Yaz Kızım! ‘Özgürlük Getireceğiz.’

Abone Ol

Doğup büyüdüğüm bu topraklarda ne zaman bir şeyleri yönetmeye aday olan birini görsem hemen arkasından kaçınılmaz vaadini görürüm, ‘Özgürlük Getirmek!’

Bir spor kulübünün idaresine aday olan kişiden tutun da küçücük bir esnaf odasının başına aday olan kişiye kadar hemen hepsinin vaatlerinin ilk sırasında ‘Özgür Düşünce Ortamı’nın yeniden inşa edilmesini görürüz.

Peki nedir bu ‘Özgürlük’ ve istenen güç ele geçirildikten sonra bu özgürlük denen şeyi diğer insanlara vermek gerçekten hoşa gidecek bir şey midir?

Kalabalık bir kongre salonu hayal edin. Bayraklarla donatılmış ve kalıplaşmış sözlerden oluşan sloganlar salonun en görünen noktalarına devasa harflerle işlenmiş, “Söz, yetki, karar ……..!”

Ah o ‘………’ yok mu, işte orası çok mühim.  O boşluk öyle sihirli bir boşluktur ki her seçim dönemi farklı kelimeleri bağrına sararak hayat kurtarır. Yeri gelir bir Mühendisler Odası seçimlerinde ‘Mühendislerin!’ olur, yeri gelir kulüplere başkan seçilmesine omuz verip ‘Taraftarların!’ ya da ‘Kongre Üyelerinin!’ olur ve ne zaman ihtiyaç duyulsa Hızır gibi imdada yetişip o salonların en gözde noktalarında görevini tamamlar.

Hani halk arasında ‘gücü yeten yetene’ kavramı vardır ya aslında bu kavram, adaletsiz bir dünya düzeninin belki de dillere en kolay yansımış hâlidir; ama gelin görün ki yapılan bu seçimler, yaşanan bütün adaletsizlikleri ortadan kaldırmadığı gibi erişilmesi mümkün olmayan yeni güçler doğurur. Sıfatlar ortaya girmeden önce hiç değilse ‘Gücü yeten yetene…’ diyebileceğimiz vahşi ve acımasız yaşam modelleri karşı karşıya gelirken, sıfatlar eklendikten sonra hiçbir gücün karşı gelemediği liderlikler ortaya çıkar.

Yetkiyi alana kadar en demokrat, en çağdaş, en çoğulcu, en özgürlükçü görünen adaylara, yetkiyi ele aldıktan sonra ‘Özgürlük’ dağıtmak ağır gelir; çünkü nasıl ki ‘Doğru tek midir?’ sorusu felsefenin temel sorularından birini oluşturuyorsa, ‘Özgürlük’ kavramı da her zihnin derinlerinde kendi öznel yapısını oluşturur.

‘Özgürlük, eşitlik, adalet’ ve benzeri kavramlar, bizim gibi henüz kendi iç çatışmalarından sıyrılıp evrensel değerler üzerinden diyalog kurmayı öğrenememiş ülkeler açısından çok önemlidir. Ne zaman bir bedenden bu sözleri duyacak olsak o özgürlük duvarının ardında yer alan düşünceleri öğrenmek isteriz; çünkü biliriz ki asıl anlatılmak istenen, o kişinin doğup büyüdüğü ortamdan aldığı ve kendine ideoloji olarak seçtiği düşünce dünyasına bir özgürlük getirme arzusudur. Biliriz ki o güç eline geçtiği zaman, bütün yetki sahibi noktalara kendi düşüncesine uyan kişileri getirecek, bütün park bahçelere kendi özgür düşüncesine göre isimler dağıtıp gözünün gördüğü bütün bedenlere kendi özgür düşüncesine göre kıyafetler biçecektir.

Kendi gibi düşünen, kendi gibi yaşayan, kendi gibi nefes alan insanlar yığını oluşturduktan sonra geriye, özgürlük arayabilecek ya da özgürlük kavramının aslında ne olduğunu hatırlayabilecek kimse kalmayacaktır.

Hâl böyleyken ne zaman birileri çıkıp ‘Özgürlük’ ya da ‘Adalet’ getirmekten bahsedecek olsa içten içe gülümseyip ‘Eyvah!’ derim.