Siyasete giriş süreci: “Asla istemedim”
Dilek Kaya İmamoğlu, Ekrem İmamoğlu’nun siyasete giriş dönemini şu sözlerle anlattı:
"Ekrem, Beylikdüzü'nde inşaat yapan, müteahhit bir firmanın yöneticisi. Kendi aile şirketi olan işletmenin, firmanın yöneticisi. O dönem mevcut belediye başkanıyla yaşadığı birtakım sorunlar oldu Ekrem'in. Dolayısıyla bu sorunları halletmek için birçok kişiyle, birçok insanlarla ilişkiye, iletişime geçti, sorunlarını çözmeye çalıştı ve aşmaya çalıştı. Dolayısıyla zaten orada hem iş yaptığı için hem de bu ilişkiler onu bir yere taşıdı. Sorunlarını çözmeye çalışırken aynı zamanda da ilişkiler onu bir yere taşıdı.
'Senin burada siyaset yapman gerekiyor. Yerelde buraya hizmet etmen gerekiyor' dışarıdan böyle insanlar etkilemeye çalışıyordu Ekrem'i. Ben asla Ekrem'in siyasete girmesini istemedim. Çünkü siyaset, ülkemizde dürüstlükle yapmak istiyorsanız ve ilkelerinizden ödün vermeden yapmak istiyorsanız işiniz çok zor. Ben dürüstlükle yapan, ilkelerinden ödün vermeden yapan insanları tebrik ediyorum. Ama gerçekten bu şekilde bu ülkede siyaset yapmak çok zor. Bizim çocuklarımız vardı, düzenimiz, ailemiz ve güzel bir aile hayatımız vardı. Bunun siyasetle bozulmasını ve dağılmasını istemedim."
“CHP dışında hiçbir partide yapamazsın”
Dilek İmamoğlu, o dönemde başka partilerden de teklifler geldiğini belirterek şöyle devam etti:
"Bu iş bizim evin içine girmeye başlayınca ben bir gün Ekrem'e şunu söyledim: ‘Ben senin siyasete girmeni istemiyorum. Ama ben Beylikdüzü'ndeki bu duruma siyaset olarak bakmıyorum. Beylikdüzü’ne ve Beylikdüzü'ndeki yaşayan insanlara hizmet olarak görüyorum. Eğer gerçekten hizmet edeceksen ve gerçekten başarılı işler yapacaksan gir. Ama siyaset yapmak için asla yapma bu işi. Herkes gibi yapacaksan da yapma. Bir farklılık yaratacaksan, bir fark yaratacaksan gir, yap.’ Ben biliyorum. Çünkü o dönem başka partilerden de Ekrem'e teklifler geliyordu. Çünkü başarılı bir insan.
Neler yapabileceğini görüyorlar. Etkili bir insan. ‘Asla ve asla CHP’nin dışında hiçbir partide yapamazsın.’ O da tabii ki bana şöyle söyledi: ‘Benim de zaten başka bir niyetim yoktu.’ Ankara'dan bir parti büyüğümüzden Ekrem'e telefon geldi, dedi ki ‘Biz seni ilçe başkanı olarak atamak istiyoruz.’ Bu ilçe başkanlığı konusunda birkaç gün düşündü. Sonra tekrar geri döndü. ‘Tamam, kabul ediyorum’ dedi. O dönemki ilçe başkanımızdan devraldı görevi. İki yıl ilçe başkanlığı yaptı. Sonra seçimle ilçe başkanı oldu. Çok da büyük bir teveccühle ilçe başkanı oldu."
Beylikdüzü’nden İstanbul’a uzanan yol
İlçe başkanlığı dönemindeki çalışmalara değinen İmamoğlu, şunları söyledi:
"Bu dört yıllık ilçe başkanlığı döneminde Beylikdüzü’nde inanılmaz çalışmalar yapıldı. Bütün mahallelere, bütün evlere, bütün sokaklara, giremediğimiz mahallelere girildi. Gerçekten artık CHP’nin kazanabileceği bir ortamı Beylikdüzü’nde hazırlamış oldu. Tabii ki belediye başkanlığına aday oldu.
Ve hatta o dönemki Genel Başkanımızdan ‘Ön seçimle aday olmak istiyorum’ talebinde bulundu ve ön seçim yapıldı. Birkaç tane daha aday adayımız vardı. Ekrem, diğer adaylardan açık ara farkla belediye başkan adayı oldu. Güzel bir seçim kampanyasıyla kazandık ve Beylikdüzü’nde hizmet vermeye başladı belediye başkanı olarak."
“İstanbul’a aday olmasını gerçekten hiç istemedim”
İstanbul adaylığı sürecini ise şu ifadelerle anlattı:
"İstanbul'a aday olmasını gerçekten hiç istemedim. İçimde inanılmaz huzursuzluk vardı. Öngörüleri yüksek bir insanım aslında, birçok şeyi sezebiliyorum. Gelecek olan tehlikeyi de seziyorum. Huzursuzluk benim içimi kemiriyordu. Yapı olarak ailemi koruma altına alma iç güdülerim çok fazla devreye girdi. Çünkü çocuklarım, çünkü bu ülkeye üç tane evlat yetiştiriyorum. Başka evlatlar için uğraşırken tabii ki kendi evlatlarımın da iyi yetişmesi için emek veren birisi olarak yolculukta çocuklarımın darbe almasını, zarar görmesini istemedim tabii.
Oradaki en büyük karşı çıkışlarımdan bir tanesi de Beylikdüzü Belediye Başkanı’nın İBB Başkanlığı'na aday gösteriyorsunuz üç ay kala. Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'daki tanınırlığı yüzde 10. Büyük bir risk. Yeteri kadar vakit olsa Ekrem'in kendini sevdiremeyeceği, kabul ettiremeyeceği hiç kimseyi tanımadım. Muhakkak sağdan girer, soldan girer ve bunu dönem içinde hepimiz gördük. Bir şekilde kendini sevdirir ve kabul ettirir. Ama zaman yok. Üç ay. ‘Bu nasıl olacak. Ekrem bu mümkün değil’ dedim. ‘Hallederiz’ dedi."
Seçim süreci ve iptal kararı
Dilek İmamoğlu seçim ve iptal sürecini şöyle anlattı:
"90 gün -İstanbul'da 39 ilçe var- her ilçeye belki de üç kere gitti. Gece gündüz. Öyle bir çalışma temposu. O üç aydan sonra, ‘Ekrem seçimi kazanamayabilir’ demedim. ‘Ekrem seçimi kazanacak’ ama bir şey daha ekledim aslında, ‘Ama bize bu seçimi vermeyecekler.’ ‘Nasıl olur ya? Kazanılmış seçim nasıl verilmez? Böyle şey mi olur’ dediler. Dedim, ‘Seçimi vermeyecekler bize.’ 6 Mayıs'ta seçimi iptal ettiler ve mazbatayı geri aldılar. Korkunç bir şey. Keşke benim o öngörüm çıkmamış olsaydı.
Verdiği bütün vaatlerin yüzde 70-80'ini sanıyorum yerine getirdi. 2019'daki beş yıllık süreçte. Her zaman der, ‘Benim öyle çok büyük projelerim, vaatlerim yok. Kreş yapmak gibi, burs vermek gibi projelerim olacak.’ Ve onu da yaptı, metroyu da yaptı, kreşi de yaptı, bursunu da verdi, yurt da yaptı, 0-4 yaş arası çocuğu olan annelere Anne Kart verdi, sütünü verdi. Bütün engellemelere rağmen vaatlerinin yüzde 80'ini yerine getirdi."
19 Mart sabahı
O sabahı şu sözlerle anlattı:
“Korkunç bir sabahtı hepimiz için. Şoktayım. Ekrem hazırlanıyor. Ben ona yardım ediyorum. O arada telefonu aldım. Çünkü bir şey yapmamız lazım. Video çekmek aklıma geldi. Aslında canlı yayın yapacaktım ama o kadar çok elim titredi ki canlı yayın bile yapamadım, tuşları bulamadım.
Normal videoyu açtım ve video çektim. Ekrem gayet serin, soğukkanlı bir şekilde kalktı, duşunu aldı, hazırlandı. O videoyu çekerken de gördünüz hepiniz, ‘Kendimi milletime emanet ediyorum’ dedi. Çünkü milleti onu oraya getirdi. O da kendini milletine emanet ederek gitti."
Cezaevi süreci ve aile
Tutuklama sonrası yaşadıklarını ise şöyle ifade etti:
"23 Mart'ta tutuklandılar. Silivri'ye götürüldüler. Sonra ben ne zaman gittim, gördüm, hangi tarihte hatırlamıyorum ama çocuklarla beraber ilk gittik, gördük. Kaç gün sonra hatırlamıyorum şu anda. Oğlumla birbirimize baktık. Bu duygumu anlatmak istiyorum çünkü bu çok önemli bir şey.
Hayatında sadece ülkesine hizmet etmeye odaklanmış birisi içeride... Selim ile birbirimize baktık. ‘Bu şaka mı? Gerçek mi bu? Bu şaka mı? Bu şaka herhalde.’
Ben Ekrem'i orada bırakıp çıkarken diğer yarımı bıraktım. Hayatımın yarısını orada bıraktım. Hala da hayatımın yarısı orada. O yüzden ben 19 Mart sabahına asılı kalmışım. Zaman etrafımdan dönüyor."
“Bu mücadele 86 milyonun mücadelesi”
Dilek İmamoğlu son olarak şu ifadeleri kullandı:
"Şimdi ülke mücadelesi veriliyor içeride ve dışarıda. Onlar içeride, biz dışarıda ülke için mücadele veriyoruz. Bu mücadele bizim mücadelemiz değil yalnızca. Bu mücadele 86 milyonun mücadelesi, ülkenin mücadelesi ve Mustafa Kemal Atatürk'ün kurup bizlere emanet ettiği bir ülkenin mücadelesi, Cumhuriyet mücadelesi veriyoruz biz.”




