocaeli ve Marmara Bölgesi'ne besin deposu olabilecek Kandıra bölgesine çöp tesisi yapmaya çalışıyorlar. Bir yandan denizi temizleyerek ödül alıyorlar, diğer yandan sözde ÇED raporlarıyla özel şirketlerin limanlarını genişletiyorlar.


"Doğa kaybettiklerini hızla geri alıyor"
Hak mıdır bu? Bunu Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve Sayın Valimize soruyoruz. Değerli arkadaşlar, insanlık çevre sorunlarını genellikle iş işten geçtikten sonra fark ediyor. Ancak doğa kaybettiklerini hızla geri alıyor. Oysa çöp üretimiyle doğanın kendini yenileme süreci doğru orantılı değil; çok daha hızlı ilerliyor. İşte bu nedenle lütfen Kocaeli’nin çevre mücadelesinde kritik bir eşikte olduğunu unutmayalım."


"Kartepe’nin böyle bir niteliği bulunmuyor”
Ardından kürsüye gelen CHP İl Çevre Komisyonu üyesi Ayşe Irmak, "Kartepe'de plânlanan haddehane, şehir planlama hukuku ve kamu yararı açısından son yılların en problemli adımlarından birini temsil ediyor. Peki, bu bölgenin geleceği kimin için planlanıyor? Bu soruyu daha güçlü bir şekilde dile getirmemiz gerekiyor. Projenin merkezinde, Cumhurbaşkanlığı kararıyla verilen ‘özel endüstri bölgesi’ statüsü bulunuyor. Normal şartlarda bu statü; teknoloji üreten, yüksek katma değer sağlayan ve çevresel açıdan sürdürülebilir yatırımlar için tanınır. Ancak Kartepe’nin böyle bir niteliği bulunmuyor.”


"Bu süreçte hepimizin payı var"
Ardından kürsüye gelen ve Körfez dip çamuru bertarafı uygulamaları hakkında konuşan Hüseyin Çavuşoğlu şu ifadeleri kullandı: "Bu projenin ödül aldığını ve geçmişinin kronolojik olarak bilindiğini hepimiz biliyoruz. Bu şehirde yaşayan insanlar olarak, 1950’li yıllardan itibaren sanayileşmeyle birlikte yalnızca sanayi kaynaklı değil, yerleşim birimlerinin arıtılmamış atık suları ve bilinçsizce kullanılan tarımsal ilaçların dereler aracılığıyla körfeze taşınması sonucunda dip çamuru oluştu. Bu süreçte hepimizin payı var.

"Yapılan işlem suyun sığlaştırılması oldu"
Sanayileşmeyle birlikte sürdürülebilirliğin nasıl sağlanacağını da öğrenmemiz gerekiyordu. Söz konusu atıklarla birlikte kadmiyum, cıva ve PAH’lar gibi kanserojen maddeler ‘batan bölge’ olarak adlandırılan alanda dip çamuru şeklinde birikti. Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan proje kapsamında bu dip çamuru fiziksel olarak alındı ve Körfez’in temizlendiği ifade edildi; ancak gerçekte yapılan işlem suyun sığlaştırılması oldu.


"Girişimin amacı yanlış değildir"
Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise, çıkarılan çamurun yok olmadığı, kütlenin korunumu gereği başka alanlara taşındığı görülmektedir. Bu alanlar arasında Sepetçiler Köyü’nün tarım arazileri, ormanlık bölgeleri ve dere yatakları ile benzer nitelikte üç farklı nokta daha bulunmaktadır. Üzücü olan ise, projenin yalnızca görünen yönü değerlendirilerek şehirde ödüle layık görülmesidir. Oysa girişimin amacı yanlış değildir; Körfez’in temizlenmesi gerekmektedir. Ancak bu temizlik, dip çamurunun bir yerden alınıp başka bir yere taşınması şeklinde olmamalıdır.


"Kalıcı çözüm üretmek yerine sorunu başka bir alana taşımak"
Dünyada uygulanan farklı yöntemler bulunmaktadır. Biyolojik arıtma teknikleri, bakterilerle gerçekleştirilen temizleme süreçleri ya da inşaat sektöründe güvenli geri kazanım uygulamalarıyla bu atıklar değerlendirilebilir. Kalıcı çözüm üretmek yerine sorunu başka bir alana taşımak, yani ‘halının altına süpürmek’, sürdürülebilir ve çevresel açıdan kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.”


"Ekosistem üzerinde beklenen iyileşmeyi sağlamıyor"
Yüksek Çevre Mühendisi Sait Ağdacı ise şu ifadeleri kullandı: "Sapanca Gölü’nün tarihi, bölgenin su temini açısından büyük önem taşımaktadır. Yuvacık Barajı’ndaki su seviyesinin yetersiz kaldığı dönemlerde, kentin su ihtiyacı Sapanca Gölü’nden karşılanmaktadır. Ancak göl şu anda ötrofik bir durumdadır. Ötrofikasyon, sudaki oksijen seviyesinin azalması anlamına gelir ve bu durum ekosistemin sağlığını ciddi biçimde tehdit eder. Göldeki kirlilik ve dip çamuru, su kalitesini olumsuz etkilerken, İzmit Körfezi’nden çıkarılan malzemelerin ekosistem üzerinde beklenen iyileşmeyi sağlamadığı görülmektedir. Körfezde balıklandırma çalışmaları yapıldığı ifade edilse de, kirli ortam nedeniyle bu balıkların yaşama şansı oldukça düşüktür.


"Villaların atık sularının ayrışmadan göle deşarjı"
Körfezde yapılan bilimsel araştırmalar, özellikle Kocaeli Üniversitesi Biyoloji Bölümü tarafından yürütülmekte ve ağır metallerin su ekosistemi üzerindeki etkileri ortaya konmaktadır. Bu kirleticiler arasında bakır gibi toksik elementlerin bulunduğu bilinmektedir. Sapanca Gölü’ne geri dönecek olursak; gölü besleyen dereler üzerinde yeterli koruma sağlanamaması, su kalitesini daha da tehdit etmektedir. Ayrıca, bölgedeki ormanlık alanların yapılaşmaya açılması ve inşa edilen villaların atık sularının yeterli arıtma yapılmadan göle deşarj edilmesi, kirliliğin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Bu gelişmeler, yalnızca Sapanca Gölü’nün ekosistemini değil, aynı zamanda gölden sağlanan içme suyu nedeniyle bölgenin su güvenliğini de doğrudan tehdit etmektedir.”