Psikolojide, bağlanmanın tanımlamaları yapılırken birçok farklı ve köklü yaklaşımlar ortaya çıkmıştı. Bunlardan bana göre en iyi yaklaşımlardan birini sizler için inceledim.

Yiyecek sağlamanın ötesinde, bir insanın sadakatini kazanmak aslında bir koruyuculuk ve sahiplenilme içgüdüsüdür. Buna daha iyi ifade edebilmek için insanı daha yakından inceleyelim. İnsanlar daha bebeklik dönemlerinde, onlar için önemli olanın temel ihtiyaçları olan yemek içmek değil, anne ve babalarının sağladığı güvenlik hissini özümsüyorlar yani içinde bağlanma dürtüsü gelişiyor. Bağlanma dürtüsünün amacı, bebeği kendisine yiyecek sağlayacak birine yaklaştırmak değildir; amacı aslında bebeği rahatlık ve koruma sağlayacak birine yaklaştırmaktır.

Bağlanma dürtüsü, insanlarda bebeklik döneminde şekillenirken, yetişkinlik döneminde de aslında bu durumun devam ettiği bir gerçektir. Bu dürtü, yetişkinlik süresince kimi zaman şekil ve renk değiştirir. Bağlanma dürtüsü, kişinin arzu ve isteklerine, amaçlarına ve hedeflerine göre şekillenmeye devam eder.

Tehdit unsuru ve bağlanma;

Bireyler, bilinçaltlarının kendilerini koruma iş güdüsüyle hareket ettiğini çoğu zaman fark edemeyerek, günlük rutinlerine devam ederler. Ancak, doğası gereği insanı koruma amacındaki bilinçaltı – ilkel beyin, her kavramı bir potansiyel tehdit sürecinden geçirerek yorumlar. Bu durumda, bağlanma dürtüsü kişide bilinç altı – ilkel beynin kontrolüne geçer. Bireyler bu tarz bir durumda, kendileri dışındaki harici kişi, nesne ya da kavramlara karşı bağımlı kalmaya başlar (yasa dışı madde kullanımı, silahlanma, örgütlü birliktelikler gibi konularda bu çerçevede ele alınabilir).

Bireylerin, özellikle riskli durumlarda nasıl tepkiler verdikleriyle ilgili birçok klinik araştırmada da bu özellikler doğrulanır niteliktedir. Biz buna, kaygılı bağlanma diyoruz. Kaygılı bağlanma stillerine sahip kişilerin tehditle ilgili bilgileri hatırlama olasılıkları daha yüksektir ve belirsiz gelecek sahnelerini kendi zihinlerinde izlerlerken, algılanan tehditleri içeren hikayeler ürettiler (size tanıdık geldi mi? – takıntı?)

Peki bu durum ne anlama geliyor?

Güvensiz bağlanma ya da benzer alt başlıkları gibi kaygılı bağlanma dürtüsü aslında yaşadığımız toplumda belirli grupların ya da kişilerin hayatta kalmasına yardımcı olabilecek hedef ve amaçlara hizmet edebiliyor. Aynı şekilde, başarıya ulaşmak, zafer kazanmak ve toplumda yer bulabilmek için de insanlar güvensiz bağlanma türlerinin birine ya da tamamına sahip olabiliyor.

Sonuç olarak ister farkında olalım ister olmayalım, güvensiz bağlanmakla ilgili hepimizin sahip olduğu çok güçlü materyallerimiz var. Kişisel ve ruhsal özgürlük; bir bağlanma duygusundan sıyrılarak kendimizi bir şeylere bağlı tutan materyallerimizden uzak durarak sahip olabileceğimiz olgulardır.

Ruhunuz özgürlüğünüzden yaratılmıştır…

Sevgilerle dostlar…