Bir bilgeye, “İnsanı en hızlı tüketen şey nedir?” diye sormuşlar. Bilge, hiç düşünmeden cevap vermiş:
“Öfke”
Şaşırmışlar;
“Nasıl yani?” “Yoksulluk, savaşlar, hastalıklar değil mi?”
Bilge gülümsemiş:
“Öfke geldiğinde insan önce aklını kaybeder. Aklını kaybeden ise geriye kalan her şeyi zaten kaybetmeye başlamıştır.”
Geçtiğimiz günlerde trafikte karşılaştığım bir olay beni hayretler içinde bırakırken, aynı zamanda içinde bulunduğumuz ruh halini özetler gibiydi. Yol verme kavgası bir anda çok çirkin küfürler, ardından yumruklar ve hastanede biten bir kavgaya dönüşmüştü. Düşündürücü olan, kavganın sebebi değil sonucuydu. Çünkü mesele kimin haklı olduğu değil, neden bu kadar çabuk öfkelenen bir topluma dönüştüğümüzdü.
Bu öfke patlamalarının sonucunda maalesef ki yaralanmalar hatta ölümler olduğunu haber mecralarında da sıkça görüyoruz. Ev sahibi kiracısını bir anlık öfkeyle silahla vurarak öldürüyor, kiracı ev sahibini yaralıyor, bir kafede yan bakma kavgası yaşanıyor, komşular ses yüzünden birbirlerini yumrukluyor ve bu liste uzadıkça uzuyor.
İnsanlar artık sanki öfkelenmek için sürekli bir bahane arıyor. En küçük tartışmalar bile büyümeye, sıradan anlaşmazlıklar düşmanlığa dönüşmeye hazır bekliyor. Toplum olarak öfkemizi yönetme kabiliyetimizi giderek kaybediyoruz. Kimse birbirini anlamaya çalışmıyor, aksine birbirine üstün gelmeye çalışıyor.
Oysa ki bir zamanlar büyüklerimiz dertlerini içine atar, öfkelerini yutardı. Gelecek kuşaklara da inayeti, sabırlı olmayı, merhameti öğütlerdi. Bugün ise en küçük bir anlaşmazlıkta sesler yükseliyor, yumruklar sıkılıyor, gözler hemen kararıyor. Peki ama değiyor mu? Bunların sonucunda mutlu olan, vicdanı rahat olan var mı? Hiç zannetmiyorum!
Zaman zaman elbette ki herkes öfkelenebiliyor. Sinirlendiğimiz, birilerine kızgın olduğumuz anlar tabi ki olabilir. Burada asıl mühim olan bu durumu hangi şekilde yönetebildiğimizdir. Eğer öfke kontrolü doğru şekilde yapılırsa ki (bu çoğu zaman o ortamdan uzaklaşmaktır) bir süre sonra zaten kendiliğinden geçecektir ama sanırım bunu pek az sayıda insan uyguluyordur.
Sanki toplum olarak görünmez bir gerilimin içinde yaşıyoruz. Herkes biraz kızgın, herkes biraz kırgın ve herkes biraz yorgun. Tahammül yoksunluğu içerisinde nezaketi, hoşgörüyü ve vicdanı hızla tüketiyoruz.
Bilge BUDA ‘nın da dediği gibi: “Öfkeye sarılmak, başkasına atmak için eline kor almak gibidir; önce sen yanarsın.”
Sevgiyle kalın