İNSAN KENDİ POTANSİYELİNE İHANET EDER

Abone Ol

Geçenlerde sözlümle bir yerlere gidiyorduk.. Yol uzun olmalıydı ki yol boyunca sohbet ettik... Birlikte yapmayı en çok sevdiğimiz şeylerden biri konuşmak. Yanlış anlaşılmasın, dedikodu yapmaktan bahsetmiyorum. İki yetişkin olarak, insanca birbirimizi anlamaya çalışarak; birbirimize objektif bir bakış açısıyla yaklaşarak konuşmaktan bahsediyorum.

Çalışamadığımdan ve kendimin farkında olamadığımdan dert yanıyordum. O ise aynı şeyleri defalarca benden duymasına rağmen, her zamanki gibi bir eli direksiyonda, diğer eli elimde; gözü dikkatle yolda, kulağı pür dikkat bende şöyle dedi:

“İnsan potansiyeline ihanet eder.”

O kadar haklıydı ki...Bir anda, cevapsız sorularımın karanlığında kalmış zihnimde bir ışık yandı. Ben kendi potansiyelime ihanet ediyordum.

Evet, bunu kendime ben yapıyordum. kendimden şikayet ediyor, ancak şikayet ettiğim kişinin yine ben olduğumu göremiyordum.

Aslında bu durum, yaş grubu fark etmeksizin hepimizde var. Her birimiz sahip olduğumuz potansiyelin farkında değiliz ya da bu potansiyeli ortaya çıkarabileceğimiz ortamlarda büyümüyor, yaşamıyoruz.

Hepimiz bir başkasının istek ve talepleri doğrultusunda hareket ediyor, onların bizden beklentilerini gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Kısacası, bu yaşam yolculuğunda bir başkasının rotasının direksiyonunda biz oturuyoruz. Kimse bize ne yapmak istediğimizi ya da kim olmak istediğimizi sormuyor. Bir başkasını bırakın, biz bile kendimize dönüp “Ben ne istiyorum, ben kimim?” diye sormuyoruz; belki de soramıyoruz.

Büyük bir yaşam telaşının içinde öylece savruluyor, yaşamımızın son bulacağı günü çaresizce bekliyoruz.

Bunu yapmamızın elbette birçok sebebi var: kabul görmek, takdir edilmek ve sevilmek... Oysa biz kendimizi kabul etmiyor, takdir etmiyor ve sevmiyoruz. Var olan yaşamın bize ait olduğunun idrakine varamıyoruz.

Sözlümün söylediği sözün üzerine dönüp bir kendime baktım. Ben kendimin düşmanı mıydım da kendime ihanet ediyordum? Bu bedende kimi, neyi barındırıyordum ki kendime düşmandım? Neden? İnsan kendine bunu neden yapar?

Bir başkası bize bunu yapsa günlerce, aylarca, belki yıllarca sorgularız. Ancak konu kendimiz olunca neden aynı sorgulamayı yapamıyoruz?

Kendine inanmak bu kadar zor mu?

Belki de yetiniyoruz. Kazandığımızla yetiniyor, gözümüzü bir sonraki basamakta duran başarıya dikmek yerine bulunduğumuz yerde köreliyoruz. Ve bunu yaparak yalnızca yetinmiyor, başarıyı da sınırlandırıyoruz.

Oysa başarı dediğin şey, deniz derya misali sonsuzdur. Yaşam var olduğu sürece amacın başarmak olmalı. Bu başarı önce sana, sonra sevdiklerine, çevrene ve insanlara fayda sağlamalı. Bunu yapmayıp kendine ihanet edersen, geriye bedeninde kalan şey yalnızca bir yönsüz düşman olur. Ve yönünü kaybetmiş bir düşmansa, senin sonundur.

Demem o ki; senin düşmanın da sesin, dostunda... Kimi görmek, kim olarak yaşamak istersen yönünü ona çevirirsin. Ben artık kendim için ne istediğimi biliyorum!

Peki ya sen?

Sen biliyor musun?