Yürek yangını… Yaşadığımız tam anlamıyla bu, günlerdir bitmek bilmeyen bir yürek yangını… Bu yangının söneceği de yok. Günlerdir ne zaman elim kelimelere uzanmak istese o gücü kendimde göremedim ama sonra karşıma bir tweet çıktı. Kahramanmaraş'taki depremde hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Şeyma Gökkaya'nın, üç yıl önceki İzmir depreminin ardından attığı tweet:
“Bir gün burası da Elazığ’ın, İzmir’in kaderini yaşarsa benim için, ailem için veya herhangi biri için melek oldu diye iyileştirmeler yapmayın. Hakkımızı arayın”
İşte tam da bu cümlelerden sonra artık yas tutmaya bir son vermem gerektiğini anladım çünkü dur durak bilmeyen bir ‘kader’ türküsü ülkeyi yönetenlerin dilinden etrafa savrulup dururken Şeyma ve depremde hayatını kaybeden diğer insanlarımız için ‘Melek oldu.’ denilerek olayı kapatmalarına çok kısa bir süre kaldığının farkındayım.
- 99 depremi sonrası, o dönemin yöneticilerini topa tutan gazeteler, bugün tek bir ağızdan ‘Asrın Felaketi’ söylemleriyle bütün suçu doğanın kucağına bırakmaya çalışıyorlar.
Yaşadığımız depremin, asrın tanık olduğu en büyük depremlerden biri olduğu konusunda herkesle hem fikir olabiliriz ancak depremin sonucunda ortaya çıkan felakete bakınca, felakete sebep olan eksikleri ortaya koyması beklenen gazeteler, ülkeyi yönetenlerin kendilerini aklamak adına türettikleri bu söylemi manşetlere taşıyamazlar.
- ‘Kader’ ve kader üstüne yazılmış türküler, ağıtlar bu toprakların gerçeğidir ve yazılmaya da devam edecektir ama bu türküleri sadece ve sadece halk yazabilir, devleti yönetmekle sorumlu kişiler değil.
Devleti yönetmekle sorumlu kişilerin gönlünden ‘kader’ kelimesi geçse dahi dillerinden dökülmemelidir çünkü o zaman sorarlar:
1. Sırf seçimlerde biraz daha fazla oy alabilmek adına belirlenen kuralların dışına çıkarak inşaat yapan, evini uygunsuz şekilde genişleten, zemini uygun olmayan yerlere haddinden fazla kat çıkan insanlara imar barışı adı altında örtülü seçim imtiyazları verildi mi verilmedi mi?
2. ‘İmar Barışı’yla toplam 205.000 Hatay’lı, 144.556 Maraş’lı, 88.577 Malatya’lı vatandaşımızın sorunlarını çözdük.’ derken bunlar hangi sorunlardı ve bu çözüldüğü söylenen sorunlar bugünkü ölümlerin felaket mertebesine erişmesine etki etmiş olabilir mi?
3. Afeti yaşayan illerden birinin belediye başkanı, ‘37 dönümlük arazi için kentsel dönüşüm istedim, 5.5 yıldır bakanlıktan cevap bile alamadım.’ derken bu cevap hangi gerekçeyle verilmedi?
4. Depremden hasar gören bölgelerde kentsel dönüşüm uygulanmasına rağmen mi bu binalar yıkıldı yoksa deprem riski, yirmi yıl gibi uzun bir iktidar sürecinde dahi sürekli ülke gündeminin kenar süsü olmaya mı itildi?
5. Şehir Hastaneleri’nde kullanılan ve özellikle Elazığ Depremi sonrası faydalarından bütün kanallarda bahsedilen Sismik İzolatör Sistemleri neden yeni yapılarda zorunlu tutulmadı? Toplanan deprem vergileri bu izolatörlerin üretiminde ve yaygınlaşmasında destek unsuru olarak kullanılamaz mıydı?
6. İstanbul gibi depremin eli kulağında beklendiği bir ilde, hem toplumsal faydasına hem de yapılma ısrarına bir türlü akıl erdirilemeyen ‘Kanal İstanbul’ gibi projelerin peşinde koşmak yerine, bilim insanlarının olası İstanbul depremini önceden tahmin etme noktasında Marmara Denizi’nin altına kurulmasını ısrarla istediği Denizaltı Gözlem İstasyonları neden yapılmadı?
Kısacası iktidar güçleri ‘kader’ deyip halkla kucaklaşabilmek adına ne yaptılar ya da nelerin yapılmasına mani oldular ki bugün ‘kader’ dedikleri vakit, karşılarında boyunlarını büken bir halk görmek istiyorlar? Ayrıca bu soruların muhatabı sadece iktidar güçleri değil aynı zamanda enkaz sahalarına gidip tepkilerini dile getiren muhalefet yetkilileridir çünkü unutulmamalıdır ki 99 depremi sonrası en sert eleştirileri dile getirenler de o günün muhalefeti ama bugünün iktidar sahipleridir ve eylemleri de ağızlarından çıkan sözler de ‘kader’e sığınmanın ötesine geçememektedir.
Makamlar, hayata dair tek özelliği sizinle aynı siyasal yolda yürümüş olmaktan öte gidemeyen, sahip oldukları görevle akalalı bilgiden, birikimden uzak insanlarla dolup taşarsa bu sıralanan maddelerin hiçbiri değişmez ama daha fazla susamayız. Toplum olarak Şeyma’ya ve Şeyma gibi aramızdan ayrılan on binlerce insana borcumuz var. Bundan sonra kimse, ‘Melek oldu.’ sözleri eşliğinde ‘unutturulanlar’ defterine yazılmamalı.