Sabahın erken saatlerinde bir haber düşüyor ajanslara. Yaşı 18 bile olmayan bir çocuk… Elinde bıçak, karşısında bir başka çocuk. Sonrası malum: Bir cenaze, dağılan bir aile, suskun kalan bir mahalle.
Ve biz, her zamanki gibi, birkaç gün üzülüp hayatımıza devam ediyoruz...
Ama artık durup sormanın zamanı gelmedi mi?
Bu çocuklar ne ara katil oldu?
Kocaeli’den başlayalım. Sanayinin kalbi, üretimin merkezi diye anlatılan bu şehirde cezaevlerine baktığınızda manzara ürkütücü: cinayet, uyuşturucu ve çeteleşme suçlarıyla dolu koğuşlar. Üstelik sanıkların, hükümlülerin önemli bir kısmı 18 yaşın altında. Henüz sakalı terlememiş, hayatın ne olduğunu bilmeden “ömür boyu” damgası yiyen çocuklar…
Her gün kentin çeşitli liselerinde yaşanan gençlik kavgalarının haberlerini yapmaktan bıktık.
Tablo o kadar vahim ki hangisine üzüleceğimizi şaşırmış durumdayız.
Peki neden böyle?
Benimki de soru! Nasıl olmasın ki...
İş yok. Umut yok. Gelecek hayali yok.
Ama uyuşturucu var.
Kolay para vaadi var.
Sokaklarda kurulan küçük ama acımasız çeteler var.
16–17 yaşındaki çocuklar, sosyal medyada “nam”, sokakta “itibar” peşinde koşuyor. Bir bakıyorsunuz akranını bıçaklamış, bir bakıyorsunuz tetik çekmiş. Akran cinayetleri artık münferit değil; neredeyse sıradan bir haber başlığına dönüştü. Asıl felaket de burada başlıyor: Alışıyoruz.
Aile yapısı çökmüş. Okul sadece diploma veren bir binaya dönüşmüş. Sokak ise gençler için en “etkili eğitim kurumu” hâline gelmiş durumda. Devletin giremediği boşlukları, uyuşturucu baronları ve suç ağları dolduruyor. Ceza, caydırıcı değil; cezaevi ise çoğu genç için bir “kariyer basamağı” gibi algılanıyor.
Ve biz büyükler…
Biz ne yapıyoruz?
Televizyonda birkaç dakika izleyip “yazık” diyoruz. Sonra başka bir gündeme geçiyoruz. Oysa bu çocuklar birer istatistik değil. Hepsi bir zamanlar oyun oynayan, hayal kuran, korunması gereken bireylerdi. Şimdi ya toprağın altında, ya da demir parmaklıkların arkasında.
Eğer bugün ciddiye almazsak, Kocaeli başta olmak üzere yarın ülkenin dört bir yanında aynı ağıdı yakarız.
Ve o zaman bu soruyu sormanın da bir anlamı kalmayacak:
Bu gençlik nereye gidiyor?