İNSAN PAZARI “KAPİTALİZM GERÇEKLERİ”

Abone Ol

Karl Marx, kapitalizmin yalnızca bir ekonomik sistem olmadığını, aynı zamanda insanı kendi emeğine yabancılaştıran bir düzen olduğunu söylemiş; ürettikçe zenginleşenin kendisi değil, sistem olduğunu özellikle vurgulamıştır. Hâlâ tartışılan bu söylemlerinden ötürü de yaşadığı dönemde oldukça tepki görmüştür.

Peki günümüze dönecek olursak, sizce de haklı tarafları yok muydu?

Yüzyıllar öncesinden başlayan tüketim toplumu, bugün devasa bir şekilde büyümüş; genç, yaşlı herkesi bu sistemin kölesi hâline getirmiştir.

Bugün dünya tarihinde görülmemiş bir zenginlik üretiliyor. Buna rağmen milyonlarca insan aç, evsiz ve mutsuz. Bunun nedeni ise üretimin azlığı değil; servetin ve gücün belirli ellerde toplanmasıdır.

Kapitalizmin en büyük başarısı, insanlara hırs, rekabet ve doyumsuzluk aşılamasıdır. Zaten bu sistemin amacı da bu değil midir?

Çağımızın en büyük dayatmasıdır: “Biraz daha satın alırsan mutlu olacaksın.”

Başlı başına çok büyük bir sektöre dönüşen alışveriş kültürü, bir girdap gibi toplumu içine çekerek, ihtiyacın dışında da doyumsuz bir şekilde her şeyi alman gerektiğine seni öyle bir ikna etmiştir ki Marx’ın da dediği gibi herkesi ve her şeyi bir “metaya” dönüştürmüştür.

Hâl böyleyken milyarderler servetlerine servet katarken, diğer yanda ay sonunu getirmeye çalışan milyonların ürettiklerinden aldığı pay da giderek küçülmüştür. Çünkü sistem, üretimi anında tükettirip yenisi için emeği sömürmeye devam etmektedir.

İnsanlık olarak her birimiz, kelimenin tam anlamıyla, tüketirken tükendiğimizi aslında fark ediyor olsak da bundan nasıl kurtulabileceğimizi henüz bilmiyoruz. Çünkü bu piyasanın kurallarında görünmez zincirler; hayatını, zamanını, hayallerini ve ilişkilerini bile birbirine sıkıca bağlamıştır.

Eskiden insana, insan olduğu için değer verilirdi. Bugün ise satın alabilme gücüne göre değer veriliyor. Cebindeki para kadar konuşabiliyor, tüketimine göre var olabiliyorsun. Karakterler geri planda kalırken vitrinler ön plana çıkıyor.

Çağımızın en büyük trajedisidir: İnsanlık tarihinin en zengin dönemlerinden birini yaşarken ruhen en yoksul zamanlarından birinden geçiyor olmamız. Daha fazla kazandıkça daha eksik hissediyor, daha çok tükettikçe daha çok yalnızlaşıyoruz.

Günün sonunda asıl merak ettiğim ve belki de asıl sorulması gereken soru şudur: Biz kapitalizmin içinde mi yaşıyoruz, yoksa kapitalizm artık bizim içimizde mi yaşıyor?

Cevabı size bırakıyorum…

Sevgiyle kalın.