Modern Ebeveynliğin İkilemi: Helikopter mi, Çim Biçme Makinesi mi?

Abone Ol

Bir evlat sahibi olduğunuzda, hayatınızın odağında kimin ya da neyin olduğu artık çok açıktır.

Çocuk yetiştirmek hayatın en güzel ve en özel deneyimlerinden biridir; ama ne yazık ki hiçbirimiz çocuğumuza özel bir yetiştirme kılavuzuyla ebeveyn olmuyoruz. Bu nedenle ebeveynlik; bolca sevgi, biraz endişe ve sayısız sürprizlerle ilerleyen bir yolculuktur aslında. Keyifli olduğu kadar zorlayıcı, sabır isteyen ama her şeye rağmen vazgeçmeyi hiç düşünmediğimiz bir yolculuktur.

Her anne baba imkanları ölçüsünde evladını en iyi şekilde yetiştirmek ister. Çocuğun yetiştirilmesinde gösterilen özen, aile ortamı ve tutumlar, onun yetişkinliğinde nasıl birey olacağının temelini atar. Okul döneminin başlamasıyla birlikte, çocuk anne ve babası yanında olmadan kendini ifade etmeyi öğrenir. Öğretmenler, arkadaşlar, sorumluluklar ve kurallar hayatına girer. Bu süre hem çocuk hem de aile için yeni bir dönemdir.

Öğretim yılımızın ikinci döneminin başladığı bu günlerde, yaklaşık on sekiz milyon öğrencinin okullarına dönmesiyle birlikte ebeveynler için de kısa bir mola verdikleri, soluk aldıkları aranın ardından yoğun ve yorucu bir dönem başlıyor. Bu öyle bir dönem ki içinde çocuklarımızın akademik yolculuğunda önemli olan LGS, MSÜ, YKS gibi sınavları da içinde barındırıyor. Elbette her sınav emek ve hazırlık gerektiriyor; ancak doğru destekle bu süreç çocuklar için gelişim fırsatına dönüşebilir.

Öğrencinin okulda gösterdiği başarı sadece onun kendi çabasıyla değil, ebeveyn tutumuyla da yakından ilişkilidir. Aynı sınıfta okuyan, aynı öğretmenden aynı dersi dinleyen çocuklar arasında ciddi farklar oluşabiliyor. Çoğu zaman bu farkın nedeni çocuğun kapasitesinden çok, evde kurulan düzen, verilen sorumluluk, karşılaştığı ebeveyn tutumu ile alakalı oluyor.

Bugün büyüttüğümüz çocuklar, yarınımızın yetişkinleri olacak. Evrensel değerlere sahip, donanımlı ve farkındalığı yüksek bireyler yetiştirmek istiyorsak hem okulda biz eğitimcilere hem de evde ebeveynlere önemli bir sorumluluk düşüyor: Çocuklara doğru rol model olabilmek.

Bir eğitimci olarak yıllardır şunu gözlemliyorum: Çocuğun okulda karşılaştığı öğretmen, sadece ders anlatan kişi değildir. Öğretmen; sınır koymayı ve beklemeyi öğreten, emek vermeden sonuca ulaşılamayacağını gösteren bir rehberdir. Adil olmayı, sorumluluk almayı, bazen de hayal kırıklığıyla baş etmeyi okulda öğrenir çocuk. Fakat okulda verilen bu kazanımlar evde desteklenmezse kalıcı olmaz. İşte tam bu noktada ebeveyn tutumu belirleyici olur.

Günümüzde ebeveynlik anlayışı değişiyor. Önce “Helikopter Ebeveynliği” ni konuştuk. Şimdi de “Çim Biçme Makinesi Ebeveynliği” konuşuluyor.

Helikopter ebeveyn, çocuğunun etrafında adeta pervane olur, yapması gereken sorumlulukları üstlenir, kontrolcü ve mükemmeliyetçidir. Koruma niyetiyle hareket ederken çocuğunun başarısız olmasına izin vermez. Çocuklarının yerine onların ödevlerini üstlenip yapan anne ve babalar size tanıdık geldi mi?

Çim biçme makinesi ebeveyn ise korumacılığı bir adım daha ileri taşır. Çocuğu mutlu etmek adına, karşısına çıkabilecek problemleri daha çocuk sorunla yüzleşmeden çözmeye çalışır. Ödevini yapmadığı için öğretmenle yaşanabilecek duruma çocuğu adına müdahale eden, arkadaşlık çatışmalarına dahil olan, henüz yaşanmamış ama yaşanma ihtimali olan pürüzleri bile ortadan kaldırmaya çalışan ebeveynler ile karşılaştınız mı?

Aslında her iki ebeveynlik tutumunun da çıkış noktası sevgidir. Niyet korumaktır ama farkında olmadan ebeveynin davranışı müdahaleye dönüştüğünde, çocuğun birey olma yönündeki gelişimi gölgelenir. Oysa çocuk sorunlardan korunarak değil, sorunlarla baş etmeyi öğrenerek büyür.

Okul da hayatın küçük bir provasıdır. Çocuk okulda beklemeyi, kaybetmeyi, kazanmayı, zorlanmayı, başarmayı, yeniden denemeyi öğrenme fırsatı bulur. Çocuklar hata yaparak öğrenir. Üstelik en güvenli öğrenme alanı; öğretmeninin rehberliğinde, okul ortamında yaptığı hatalardır. Çünkü orada yaptığı bir hata ona zarar vermez; aksine kendisi için bir öğrenme fırsatına dönüşür.

Bu yüzden çocuklarımızın mutsuz oldukları her durumda onları haklı görmek yerine, yaşadıkları durumlardan sorumluluk almalarına alan açmalıyız. Hata yaptıklarında bunu kabullenmeyi ve aynı hataya yeniden düşmemek için ne yapması gerektiğini öğretmeliyiz. İşte tam da bu öğreti çocuğu gerçek anlamda büyütür.

Ebeveynler ve okuldaki eğitimciler olarak gayretimiz; zorluklarla hiç karşılaşmadan büyüyen ve ilk gerçek engelde sarsılan bireyler yerine, problem çözme becerileri gelişmiş, olumsuzluklarla baş edebilen, öz güvenli ve mutlu bireyler yetiştirmektir. Bilinmeli ki; eğitim yalnızca okulun ya da yalnızca ailenin omuzlayabileceği bir süreç değildir. Çocuk; okul ile ailenin aynı dili konuştuğu, aynı sınırları ve değerleri desteklediği ortamda güçlenir.

Çocuklarımız için en sağlam zemin, okul ve ailenin kurduğu güçlü ve güvene dayalı iş birliğidir.

Dilerim ikinci dönem, bu iş birliğiyle çocuklarımızın akademik ve insani gelişimine güzel izler bırakan bir yolculuk olsun.