Değerli okurlar!

Kur’an-ı Kerîm’de Bakara Suresi’nin  183. ayetinden başlayarak 187. ayetine kadar Ramazan ayı ve bu ayda farz kılınan oruçla ilgili detaylı bilgiler verilmiştir. Bu haftaki yazımızda 183 ve 184. ayetlerin muhtevasından sizlere bahsedeğim. Bu bağlamda Yüce Allah 183. ayette şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz”

Oruç dinin en büyük esaslarından biri olup nefis onunla terbiye edilir. Kötülük işleme konusundaki insani hırslar onunla dizginlenir. Oruç bir kalp işi olup gün boyunca nefsi yeme, içme ve cinsel ilişkiden alıkoymak anlamına gelen kutsal bir cihaddır. Oruç bize iradenin ne kadar kıymetli olduğunu gösteren güzel bir ibadettir.

Bu ibadet, hicretten bir buçuk yıl sonra kıblenin değişmesinden sonra Şa’ban ayının onunda farz kılınmıştır. Meşakkatli bir ibadet olan oruç sadece ümmet-i Muhammed’e farz kılınmış değildir. Daha önceki topluluklarda da mahiyeti farklı olmakla birlikte bu ibadet vardır. Oruç, öteden beri uygulanan ilahi bir kanundur. İnsanlığın terbiye ve düzen bakımından bu ibadete ihtiyacı vardır. Ayrıca bu ibadetin icrasında hesapsız bir menfaat söz konusudur.

Ayette zikri geçen “sıyâm” dilimize oruç olarak çevrilir ve sözlükte; nefsi meylettiği şeylerden alıkoymak, frenlemek anlamına gelir. Dinde kullanılan anlamı ise; sabahın başlangıcından güneşin batışına kadar nefsin en büyük istekleri olan yeme, içme ve cinsel ilişki gibi bilinen zaruri ihtiyaçlardan niyet ederek gün boyu kendini tutmaktır.

Günlük hayatta söylediğimiz sözler ve yaptığımız konuşmalar orucu bozmaz. Fakat cihatta başarılı olmak için susmak, zikir ve fikirle meşguliyet nefisler için daha uygundur.

Ayette ifade edildiği üzere orucun farz kılınış amacı “korunma”dır. Oruç sayesinde kişi, nefsine ve arzularına hakim olma alışkanlığını elde ederek günahlardan sakınarak ve korunarak takva mertebesine ulaşabilir. Çünkü oruç, şehveti kırar, nefsin heveslerini mağlup eder. Azgınlıktan, kötülükten meneder. Dünyanın âdî lezzetlerini, makam ve yükselme vasıtalarını küçük gösterir, hayatın lezzetini tattırır, kalbin Allah’a bağlılığını artırır, ona bir meleklik zevki ve saflığı bahşeder. İnsanları her derde sokan şehvetlerin esası, karın ve tenasül organı kaynaklı şehvettir. İnsanın insanlığı da bunlara hakim olmasından geçer. Öyle ki, oruç tutmayan kişiler, şehevi arzularının önünde bir oyuncak gibi yuvarlanıp kıvrandıkları, akıl ve iradelerine sahip olamayarak gelişi güzel günahlara sürüklendikleri halde, oruç tutanlar tersine bunlara hakim olur. Bu sebeple Peygamber (a.s.) nefisleri azgın olanlar hakkında “Oruç tutsun, çünkü orucun koruyucu bir etkisi vardır”(1) buyurmuştur. 

Oruç, gerek fert ve gerekse toplum açısından büyük bir ruh terbiyesini içerir. Aynı zamanda midenin ve bedenin dinlenmesiyle sıhhi ve tıbbi, vücuda ait birtakım faydaları bulunan bir beden eğitimini de içine alır. Orucun bu şekilde bedene kuvvet ve dayanıklılık, nefsin arzularına ölçü bahşeden birtakım ruhi ve bedeni faydaları; hayatın ve insanlığın tadını tattıran ve fakirlerin hallerini hissettiren, sosyal ve ahlaki yönden güzel menfaatleri bulunur. Bununla beraber bunların hepsi birer fayda olup, farz oluşunun sebebi ve hikmeti değildirler. Orucun vacib (farz) oluşunun asıl hikmeti, Allah’ın emrine boyun eğmekle kulluk zevkini tatmak; ruhu, riya eserlerinden temizleyerek kuvvet ve ihlası artırmak ve kendini bizzat Allah’ın korumasına teslim etmek için nefisle cihad etmektir.

Nitekim Yüce Allah, bir kudsi hadiste; “Oruç, benim içindir. Onun mükafatını ancak ben veririm”(2) buyurmuştur. Böylece; ayetteki “umulur ki sakınırsınız” ifadesi, orucun hikmet ve menfaatlerini, faydalarını ve yararlarını, sebep ve maksatlarını bütün genişliğiyle ifade eden ilahi bir beyandır ki hepsini maddi, manevi, din ve dünyaya ait maksatları içine alan “sakınma” özelliğinde toplamıştır.

184. ayette ise şöyle buyrulur: “Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakiri doyuracak fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Ayette’de ifade edildiği üzere; bize farz kılınan oruç tüm senenin günlerine oranla az ve sınırlı  günlerdedir. Ayrıca bizim sağlığımızı bozmayacak ve gücümüzü tüketmeyecek bir şekilde bizim mazeretlerimizi de gözeterek meşru kılınmıştır. Bu bağlamda, Ramazan’da hasta ve sefer halinde olanlar tutamadığı günler kadar  Ramazan dışında diğer günlerde oruçlarını kaza edebilirler. Bu şekilde hastaya veya yolcuya oruç o anda (hastalık ve yolculuk) farz değildir, yemeye ruhsat vardır. Bu durumda olanlar yerlerse, iyileştikten veya ikamet ettikten sonra kaza ederler. Şüphe yok ki asıl sorumlu, hastanın ve yolcunun kendisidir. Hasta ve yolcu olan kimse, kendi mazeretinin derecesini, kendisi takdir etmek durumundadır. Ayette gösterilen ölçü ise, dinin ona tanıdığı bir kolaylıktır.

Ayette ayrıca; devamlı özürlü olup gerek eda ve gerekse kaza olarak oruca zor dayanabilen veya hiç dayanamayan, örneğin pek ihtiyarlamış veya iyileşme ümidi olmayan müzmin bir hastalığa yakalanmış bulunan kimselere, yedikleri her oruç yerine bir fidye, yani bir yoksul yiyeceği farz olduğu ifade edilmektedir.

Sırf alışkın olmadıklarından dolayı oruca dayanamayacaklarını zannedenler, oruç farzından fidye ile kurtulamazlar. Bunlar, bir azimle kendilerini oruca alıştırıverdikleri takdirde çocuklar için bile mümkün olan oruca pek ala tahammülleri olduğunu göreceklerdir.

Ayetin son kısmında; “her kim kendi gönlüyle nafile olarak herhangi bir hayır yaparsa ve bu cümleden olarak fidye vermek lazım geldiği halde fidyeyi yoksul yiyeceğinden daha fazla verirse, bu kendisi için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız sizin için fidye vermekten veya kazaya bırakmaktan hayırlıdır. Eğer orucun faziletini bilirseniz böyle yaparsınız” buyrulur.

Bu ayetteki “Eğer bilirseniz orucu tutmanız sizin için daha hayırlıdır”ifadesi, zarara yol açmayacağı anlaşılan hallerde orucun büyük bir fırsat olduğunu ve bunu kaçırmamak için ortaya konan iradenin büyük bir değer taşıdığını bize anlatmaktadır.

Yüce Rabbimizden niyazımız odur ki, her türlü güçlüğe rağmen oruç ibadetini vaktinde yerine getirme imkan ve iradesini bizlere bahşeylesin. Sağlık ve sıhhatimizi daim eylesin.

Kaynakça:

1-Buhârî, “Savm”, 10.

2- Buharî, “Savm”, 2, 9.

Not: Bu yazı Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’ân Dili isimli tefsirinden istifadeyle hazırlanmıştır.

 

                                                                                                                    Hazırlaya    Hayati SAKALLIOĞLU

                                                                                                                                    İlahiyatçı Yazar