Merhaba değerli dostlar,

Kendinizi işinizle ilgili en son ne zaman %100 motive hissettiniz?

Evet evet doğru okudunuz, en son ne zaman tamamen motive şekilde işinizin başına geçtiniz?

Son günlerde en çok ifade edilen şekliyle en son ne zaman en iyi modunuzu yakalayarak mesainize başladınız?

Bunu bir de ekip yöneticileri için revize edelim: ekibinizi en son ne zaman %100 motive şekilde çalışırken gözlemlediniz?

Bu sorulara çok yakın bir zaman dilimi şeklinde cevap verenler varsa tebrikler! Son yapılan araştırmalara göre siz keyifli şekilde çalışan şanslı azınlıktansınız. Gallup* tarafından Dünya çapında gerçekleştirilen son araştırmaya göre çalışanların %15’i kendilerini motive hissediyor. Araştırmanın bölgesel verilerine baktığımızda ise:

-Avrupa’da çalışanların %10,

-Amerika’da %33,

-İngiltere’de ise %8’inin motive şekilde çalıştıkları tespit edilmiştir. 

Yorumcular bu veriyi Dünya genelinde bir motivasyon krizi olduğu şeklinde yorumluyorlar. Yazımızın bu noktasında bazı okuyucularımız “aman kardeşim biz ekmek paramızı kazanmanın derdindeyiz” düşüncesine kapılabilirler –onlara haksızsınız demek de mümkün değil- bununla birlikte bu tarz veriler bize daha büyük bir resimde geleceği gösteriyorlar.

Çalışan motivasyonunun yok olması iş yeri bağlılığını azaltan en önemli unsurlardan biri olarak gösteriliyor. Yani çalışanların %15’i kendilerini motive hissediyor dediğimizde bunu anlıyoruz ki: çalışanların yalnızca %15’i kendilerini kurumlarına bağlı hissediyorlar.

Geçtiğimiz hafta Türkiye’de harika işler yapan bir kurumsal şirkette “Bireysel Motivasyondan Bütünsel Başarıya” başlıklı eğitimimizi gerçekleştirirken bu veriler üzerinde epeyce düşünme imkanımız oldu. Dünya’da şu anda çalışanların sadece %15’i kendilerini kurumlarına bağlı hissediyorlarsa geri kalan kocaman %85’lik kesimin iyi bir fırsat bulduklarında, yeterince sıkıldıklarında, karşılarına gelecek ilk farklı seçenekte işten ayrılacakları gerçeği ile yüzleşiyoruz. Şimdi bir nitelikli çalışanın yetişme sürecini düşünelim hep birlikte. İşe başladığı ilk gün kendisinin içinde bulunduğu büyük heyecanı, bizim onunla karşılaşma anımızı ve sonrasında kendisinin yetişme sürecine yapılan yatırımı. Bir de zaman içinde çalışanımızın motivasyon kaybı yaşayabileceği alanları düşünelim: ücret, fazla mesai, iş güvenliğinden yoksun olmak, baskı, iletişimsizlik, işinin katma değerini hissedememe, kendi kişisel ve kariyer gelişiminin geleceğini görememe vb. Bu başlıkları çoğaltabiliriz. Bu başlıklardan yalnızca biri bile motivasyon kaybına neden olurken ülkemizde çalışma hayatında çok daha fazlasının yaşandığını görmekteyiz. Eskiden olduğu gibi yalnızca geçimimizi sağlayabiliyor olmak artık insanları motive etmeye yetmiyor!

Bunlar bizi çok da ilgilendirmiyor, biz işimize bakarız diyenler için ise bir veri daha geliyor şimdi:

-Motive olmayan çalışanlar, şirketlere yılda 550 milyar dolara mal olabiliyor!

Yani çalışanlarımız motive olmadığında ne yazık ki işimize bakamıyoruz sevgili dostlar. Kurumlarına bağlı olmadıklarında ise kurumumuzun geleceğini güven altına alamıyoruz. Bu çarşı içindeki küçük bir beyaz eşya dükkanı için de böyle, orta ölçekli bir iş yeri ya da kocaman bir şirketler topluluğu için de.

Yukarıda bahsettiğim eğitime hazırlanırken kuruma bağlı olmak tabiri o kadar dikkatimi çekti ki ister istemez bu kelimenin derinlerine inmeye karar verdim.

Bağlı olmak:

1-      Tabi olmak

2-      Tutkun olmak

Enteresan değil mi? İki anlam ve ikisi de birbirinden nasıl da farklı yollara gidiyor. Eğitimde “tabi olmak” size nasıl hissettiriyor diye sorduğumda genelde olumsuz yanıtlar aldım. “Peki tutkun olmak?” dediğimde ise muhteşem yanıtlar geldi. Şimdi tüm bunları yeniden düşündüğümüzde: çalışanların iş hayatlarındaki en önemli motivasyon kaynaklarından birinin tutkun olabilecekleri bir neden bulmak olabilir mi? Çünkü tabi olmak kişiyi pasif, etkisiz, edilgen bir role sürüklerken; tutkun olmak onu aktif, etki sahibi ve değer yaratıcı konumuna getiriyor.

Tutkun olmak biraz peşine düşmek hissi veriyor. Her gün yeniden bir değer yaratmanın peşine düşmek, her gün yeniden fark yaratacak küçücük bir adım atmak, kendinden bir değer ortaya koymak: kendini yeniden ortaya çıkarmak!

Ben bu paragrafı yazarken heyecanlandım, siz okurken nasıl hissettiniz?

Çalışan motivasyonu ve dolayısıyla kuruma bağlılığı günümüzde iş dünyasının en çok konuştuğu ve konuşmaya da devam edeceği konulardan. Farkında olup kendi çalışanlarımız için “tutkun” olacakları bir iş dünyası yaratmak ise sandığımız kadar zor değil. Biz eğitimin sonunda kendi kişisel motivasyonumuzun yeniden nasıl doğacağını ve bunun büyük resme katkısını öyle net fark ettik ki!

Şimdi yeniden soralım:

Kendinizi işinizle ilgili en son ne zaman %100 motive hissettiniz?

Bu cevap yerine bambaşka bir cevap verebilmek için neleri farklı yapmalısınız?

-

Ekibinizi en son ne zaman %100 motive şekilde çalışırken gözlemlediniz?

Bu cevap yerine bambaşka bir cevap verebilmek için neleri farklı yapmalısınız?

Vereceğiniz gerçekçi yanıtlar sizi kendi çözümlerinize doğru yola çıkaracaktır.

Hepimize “tutkun”u olacağımız amaçlarımızın yolunda kolaylıklar diliyorum.

Sevgi ile kalın.

*https://www.gallup.com/workplace/285674/improve-employee-engagement-workplace.aspx