Yerel Yönetimler

Milli Kuruluşlar Birliği 6 Şubat Depremleri ve Olası Marmara Depremine Hazır mıyız Paneli Gerçekleştirdi

Milli Kuruluşlar Birliği 6 Şubat Depremleri ve Olası Marmara Depremine Hazır mıyız paneli gerçekleştirdi. Panele çok sayıda isim katıldı.

Abone Ol

Ev Sahipliğini Kocaeli Milli Kuruluşlar Birliği Başkanı Yücel Alpay Demir’in Gerçekleştirdiği Panele Selçuklu Düşünce Kulübü Başkanı Dr. Süleyman Pekin, Şehit ve Gazi Yakınları Derneği Başkanı Şaban Arlı, TÜŞSAD Başkanı Dilek Dila Mert, Kocaeli Sağlık Çalışanları Derneği Başkanı Adem Yaman, Çukurovalılar Derneği Başkanı Erdoğan Davut, KOSKAD Başkanı Recep Sarısakal, Tokatlılar Deneği Başkanı Turan Şahin, Ardahanlılar Derneği Başkanı Alpay Aydemir, Halk Kürsüleri Derneği Başkanı Ramazan Sevinç, Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Başkanı Ömer Karataş, Genç Atsızlar Birliği Başkanı Kutluhan İlter ve KMKB üyeleri katıldı.

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında düzenlenen panelde alanında uzman 8 isim Marmara Bölgesi’nin depreme hazırlık düzeyini bilimsel, sosyal ve yönetsel boyutlarıyla ele alarak bireysel ve kurumsal sorumluluklara dikkat çekti.

Panelin moderatörlüğünü Jeofizik Yüksek Mühendisi ve Sismolog Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Tahir Serkan Irmak üstlenirken; Jeofizik Yüksek Mühendisi Doç. Dr. Tekin Yeken, Peyzaj Yüksek Mimarı, Kentsel Tasarımcı ve Atatürkçü Düşünce Derneği Kocaeli Şube Başkanı Taylan Bingöl, Şehir Plancısı Mücahit Beşikçi, Kocaeli Kızılay Şube Başkanı İbrahim Pay, Önceki Dönem Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Gazeteci-Yazar Çetin Gürol, Diyanet Birliksen Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Karadaşlı ve Sosyal Hizmetler Şube Müdürü ve Sosyolog İrfan Türkmen panelde konuşmacı olarak yer aldı.

Alanında uzman isimlerin katkılarıyla gerçekleştirilen panelde, 6 Şubat depremlerinden çıkarılan dersler doğrultusunda Marmara Bölgesi’nin depreme hazırlık durumu tüm boyutlarıyla ele alınırken, bireysel ve kurumsal sorumlulukların hayati önemi vurgulandı.

Panelde ilk olarak konuşan Jeofizik Yüksek Mühendisi Doç. Dr. Tekin Yeken konuya ilişkin, Dünya canlı bir organizma gibidir; canlı olan bir şeyin hareket etmemesi mümkün değildir. Deprem durursa, her şey durur; hayat durur, hayat ölür. Elbette depremin faydalarından da söz edilebilir, ancak asıl üzerinde durmamız gereken konu şudur: Olası zararları nasıl en aza indiririz?

Şunu da unutmamak gerekir ki ülkemiz, fay hatları açısından dünyanın en aktif bölgelerinden biri üzerinde yer almaktadır. Bu gerçekliği göz ardı etmeden, bilimsel bilgi ve bilinçle hareket etmek zorundayız. Halkla paylaşılan bu bilgilerin çok büyük bir anlamı vardır. Aslında bir mekanikçi olarak şunu ifade etmek isterim: Yerin sabit kalması mümkün değildir. Çünkü yerküre söz konusu olduğunda, farklı yönlerdeki hareketler bir zorunluluk, hatta doğanın bir gereğidir. Bu, fiziğin temel kurallarından biridir.

Az önce de bahsettiğim gibi, Dünya “Ateş Çemberi” olarak adlandırılan kuşak üzerinde hareketine devam etmektedir. Dünya genelinde bir günde yaklaşık 8 bin deprem meydana gelmektedir. Bunların tamamı ölçülmekte ve kayıt altına alınmaktadır. Depremler, yer kabuğundaki hareketlerin bir sonucudur. Peki bu hareketlerin kaynağı nedir? Örneğin Güney Amerika kıtası sürekli hareket halindedir. Türkiye de Ege ve Akdeniz havzasıyla birlikte her yıl belirli bir mesafe kat etmektedir. Bu hareketlerin nedenleri yalnızca Türkiye’ye özgü değildir.

Marmara’daki fay başta olmak üzere, yerkabuğundaki enerjiyi denetleyen asıl unsur kıtaların hareketidir. Bu hareketler ortalama yılda yaklaşık iki santimetre hızla gerçekleşmektedir. Yer kabuğunun altında, mantoda son derece güçlü konveksiyon akımları oluşur. Bunlar teknik ifadeler olabilir ancak şunu özellikle vurgulamak gerekir: Kıtalar durdukları yerde hareket etmiyor; bu hareketler sistematik ve doğal süreçlerin sonucudur. Eğer bu süreçler olmasaydı, bugün bildiğimiz birçok doğal oluşum, yer altı kaynakları ve jeolojik yapı da var olmazdı” ifadelerini kullandı.


Şehir Plancısı Mücahit Beşikçi konuşmasında, “Ben bürokrasiyi ikiye ayırıyorum adanmış bürokrasi ve kurnaz bürokrasi. Dönemin belediye başkanı Nevzat Doğan ile birlikte bu kentsel dönüşüm projesi hayata geçirildi. Kendisini tebrik ediyorum. 2019 yılında projede yüzde 85 oranında hak sahipleriyle uzlaşma sağlanmıştı. Ancak İzmit Belediye Başkanı değiştikten sonra Fatma Kaplan Hanımefendi, projeyi kendisinin yapamayacağını ifade ederek devretti. Bunun üzerine mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı projeyi sahiplendi ve Bakanlıkla birlikte bir protokol yaparak, projeyi yüzde 100 hak sahipleriyle uzlaşma aşamasına kadar getirdi. Buradan özellikle vurgulamak istiyorum Hem Büyükşehir Belediye Başkanımızı hem de kentsel dönüşüm ekibini yürekten kutluyorum. Derince’de Deniz Mahallesi 1. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi, Zeki Aygün döneminde gerçekleştirildi. Gölcük’te ise Merkez Mahallesi Projesi, Ali Yıldırım Sezer döneminde belediyenin kendi kentsel dönüşüm ekibiyle hayata geçirildi.

Şimdi burada net olalım. Bugün itibarıyla, hiçbir ilçe belediyemizin sıfırdan başlattığı ve aktif olarak yürüttüğü bir kentsel dönüşüm projesi yok. Sadece Gebze Belediyesi ile Bakanlığın birlikte başlattığı bir proje bulunmaktadır. Gebze Belediyesi’nin burada yaptığı ise teknik destek sağlamaktır. Ancak ben bunu gerçek anlamda bir proje yürütmekten ziyade, “kurnazlık ve çalışıyormuş gibi görünmek” olarak değerlendiriyorum. Çünkü bir belediye başkanının başarısı, kendi ekibiyle ortaya koyduğu projelerle ölçülür. Bu kenti yönetenler estetik kaygılarını geride bırakmalı. Gölcük hariç 11 ilçenin hiçbirinde Kentsel dönüşüm müdürlüğü yok. 25 yıldır biz sadece planlama aşamasında kalmışız. Belediye başkanlarımızı eğitemedik.

25 yıldır kentsel dönüşümün tasarlama aşamasında kaldık. Roman mahallelerinin dönüşümünde sıfır noktasındayız. Çöküntü döngüsü kötü barınma koşullarından kaynaklanıyor. Öncelikle barınma sorunu çözülmeli. Üniversitenin sorumluluk alıp kentsel dönüşüm sistemine katkıda bulunması gerekiyor. Bir an önce imar haklarının artırılması gerekiyor” dedi.

Konuşmasına Milli Kuruluşlar Birliğine duyarlılıklarından dolayı teşekkür ederek başlayan Peyzaj Yüksek Mimarı ve Kentsel Tasarımcı Taylan Bingöl, “Açık alanların otoparka dönüştürülmesi, meydan niteliğinin ortadan kaldırılması, sosyal alanların imara açılarak müteahhitlere verilmesi ve bu alanlara bina yapılması son derece yanlıştır. Kültür merkezleri elbette yapılmalıdır; ancak bunlar açık alanların yerine değil, doğru planlanmış bölgelerde hayata geçirilmelidir. Açık söylemek istiyorum: Bundan daha yaralayıcı ve daha sakıncalı bir yaklaşım olamaz.

Yakın zamanda kent meydanı projesi eleştirildi. Evet, ben Atatürkçü Düşünce Derneği Kocaeli Şube Başkanıyım; ama bunu bir kimlik üzerinden değil, bir tasarımcı ve mimar olarak söylüyorum: Bu meydan son derece yerinde bir projedir. Çünkü bu alan yalnızca bir kent meydanı değil, aynı zamanda bir acil toplanma alanıdır. Bu tür alanların sayısının artması gerekiyor. Dünyanın her yerinde şehirler meydanlarıyla anılır. Avrupa şehirleri meydanlarıyla bilinir. Bizde de Taksim Meydanı var; ancak birçok kentimizde gerçek anlamda bir kent meydanı yok. Oysa meydanlar, hem günlük yaşamın hem de afet anlarının temel ihtiyaç alanlarıdır.

Elbette hocalarımız teknik boyutu çok daha iyi anlatıyor; ben onların yerine geçemem. Ama bir mimar ve kentsel tasarımcı olarak, sahada gördüğüm insani ihtiyaçları ve olanaksızlıkları paylaşmak istiyorum. En büyük sorunlardan biri iletişimdi.

Kahramanmaraş Merkezli 11 ilimizi etkileyen deprem bölgesine aynı gün gittim, gördüğüm manzara içler acısıydı, kentsel tasarım eksikliği nedeniyle yıkılan binalar yolları kapatmıştı. Park ve açık alanların olmaması yüzünden araçlar gelişigüzel park edilmiş, ambulanslar ve kurtarma ekipleri birçok noktaya ulaşamamıştı. Hatay’a gittiğimizde, kurtarma çalışmaları henüz başlamamışken, Savunma Bakanı ve yetkililerin dahi helikopterle gelip çaresizlik yaşadığına tanık oldum. Bakan olsanız bile çaresiz kalıyorsunuz. Bu süreçte insanın hayatı boyunca unutamayacağı manzaralarla karşılaşıyorsunuz. Ne yazık ki biz bu tür afetlere hazır değiliz. Buna rağmen şunu da gördüm: Çevreye ve topluma duyarlı sivil toplum kuruluşları, hiçbir beklenti olmadan insanların yardımına koştu. Bu işe emek veren, canla başla çalışan çok sayıda insan vardı” dedi.

Kızılay Kocaeli Şube Başkanı İbrahim Pay, Kızılay’ın Kocaeli’nde yaptıklarını ve olası afetlere karşın planlamalarını anlattıktan sonra Bu kurum Türk Milletinin bir kurumudur. Yöneticileri eleştirebilirsiniz ama kuruma sahip çıkılmalıdır.
11 ili ve orada yaşayan herkesi etkileyen 17 ağustos depreminin birkaç katı büyüklüğünde ki yıkıcı bir deprem dünyanın neresinde olursa olsun üstesinden sorunsuz bir şekilde gelinmesi mümkün değildir.
Kızılay’ımız tüm şubeleri ve tüm çalışanları ile birlikte tüm kurumlar ile koordineli olarak canla başla çalışmış gecesini gündüzüne katmış depremzedelerin yaralarını sarmak için insanüstü çaba harcamıştır, özellikle sosyal medya merkezli abartılı ve yanlı haberleri baz alarak yazılanlara inanıp binlerce faydalı işin gölgelenmesine sessiz kalmak bile doğru değil, elbette hatalarımız olabilir bizler de insanız, yapılan doğru şeyleri de göz ardı etmemek lazım, bu gün Kızılayımız sadece doğal afetlerde yangınlarda sellerde değil yılın her günü milletinin yanındadır, ihtiyaç sahiplerine yardım etmektedir.

Burada daha bilimsel ve soğukkanlı bakmamız lazım. olgular üzerinden konuşmalıyız. Afet anlarında çay, çorba dağıtılmasını önemsiyoruz çünkü sıcak bir içecek insanı toparlar, psikolojik ve sosyolojik olarak moral verir. Bu çok kıymetlidir. Bilimsel yaklaşımlar bize şunu söylüyor İlk 72 saat, her afette ister deprem ister başka bir felaket olsun toplumun ve bireylerin kendi kendine yetebilme kapasitesine sahip olması gerekir. Hatta ilk üç, dört, beş saat içinde temel ihtiyaçların bireysel hazırlıklarla karşılanabilmesi esastır.

Kızılay’a yönelik yanlı bilgi kirliliği bazı zamanlarda çok hızlı yayılıyor. Hani bir söz vardır ya, “Doğru ayakkabısını giyene kadar yalan dünyayı dolaşır.” Burada da benzer bir durum yaşanıyor. Meseleye olgusal bakmak zorundayız. Kızılay bu milletin kurumudur. Bugün biz buradayız, yarın başkaları olacak. Görevler geçicidir emanetler ise kalıcıdır.

Kızılay, Türkiye Afet Müdahale Planında birinci derecede beslenmeden sorumlu. İstatistiksel olarak da biz bu beslenmenin bir buçuk katı üstündeyiz. Kimse 1 ili kapsayan bir deprem olacağını beklemiyordu. Maraş’ta 150 milyon kap yemek verdik. Biz Kızılay olarak her afete hazırız.

Kızılay Afet Yönetimi Genel Müdürlüğü kuruldu. Bu Hilal’in üzerinde Güneş batmıyor. Dünyanın her yerinde milletimiz adına varız, ülkemizde de 81 ilde 81 aş evi projemiz var. Afet anında çıtayı yükseltecek hedeflerimiz var. Hedefimiz 2026 sonuna kadar Kocaeli’nin yarısına ulaşmak. Avrupa standartlarında afetzedenin ilk 72 saat kendine yetebileceği on görülüyor. S şubat depremlerinde sabah saat 05.00’te buradan ikram araçlarını çıkardık. Her zamanda hazırız dedi.

Sosyolog İrfan Türkmen konuya ilişkin yaptığı konuşmada, “Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Ekipleri Olarak Bölgeye ulaştığımızda Taylan Bey’in de vurguladığı çok önemli bir ihtiyaçla karşılaştık. Hava şartları nedeniyle insanların hem barınma hem de beslenme ihtiyaçlarını karşılayabilecek, bir nevi karargâh olarak kullanılabilecek geniş bir alana ihtiyaç vardı. Sorumluluğumuzda olan bir okulun bahçesini bu amaçla değerlendirdik ve hemen büyük bir çadır kurduk. 2’nci gün altı farklı noktadan arkadaşlarımız geldi. Sıcak çorba dağıtımı başladı. Gerçekten şunu net söyleyebilirim: Sıcak çorba hayati derecede önemliydi. Sadece fiziki bir ihtiyaç değil, psikolojik olarak da insanları ayakta tutan bir unsurdu.

Bölgeye gittiğimde, telefonda gördüklerimden çok daha ağır bir tabloyla karşılaştım. İlk etapta Kahramanmaraş’a ulaştık. Orada birçok kurum hâlâ ayaktaydı. Ancak Hatay’a geçtiğimizde durum çok farklıydı. Valilik dâhil olmak üzere pek çok kamu kurumu fiilen çökmüştü. Ekip olarak şunu söyledik: “Hatay yok olmuş durumda.” Etnik ve dini açıdan çok kültürlü, yıllarca barış içinde yaşamış bir şehirden söz ediyoruz. Bu nedenle sahada hiçbir ayrım yapmadan, kimliğe dokunmadan, sadece ihtiyaç temelinde vatandaşlarımızla iletişim kuracağımızı arkadaşlarımıza özellikle vurguladık.

Mahalle mahalle, kendi imkânlarıyla kurulmuş çadır kentlerde yaşayan insanlarla irtibat kurduk. İki günde bir telefonla ulaşmaya çalıştık; bazen ulaştık, bazen ulaşamadık. Ulaşamadığımız durumlarda sahaya bizzat giderek ihtiyaç tespiti yaptık ve oluşturduğumuz lojistik merkezden gerekli malzemeleri ulaştırdık. Ben Hatay’da 15 gün kaldım. Bu süreçte en büyük sorunlardan biri de iletişimdi. Bir Hataylı depremzede bize dedi ki; Siz Kocaeli’nden geldiniz Bizi en iyi siz anlarsınız. Evet gerçekten öyle oldu. Onları en iyi biz anladık” ifadelerini kullandı.

Din Görevlisi Mehmet Ali Karadaşlı ise, “Kardeşiniz olarak şunu ifade etmek isterim: 6 Şubat depremi olduğunda sabah saat yedi civarında, dönemin Kocaeli İl Müftüsünü aradım. “Hocam, bizim acilen oraya gitmemiz lazım. Hızla bir ekip kurup deprem bölgesinde olmamız gerekiyor” dedim. Bunu neden söyledim? Çünkü 17 Ağustos depreminde yaşadıklarım hâlâ hafızamda. Rahmetli babam, üç çadırın arasında kendi kendimize yemek dağıtırken beni çadırdan kovmuştu. “Senin burada ne işin var?” dedi. “Ne yapayım baba?” diye sorduğumda ise şunu söyledi: “Bu milletin cenazeleri kalkacak. Bu milletin evlatları toprağa verilirken onların başında dua edecek, yanlarında olacak hocaya ihtiyaç var.”

Ben o dönem hoca değildim; imam hatip mezunuydum, hafızdım ve geçimimi kokoreççilik yaparak sağlıyordum. Ancak babamın yönlendirmesiyle birçok mezarlıkta, birçok cenazede, genç yaşta vefat etmiş kardeşlerimizin definlerinde görev aldım. Aradan 22–23 yıl geçti. 6 Şubat’ta deprem görüntülerini televizyonda görür görmez, babamın 17 Ağustos’ta yaptığı o uyarı aklıma geldi. “Bizim deprem bölgesine acilen ulaşmamız gerekiyor” dedik. İl müftümüzle irtibata geçtik; ancak derin bürokrasiyi ancak üçüncü gün aşabildik ve üçüncü gün deprem bölgesine ulaşabildik.

Orada yaşadıklarımız, hayatımız boyunca unutamayacağımız, içimizde derin bir travmaya dönüşen hatıralar bıraktı. Birçok olaya birebir tanıklık ettik; birçok arkadaşımızın yaşadığı acı hikâyeleri de bugün hâlâ yüreğimizde taşıyoruz. Aramızdan bir kardeşimizi de kaybettik. Deprem bölgesinde omuz omuza çalıştığımız Turan Baş hocamızı buradan rahmetle anıyorum. Peki, 6 Şubat depremleri bağlamında din görevlileri; manevi destek, toplumsal dayanışma ve kriz yönetimi noktasında nerede durmalı? Bugüne kadar bu sorunun cevabını, din görevlilerinin afetlerin sadece “tarihi” ya da “tamamlayıcı” bir parçası olduğu şeklinde düşündük. Oysa sahada bizzat şunu tecrübe ettik: Din görevlileri işin tam merkezinde yer alıyor ve hayati bir rol üstleniyor. Biz din görevlisiyiz bilim bize ne yapmamız gerektiğini söyleyecek biz de onların söyledikleri ışığında üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz” şeklinde konuştu.

Son Olarak Söz Alan Çetin Gürol her olayda olduğu gibi doğal afetlerde de en fazla çalışan en fazla yorulan en zor şartlarda mesleğini icra edenlerden biri de gazeteciler, habercilerdir.
Ben de 17 ağustos depreminde hem depremzede hem de muhabir idim, o yılları yaşamış biri olarak Kahraman Maraş, Hatay ve Malatya başta olmak üzere 11 ilimizi etkileyen deprem bölgesinde yaşayanları çok iyi anlıyorum, bölgeyi bilen tanıyan biri olarak başta Milli Kuruluşlar birliği olmak üzere organize olan her kese destek oldum, bölgedeki meslektaşlarımız aracılığı ile hem yardımların doğru ulaşmasına hem de doğru haberler yapılmasına katkı sağladım, olası bir Marmara depreminden şehrimizin de etkileneceğini biliyorum, kentsel dönüşümün, eski hasarlı binaların yenilenmesinin ve tüm vatandaşlarımızın bilinçlenebilmesi için yapılacak çalışma ve eğitimlerin artması yönünde taleplerimi her fırsatta dile getiriyorum dedi.