Ramazan Hilalinin Gölgesi Üzerimize Düşerken!

Abone Ol

Kıymetli okurlar!

Ramazan ayının girmek üzere olduğu bu günlerde ülkemizin, İslam âleminin ve dünyanın Kovid-19 salgını ve beraberinde tedarik zincirlerinin kırılmasıyla yaşanan ekonomik sıkıntılar gibi birçok gündemi bulunuyor. Bu yoğun gündemde Ramazan hilalinin gölgesi üzerimize düşmüş bulunuyor. Artık içerisinde bulunduğumuz sosyal, siyasal, ekonomik ve benzeri bütün gündemlerden sıyrılarak Ramazan ayını gündemimizin ilk sırasına alma zamanı. Zira bu ay bizim hayatımıza katacağı birçok güzelliği içerisinde barındırıyor.

Herşeyden önce Ramazan bir oruç ayıdır. Oruç ise bize sabrı öğretir. Zira Hz. Peygamber, bir hadislerinde “Oruç sabrın yarısıdır”[1] buyurur. Ayrıca oruç, dini görevler arasında Allah’a nispet edilen tek ibadet olmasıyla ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Bu konuda Yüce Allah, Hz. Peygamber’in dilinden şöyle buyurur: “Her iyilik için on katından yediyüz katına kadar sevap söz konusudur; fakat oruç bunun dışındadır. Çünkü o, sadece benim rızam için tutulmuştur ve onun karşılığını da bizzat ben vereceğim.”[2] Bu konuda şu hadise de yeri gelmişken vurgu yapmalıyız: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusundan kesinlikle daha güzeldir. Yüce Allah şöyle buyurur: Kulum arzularını, yemesini ve içmesini benim için terketti. Bu sebeple oruç benim içindir, karşılığını da bizzat ben vereceğim.”[3]

Oruç tutan kullar için müdelenen sayısız nimetler vardır. Bunlardan biri de kendisinden sadece oruç tutanların gireceği Cennet’in “reyyân” isimli kapısıdır. Ayrıca oruç ibadetinin mükafatı olarak tutan kimselerin Yüce Allah ile buluşacakları vadedilmektedir. Nitekim hadis-i şerifte; “Oruç tutanların iki sevinçleri olacak, biri iftar anındaki sevinçleri, diğeri ise Allah’a kavuşacakları zamandaki sevinçleridir.”[4] buyurulur.    

“Yaptıkları amellerin karşılığı olarak onlar için ne mutluluklar hazırlandığını hiç kimse bilemez”[5] ayetinde kastedilen amelin oruç olduğu söylenir. Zira Zümer Suresi 10. ayette Yüce Allah “Sabredenlere ecirleri kat kat verilecek” buyurur. Bu da oruç tutan kimselere verilecek mükafatın her türlü tasavvur ve tahminlerin ötesinde olduğunu gösterir. Oruç yalnız Allah için tutulduğundan onunla kurulan özel bir münasebeti ifade eder. Kul ile Rabbi arasındaki bu özel münasebet sebebiyle oruç son derece kıymetli bir ibadettir.

Bu iki sebepten ötürü böyledir:


[1] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VI, 2740; VIII, 1310, 1339.
[2] Tirmizî, es-Sünen, III, 127.
[3] Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, s. 502.
[4] Buhârî, es-Sahîh, III, 26; Müslim, es-Sahîh, II, 807.
[5] es-Secde, 32/17.

1-Oruç bir terk ibadetidir. Bu sebeple özünde bir sır taşımaktadır. Birinin oruçlu olup olmadığını Yüce Allah’tan başkası göremez.

2-Oruç, düşmanları (şeytan-nefis) yenmektir. Zira bu düşmanlar şehevât dediğimiz kötü arzularla biz insanları etkiler ve hak yoldan uzaklaştırır. Kötü arzuları güçlendiren de yeme-içme gibi fiillerdir.

Böylesine büyük faziletleri olan oruç ibadetinin sırları ve bâtınî şartları vardır: Buna göre üç çeşit oruç vardır:

1-Avam dediğimiz sıradan insanların orucu: Mideyi  ve cinsel organı yeme içme ve cinsel ilişki şeklindeki bedensel hazlardan alıkoymak şeklinde tutulan oruçtur.

2-Havas dediğimiz seçkin insanların orucu: Kulak, göz, dil, el, ayak ve diğer organları günahlardan uzak tutma şeklinde tutulan oruçtur.

3-Ehassu’l-havâs dediğimiz seçkinlerin de seçkini olanların orucu: Kalbin dünyevi gam ve tasalardan arınması, Yüce Allah’ın dışındaki her şeyden alakayı kesmesi şeklinde tutulan oruçtur.

Bu ayırım bize oruç tutan kimsenin aynı zamanda organlarını günahlardan korumasının önemini de anlatır. Bu koruma altı noktada toplanır:

1-Gözü korumak: Dinin çirkin ve kötü gördüğü şeylerle kalbi meşgul edip Allah’ı anmaktan alıkoyan her şeye bakmaktan gözün korunmasıdır.

2-Dili korumak: Yalan, gıybet, incitici ve alaycı sözlerden dilin korunmasıdır. Bunun için susmasını bilmek ve Allah’ı zikredip Kur’ân okumak gerekir. Nitekim Rasulullah (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurur: “Oruç kalkandır. Biriniz oruçlu olduğunda kötü söz söylemesin, kabalaşmasın. Biri kendisiyle kavga etmeye ve küfürleşmeye kalkışırsa ‘Ben oruçluyum, ben oruçluyum’ demekle yetinsin.”[1]

3-Kötü sözler dinlemekten kulağı alıkoymak: Söylenmesi haram olan sözleri dinlemek de haramdır.

4-Diğer organları günahlardan korumak: El, ayak gibi diğer organların günahlardan ve çirkin işlerden alıkonulması, iftar sırasında midenin helal mi haram mı kuşkulu olduğu yiyecek ve içeceklerden korunmasıdır.

5-İftar sırasında karnı tıka basa dolduracak şekilde çok yememek: Orucun sırrı ve ruhu, şeytanın bizi kötülüklere düşürmek için kullandığı araçları yani bedensel eğilimleri zayıflatmaktır, bu da ancak kararında yemekle olur.

6-Oruç tutanın kalbinin iftar sonrasında korku ve ümit arasında bir durumda olması: Kişinin, orucu kabul edilip de Allah dostlarının arasına mı katıldığını, yoksa reddedilip de sevaptan mahrum bırakılmışlar arasında mı yer aldığını bilememesi durumudur.

[1] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 1244, 1443.

İmam Gazâlî’nin İhyâ’da oruç bölümünde belirttiği gibi oruçtan maksat; “Allah’ın ahlakından olan bir sıfatla, yani Allah’ın samediyyet (ihtiyaçsızlık) sıfatıyla donanmak ve imkan ölçüsünde bedensel hazlardan uzaklaşmak suretiyle meleklere uymaktır… Melekler Allah’a yakındırlar. Onlara uyan ve onların ahlakını örnek alan insan da onlar gibi Allah’a yakın olur.

Ne mutlu “inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutan ve böylelikle geçmiş günahlarının bağışlanacağı” müjdesine nail olanlara! Yüce Rabbimizden niyazımız odur ki biz kullarını orucun manasını ve sırrını anlayanlardan ve kendisine yakın olanlardan eyleye vesselam.

                                                                                                                      Hazırlayan:  İlahiyatçı-Yazar  Hayati SAKALLIOĞLU