İHMAL!

Abone Ol

“Ebeveynlik çocuğunu mutlu etme sanatı değildir; onun için doğru olanı yapabilmektir.”— İlber Ortaylı

Bu sabah lisemizde öğrenim gören bir öğrencimle karşılaştım.

Görme engelli… Üzerinde okul giysisi yoktu, simsiyah kıyafetler vardı.

Okul kapısında bana şu soruyu sordu:

“Biz Türkiye’nin yarınlarıyız ve sizler bizi okullarda yarınlara hazırlıyorsunuz. Bunun herkes farkında olmalı. Fark ettirmek için siyah giyindim. Peki yarın fark edilmesi için ne renk giymeliyim?”

Sessiz kaldım.

Çünkü bazen bir çocuğun sorduğu soru, bir ülkenin suskunluğunu ortaya çıkarır.

Son günlerde ülkemizde yaşanan, öğrencilerin okullara silahla girerek saldırıda bulunması hepimizi derinden sarstı.

Okulların güvenli alanlar olarak anılması gerekirken, korkuyla anılır hâle gelmesi sadece eğitim sisteminin değil; hepimizin sorunudur.

Oysa okul; bir ülkenin sadece bugünü değil, aynı zamanda dününün birikimi ve yarının umududur. Bilginin aktarıldığı yer olmanın ötesinde; saygının, ahlakın, birlikte yaşama kültürünün öğrenildiği en temel yerdir.

Bu yüzden mesele yalnızca “okul güvenliği” değildir. Mesele, çocuğun yetiştiği bütün iklimdir.

Eğitim ailede başlar, okulda şekillenir ve yine ailede anlam bulur.

Bugün çocukların okula kaygıyla gelmesinin arkasında sadece bireysel hatalar değil; ihmaller, görmezden gelmeler ve doğru olmayan ebeveyn yaklaşımları vardır.

Bir ebeveyn, çocuğunu gerçekten tanıyor mu?

Onun yaşına uygun olmayan içeriklere ne kadar maruz kaldığını biliyor mu?

Bugün çocuklar Discord, Telegram gibi platformlarda vakit geçiriyor. Peki kaç ebeveyn bunun farkında?

Saldırganlık eğilimi olan bir çocuğu bastırmak çözüm değildir.

Onu doğru yönlendirmek gerekir; spor bunun en sağlıklı yollarından biridir. Futbol, basketbol, yüzme gibi spor dalları çocuğun içindeki enerjiyi yıkıcı değil, yapıcı bir alana taşır.

Ama asıl sorun burada başlıyor: Biz çocuklara öfke kontrolünü öğretmeden, sorumluluk vermeden, yanlış yaptığında özür dilemenin bir erdem olduğunu anlatmadan, onu gerçek hayata hazırladığımızı sanıyoruz.

Daha da tehlikelisi; çocuğa silahı “oyun” gibi tanıtmak, onu atış poligonlarına götürmek, evde erişilebilir şekilde silah bulundurmak, sadece tercih ya da hata değil, açık bir ihmaldir.

Çocuklar bir anda şiddete yönelmiyor. Biz onları ya fark etmiyoruz ya da yanlış yönlendiriyoruz.

Evde kıyamadan büyütülen, her hatası bir bahaneyle örtülen, emek vermeden her şeye ulaşan çocuklar; ilk gerçek krizle karşılaştığında dağılıyor.

Ve o dağılış, sadece kendi hayatlarını değil, başkalarının hayatlarını da karartabiliyor.

Eğer yarınlarımızı korumak istiyorsak önce çocuklarımızı hayallerle değil, gerçeklikle tanıştırmalıyız.

Ebeveynlik; çocuğu mutlu etmek değil, onu hayata hazırlamaktır. En doğru tutum, çocuğun hoşuna gitmese de onun için gerekli olanı yapabilmektir.

Bugün, bir çocuk okulunda siyah giyinerek fark ettirmek istiyor.

Asıl soru şu: Biz, çocuklarımızı fark etmek için daha neyi bekliyoruz?

Yaşanan olaylarda hayatını kaybeden başta Ayla öğretmenimiz olmak üzere tüm öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm eğitim camiamıza başsağlığı diliyorum.