Türkiye Otomobili Lüks Sayarken, Çin Stratejik Silah Olarak Görüyor

Abone Ol

Türkiye bugün tuhaf bir çelişki yaşıyor.

Otomobil üreten bir ülkeyiz ama otomobile üretici ülke gibi değil, ithalatçı ülke gibi davranıyoruz. Daha da garibi, Türkiye’de üretilen bir otomobil, Türkiye’ye binlerce kilometre öteden gemilerle gelen Çin menşeli otomobillerden daha pahalı.

Bu sadece bir fiyat meselesi değil; bu bir akıl meselesi.

Çinli üreticiler otomobilleri gemilere yükleyip binlerce kilometre yol kat ederek Türkiye pazarına sokabiliyor ve buna rağmen daha premium, daha donanımlı, daha ucuz araçlar sunabiliyor. Peki biz nerede yanlış yapıyoruz?

Yanlışımız Çin’de değil, kendi vergi ve sanayi politikamızda.

Türkiye otomobili bir sanayi ürünü olarak değil, bir vergi tahsilat aracı olarak görüyor. ÖTV ve KDV, artık kamu maliyesinin geçici enstrümanları değil, kalıcı birer sopa haline gelmiş durumda. Bütçe sıkıştığında artırılan, ekonomi yavaşladığında düşürülmeyen bu vergiler; ne üreticiyi koruyor ne tüketiciyi.

Oysa pahalı olan hiçbir şey istihdam yaratmaz.

Yüksek verginin hiçbir türü üretimi teşvik etmez.

Bugün Türkiye’de otomobil almak işçi için de zor, orta sınıf için de, üretici için de. Yerli üretici iç pazarda rekabet edemiyor, vatandaş kendi ülkesinde üretilen araca ulaşamıyor. Devlet ise kısa vadede vergi toplarken uzun vadede sanayi ve istihdam kaybediyor.

Çin’in başarısı ucuz işçilikten ibaret değil. Çin, otomobili stratejik bir ürün olarak ele alıyor. Enerjiyi, finansmanı, arsayı ve vergiyi bu stratejiye göre şekillendiriyor. Vergiyle değil, hacimle büyüyor. Adet arttıkça istihdam artıyor, istihdam arttıkça vergi zaten geliyor.

Türkiye ise tam tersini yapıyor. Talebi vergilerle boğuyor, iç pazarı daraltıyor, sonra “neden üretim artmıyor” diye soruyor.

En büyük hata, otomobilde yerli–ithal ayrımını fiyatla değil, söylemle yapmamız. Gerçek koruma, yüksek duvarlar değil; öngörülebilir, adil ve üretimi ödüllendiren bir sistemle olur. Türkiye’de üretilen araçlar için sabit ve düşük bir ÖTV uygulanmadan, iç pazar büyümeden bu sektörün nefes alması mümkün değil.

Elektrikli otomobilde yaşanan belirsizlik ise cabası. Bugün yüzde 10 olan verginin yarın yüzde 40 olup olmayacağını kimse bilmiyor. Sanayici yatırım yapamıyor, tüketici karar veremiyor. Bu belirsizlikten kazanan yine yabancı üretici oluyor.

Otomobil bir lüks değildir. Otomobil, sanayinin lokomotifidir.

Almanya otomobili istihdam aracı olarak görür.

Çin otomobili stratejik güç olarak görür.

Türkiye ise hâlâ otomobili lüks tüketim sayıyor.

Sonuç ortada: Çin ucuz, Almanya güçlü, Türkiye pahalı.

Bu ülkenin işçisine, üreticisine ve vatandaşına düşen yük giderek ağırlaşıyor. Oysa doğru bir otomotiv politikasıyla hem araç ucuzlar hem istihdam artar hem de devlet daha fazla kazanır.

Vergiyle cezalandırarak değil, üretimi büyüterek kalkınan ülkeler kazanır. Türkiye’nin artık otomobile değil, otomobil politikasına zam yapması gerekiyor