TAHT KAVGASI MI, DEMOKRASİ SINAVI MI?

Abone Ol

Sizce de çelişkilerle dolu siyasi bir gündemin, kişilerin ve olaylar örgüsünün içinde değil miyiz? Daha dün hak, hukuk, adalet naraları atanlar, bugün nasıl oluyor da bunun tam tersi tavırlar sergileyebiliyor?

Siyasete ilişkin adalet kavramı gerek iktidar gerekse muhalefet sahiplerinin asli yükümlülüğüdür. Topluma örnek olmak, herkes için eşit ve adil bir düzeni sağlamak siyasetçilerin en önemli görevidir.

Peki, vatandaşın kafasında şekillenen güven algısı neye ve kime göre değişecek?

Bugün gelinen noktada bir tarafta yargı kararları, diğer tarafta ise seçilmişlerin haklı isyanı var.

Ve sorulması gereken en önemli soru: Yargı ve siyaset arasındaki sınır korunuyor mu?

Muhalefetin baş partisi CHP’de yaşanan olaylarda görünen o ki, örtülü bir şekilde süren koltuk kavgası, eski ve yeni başkanları karşı karşıya getirmekle kalmamış; mesele sadece bir makam değil, hırsların da hükmüyle bir kimlik kavgasına dönüşmüştür.

Partilerin de kendi içlerinde işleyen demokratik süreçleri vardır. Ve bu demokrasi süreci yalnızca sandık değildir; kurallara güven ve uyum, tarafsızlık ve kaybedenin yeni sistemi meşru görmesidir.

Yine yaşanan bu olaylar, Türkiye’de siyasi partilerin geleceğini üyeler mi belirleyecek, yargı mı, liderler ya da güç dengeleri mi gibi soruları da beraberinde getiriyor.

Partiler kendi içlerinde savaş hâlindeyken sokaktaki insan hâlâ geçim telaşı, gelecek kaygısı gibi umutsuzlukla büyüyen bir mücadeleyle baş etmek zorunda kalıyor.

Yüzyıllardır süren taht mücadeleleri öğretmiştir ki:

Zaman değişir,
Mekân değişir,
Hükümdarlar değişir,
Ama bu kavgaların bedelini her daim halk ödemiştir.

Ve kıssadan hisse:

Koltuğa kimin oturduğundan önce, toplumun demokrasiye ne kadar güvendiği mühimdir.

Ve sandığın kendisi değil, o sandığa duyulan güvendir asıl gerçek olan.

Sevgiyle kalın…