Ramazan Bayramı

Muhterem okurlar!

İbadetle manevi hayatımızı zenginleştirdiğimiz, oruçla maddi ve manevi sıhhate kavuştuğumuz, teravihle feraha erdiğimiz, Kur’ân-ı Kerîm’le gönlümüzün sükuna erdiği Ramazan ayını geride bırakmaya hazırlandığımız ve bayrama kavuştuğumuz günleri idrak ediyoruz.  Hz. Peygamber’in (a.s.) buyurduğu üzere, evveli rahmet, ortası mağfiret sonu ise cehennemden kurtuluş olan Ramazan ayının akabinde bizleri bayrama kavuşturan Rabbimize sonsuz şükürler olsun.

Dinimizde iki bayram vardır. Birincisi, Şevval ayının 1. 2. ve 3. günlerinde kutladığımız Ramazan Bayramı, ikincisi ise, Zilhicce ayının 10. 11. 12. ve 13. günlerinde kutladığımız Kurban Bayramı’dır. Nitekim, Sevgili Peygamberimiz hicretten sonra Medinelilerin iki bayramı olduğunu öğrenince, “Allah sizin için o iki günü, daha hayırlı iki günle Ramazan ve Kurban bayramıyla değiştirmiştir”(1) buyurmuştur.

Bayramlar bizler için sevinç günleridir. Bu sebeple bayram günlerinde, bir mü’min olarak yerine getirmemiz gereken bazı davranışlar vardır. Öncelikli olarak; bayramlar, aramızda var olan kırgınlık ve dargınlıkları sona erdirme zamanıdır. Nitekim, Hz. Peygamber (s.a.s.) Müslümanların birbirlerine küs durmalarını hoş karşılamamış ve “Birbirinize kin tutmayınız, haset etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslüman’ın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl değildir.”(2) buyurmuştur.

Başka bir hadiste de Sevgili Peygamberimiz;  “Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır. Din kardeşi ile aralarında düşmanlık bulunan kişi dışında Allah’a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. (Meleklere) siz şu iki kişiyi birbiriyle barışıncaya kadar tehir edin, evet siz bunları birbiriyle barışıncaya kadar tehir edin! buyurulur.”(3) ifadelerini kullanmıştır.

   Bayramlar, aramızda bulunan kardeşliği, sevgiyi ve saygıyı çoğaltma günleridir. Ayrıca bu mübarek günler, Yüce Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’deki, “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin”.(4) buyruğunun ve Hz. Peygamber’in (a.s.) “Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” (5) hadis-i şerifinin tecelli günleridir.

Bayramlar müslümanlar için dayanışma, yek vücut halinde olma günleridir. Nitekim Hz. Peygamber (a.s.), “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (6) sözüyle bu gerçeğe dikkat çekmektedir.

Ramazan Bayramı, özellikle fakirlerle zenginler arasındaki uçurumun kapanması ve toplumsal barışın sağlanması noktasında büyük önemi haizdir. Nitekim bu ayda verilen fıtır sadakaları, fidyeler ve zekatlar fakirlerin ihtiyacını gidermede ve bayram sevincini yaşamalarında fevkalede önem arzeder.

Fıtır Sadakası, üzerimize vacip olan bir ibadettir ve özellikle Ramazan bayramına fakiriyle zenginiyle hep beraber huzur ve mutlulukla girmenin bir kaynağıdır. Sözlükte “yaratmak, icat etmek; kesmek, yarmak, ikiye ayırmak” mânalarına gelen fatr kökünden türeyen fıtr kelimesi oruca son vermeyi, orucu açmayı (iftar) ifade eder. Bundan dolayı ramazan bayramına îdü’l-fıtr denildiği gibi ramazan ayını yaşamanın, onun mükâfat ve bereketinden faydalanmanın bir şükran ifadesi olarak verilen sadakaya da sadaka-i fıtr denilir. Bu tamlama kısaltılmış olarak Türkçe’de fitre şeklinde kullanılır. İbn Abbâs’ın ifadesine göre, “Rasulullah fitreyi, oruç tutanı anlamsız ve çirkin davranışlardan temizlesin, fakirlere de yiyecek bir lokma olsun diye farz kılmıştır” (7). Bazı âlimler, bu sözden ilham alarak fitreyi namazın eksiklerini telâfi eden sehiv secdesine benzetmişlerdir.

Bayramların bize yaşattığı bir başka güzellik ise, sıla-i rahim ve bu vesile ile büyüklerimizin dualarını almaktır. Sıla-i rahim, “Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının” (8); “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (9) vb. birçok ayette bizlere salık verilmektedir.

Hz. Peygamber de, “sıla-i rahim’in ömrü uzatacağını” ifade etmiş, ayrıca “hısım ve akrabası ile akrabalık bağlarını kesen kimsenin bulunduğu meclise rahmet inmeyeceğini ve böyle kişilerin cennete giremeyeceklerini” belirtmiştir (10).

Günümüzde şehirleşme beraberinde aileler arasında soğukluk, hatta parçalanmaları ve akrabalar arasındaki bağların kopmasını getirmiştir. Bu sebeple bayramın getirmiş olduğu huzur ortamında ana-babamızı, akrabalarımızı ve huzurevindeki yalnız büyüklerimizi hatırlamalı ve onları ziyaret ederek gönüllerini kazanmalı ve dualarını almalıyız.  Bu hususla alakalı Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurur:

 “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder” (11). Bir başka ayette ise, “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (12).

Değerli okurlar!

İçinde yaşadığımız dünya, etme-bulma dünyasıdır. Hadîs-i şerîf’te Hz. Peygamber,  “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” (13) buyurur. Kur’ân-ı Kerim’de de, “Muhammed, Allah’ın Rasulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler.” (14) buyurularak, merhametin mü’minlerin en önemli özelliklerinden birisi olduğu vurgulanır.

Bayramlar vesilesiyle hastanelerde hasta olarak yatan kardeşlerimizi unutmamalı, arayıp hal hatırlarını sormalı ve hayır dualarını almaya özen göstermeliyiz. Hz. Peygamber hasta ziyaretlerinde bulunanlara, “Bir Müslüman, hasta bir Müslüman kardeşini ziyarete gittiğinde, dönünceye kadar  cennet hurfesi (meyvesi) içindedir.” müjdesini verir (15).

 Bayram vesilesiyle bizleri yetiştiren ve bizlerden önce ahirete göç etmiş bulunan başta aile büyüklerimiz olmak üzere yakınlarımızın ve müslüman kardeşlerimizin kabirlerini ziyaret etmeli, onlara hayır duada bulunmalı ve onların durumlarından ibret alarak aynı akıbetin bizi de beklediğini unutmamalıyız. Bu konuyla ilgili Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kabirleri ziyaret etmek isteyen ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti bize âhireti hatırlatır” (16).

Bayramlarda, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza ayrı bir önem vermeliyiz. Zira onların bayramlarda yaşayacakları güzel anılar hayatlarında silinmeyecek izler bırakacaktır. Nasıl ki, bizler çocukluğumuzda yaşadığımız bayramları unutmuyorsak, o müstesna zaman dilimlerinde yaşadığımız hatıralarımızı bir ömür boyu özlemle hatırlıyorsak, çocuklarımızın da gelecek hayatlarında hafızalarından silinmeyecek bir bayramı onlara yaşatmaya özen göstermeliyiz.

   Bayramlarda yetim ve öksüz kalan çocukları da unutmamalı, onları da mutlu edecek çalışmaların içinde yer almalı, bayramlık hediyelerle ve göstereceğimiz sevgi ve şefkatle onları bayram sevinçlerimize ortak etmeye çalışmalıyız. Nitekim Yüce Allah Mâûn suresinde, “İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir” (17) buyurarak yetimi itip kakanları, yoksula yardım etmeyenleri ve yetime yardım etmediği gibi yardım edilmesine de izin vermeyenleri kınamıştır. Duhâ suresindeki ayette ise, Hz. Peygamber’e kendisinin de bir yetim olduğu hatırlatılarak “Yetimi sakın üzme, senden bir şey isteyeni azarlama!” (18) emrini vermiş, ondan yetim ve ihtiyaç sahiplerine şefkat ve merhametle muaele etmesini istemiştir.  Ayrıca Hz. Peygamber, “Ben ve yetimi himâye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız” buyurmuş ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, göstermiştir. (19)

Bu vesile ile sevinç, mutluluk ve huzur günleri olan Ramazan bayramının sizlere, ailenize ve sevdiklerinize, ülkemize, İslam alemine ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz eder, bayramınızı tebrik ederim. Nice bayramlara!!!

 

Kaynakça:

[1]Ebû Dâvûd, “Salât”,  245.

[2] Bkz. Riyâzü’s-sâlihîn, hadis no:1571

[3] Müslim, “Birr”, 36-37.

[4] Hucurât, 49/10

[5] Müslim, “Îmân”, 93.

[6] Buhârî, “Edep”, 27.

[7] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 432.

[8] Nisâ, 4/1.

[9] Nisâ, 4/36.

[10] Buhârî, “Edep”,  4; Müslim, “Birr”, 18-19.

[11] Nahl, 16/90.

[12] İsra, 17/23.

[13] Bkz. Riyâzü’s-sâlihîn, hadis no: 227, 229.

[14] Fetih, 48/29.

[15] Müslim, “Birr”, 40-42.

[16] Tirmizî, “Cenâiz”, 60.

[17] Mâûn, 107/ 2.

[18] Duhâ, 93/9-10.

[19] Bkz. Riyâzü’s-sâlihîn, hadis no: 264.

                                                                                              Hazırlayan

                                                                                      Hayati SAKALLIOĞLU

                                                                                            İlahiyatçı Yazar

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hayati Sakallıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgün Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgün Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Özgün Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgün Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Kocaeli Markaları

Özgün Kocaeli, Kocaeli ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (262) 324 32 40
Reklam bilgi

Anket Kocaelispor TFF 1.Lig'i kaçıncı sırada bitirir?

Kocaeli haber