ÜÇ FİDAN, TEK SEHPA, BİTMEYEN İNANÇ “TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE”

Abone Ol

Bugün;

“Tam bağımsız Türkiye” inancının boynuna

urgan geçirilmesinin 54’üncü yılı.

Bu konu üzerine

çokça konuşulur, konuştuk, konuşuyoruz, konuşacağız da.

Gönül ister ki; gerçekler ortaya çıksın,

doğrular üzerinden yorumlar yapılsın.

Fakat ilerleyen süreç,

bunun için farklı yöntemlerle

daha fazla mücadele gerekliliğini gösteriyor.

Deniz ve Yusuf 25 yaşında,

Hüseyin ise 23 yaşındaydı yaşamları sonlandığında.

Ve bugün yaşasalar;

Deniz ve Yusuf 79 yaşında,

Hüseyin ise 77 yaşında olacaktı.

Bugün bir ayağı boşluğa basan ve başkasının çektiği koltuğundan

hiç kalkmak istemeyen

kimilerinin yaşında…

Bu yüzden ben bugün satırlarıma

üç fidanın babalarına yazdıkları son mektuplar ve

idam sehpasındaki son sözlerini ayırmak istiyorum.

Onların duyguları aslında

en ham haliyle anlatıyor her şeyi.

''Baba,

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin, dersem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum.

İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan, çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum... Ve kaldı ki, benden evvel giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de, tereddüde düşmiyeceğimden şüphen olmasın.

Oğlun, ölüm karşısında âciz ve çâresiz kalmış değildir. O, bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlıyacağını tahmin ediyorum... Sadece senin değil, Türkiye'de yaşıyan Kürt ve Türk halklarının da anlıyacağına inanıyorum.

Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca, Savcı'ya da bildireceğim. Ankara'da 1969′da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için, cenazemi İstanbul'a götürmeğe kalkma. Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı, küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun, bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da, bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir. Seni, Annemi ve Ağabeyimi ve Kardeşimi, devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.»

Oğlun

Deniz Gezmiş”

Yaşasın, Türk Halkının bağımsızlığı!

Yaşasın, Marksizmin ve Leninizmin Yüce İdeolojisi!

Yaşasın, Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi, kahrolsun emperyalizm!

“Sevgili Babacığım,

3/5/1972 ANKARA

Bu mektubu aldığın zaman, ben ebediyyen bu dünyadan göç etmiş olacağım. Ne kadar sarsılacağını tahmin ediyorum. Bir buçuk seneden beri, benim yüzümden nasıl üzüntü içinde olduğunuz malûm.. Bu son olayı da, metanetle karşılamanızı, sadece diliyebiliyorum.

Babacığım, bu olayda da, Annemin ve Yücel'in, senin tesellilerine ve desteklerine ihtiyaçları çok. Bunun için, ne kadar metin olursan, hem senin sağlığın için, hem de onlar için o kadar iyi olur. Elbette ki, yıllarca emek verip yetiştirdiğin bir oğulun, bir günde öldürülmesi, kolay göğüslenecek bir olay değildir. Fakat, siz, benim ne için, kimlere karşı mücadele verdiğimi biliyorsunuz. Ben, bu açıdan rahat ve vicdan huzuru içinde gidiyorum. Sizlerin de, bu bakımdan rahat ve huzur içinde olduğunuzu ve olacağınızı biliyorum.

Babacığım, Annemin ve Yücel'in senin desteğine muhtaç olduğunu, yukarıda söylemiştim. Onları rahat ettirmek için, bütün gücünü kullanacağından zaten eminim. Babacığım, burada şunu ilâve edeyim ki, Yücel'in hastalığından kendimi sorumlu hissediyorum. Yücel için herşeyinizi ortaya koyacağınız konusunda da, kuşkum yok.

Ablamlar için söyliyeceğim: Fazla üzülmesinler. Olayın sarsıntıları geçtikten sonra, normal hayatlarını devam ettirsinler.

Mehtap'a ne diyeyim? Benim için her zaman, bol bol öpün.

Babacığım, cezaevinde kalan arkadaşları ara sıra yoklarsan, hallerini hatırlarını sorarsan, çok memnun olurum. Her birisi oğlun sayılır. Dışarıda, bizler için uğraşan dostlarımı ve dostlarını hiçbir zaman unutmıyacağını biliyorum.

Mektubum burada biterken, Sizi, Annemi, Yücel'i, Ablamı, Aziz Ağabeyi, Mehtap'ı hasretle kucaklarım, Babacığım..

Sağlıkla kalın...

Hoşça kalın...

Yusuf Arslan

Not: Akrabalara da bir mektup yazdım. Fakat belki, vermiyebilirler...”

Ben, halkımızın bağımsızlığı için bir defa ve şerefle ölüyorum.

Fakat, bizi asan sizler, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz!

Biz halkımızın hizmetindeyiz.

Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın Devrimciler! Kahrolsun Faşizm!

“Babama, Anneme, Kardeşlerime ve Yakın Akrabalarıma,

Söyliyecek fazla söz bulamıyorum. Bir insanın, sonunda karşılaşacağı tabii sonuç, bildiğiniz sebeplerden dolayı, erken karşıma çıktı...

Üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum. İleride, durumumu daha iyi anlıyacağmız inancındayım.

Metin olunuz. Üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.

Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selâmlar, sevgiler.

Yapılacak çok şey var. Fakat, hem mümkün değil, hem de sırası değil.

Candan selâmlar...”

Hüseyin İnan

Ben, hiçbir şahsi çıkar gözetmeden, halkın mutluluğu için savaştım.

Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım, bundan sonra da bu bayrağı

Türkiye halkına emanet ediyorum…

Yaşasın işçiler ve köylüler! Kahrolsun Faşizm!