Dünyanın önde gelen iklim bilimcilerinden oluşan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), iklim biliminin dönüm noktası niteliğindeki kapsamlı incelemesinin üç bölümünü de yayımladı.

Ağustos 2021’de yayımlanan ilk rapor, iklim değişikliğinin fiziksel temeli hakkında bugüne kadarki tam kapsamlı bilgileri temsil ediyor.

Çalışma deniz  seviyesindeki yükselmeler, eriyen buzullar, sıcak hava dalgaları, seller ve kuraklıklar dahil olmak üzere iklimdeki hızlı değişikliklerin nedeninin “kesin olarak” insan faaliyetleri olduğunu buldu ve büyük iklim değişikliklerinin kaçınılmaz ve geri döndürülemez olduğunu ortaya koydu.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC)   yayımlanan ilk raporu, şimdiye kadarki en sert uyarısında bulunuyor: “Büyük iklim değişiklikleri kaçınılmaz ve geri döndürülemez.”

İklim bilimciler, insan faaliyetlerinin Dünya’nın iklimini binlerce veya yüz binlerce yılda “benzeri görülmemiş” şekillerde değiştirdiğini ve bazı değişikliklerin artık kaçınılmaz ve “geri döndürülemez” olduğu konusunda uyardı.

Önümüzdeki 10 yıl içinde, sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 1,5 derece üzerinde artmasının; 2015 Paris Anlaşması’nın amacının ihlal edilmesi, yaygın bir tahribat ve aşırı hava koşulları gibi sonuçlarının olması bekleniyor.

İklim bilimi konusunda dünyanın önde gelen otoritesi olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre, bu on yılda sera gazlarında yalnızca hızlı ve ciddi azaltımlar bu tür bir iklim felaketini önleyebilir.

Dünya liderleri, çarpıcı bulguların küresel ekonomiyi düşük karbonlu bir temele kaydırmak için acilen yeni politika önlemlerini zorlaması gerektiğini söyledi.

Dünya Liderlerinin ve bilim insanlarının Kasım 2021’de Glasgow’da yapılan COP26 zirvesi öncesinde ilk raporla ilgili söyledikleri :

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, yeni kömür santrallarına ve yeni fosil yakıt arama ve geliştirme faaliyetlerine son verilmesi ve hükümetlerin, yatırımcıların ve işletmelerin tüm çabalarını düşük karbonlu bir geleceğe aktarmaları çağrısında bulundu. “Bu rapor, gezegenimizi yok etmeden önce, kömür ve fosil yakıtlar için bir ölüm çanı çalmalıdır” dedi.

COP26’ya ev sahipliği yapan Birleşik Krallık başbakanı Boris Johnson ise, “Bugünün raporu net bir okuma sağlıyor ve önümüzdeki 10 yılın gezegenimizin geleceğini güvence altına almak için çok önemli olacağı açık… Kritik COP26 zirvesi için Kasım ayında Glasgow’da bir araya gelmeden önce dünyanın harekete geçmesi için bir uyandırma çağrısı niteliğinde” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın özel elçisi John Kerry ise “IPCC raporu, bu anın ezici aciliyetinin altını çiziyor. Küresel ısınmayı 1.5 derece ile sınırlandırma olanağı ortadan kalkmadan önce dünya bir araya gelmeli… Glasgow bu krizde bir dönüm noktası olmalı” diye konuştu.

IPCC, 1850-1900 döneminden bu yana sıcaklıkların yaklaşık 1,1 derece arttığını, ancak ısınmayı 1,5 derecede sınırlandırmanın hâlâ mümkün olduğunu söyledi. Bu ısınma seviyesi yine de artan sıcak hava dalgaları, daha yoğun fırtınalar ve daha ciddi kuraklık ve sellerle sonuçlanacak, ancak 2 dereceye kıyasla çok daha az bir riski temsil edecek.

Sivil toplum grupları hükümetleri gecikmeden harekete geçmeye çağırdı. Greenpeace İngiltere’nin başbilimcisi Doug Parr, “Bu, bilim insanları tarafından iklim krizinin ciddiyeti konusunda uyarılan ilk nesil dünya liderleri değil, ancak onları görmezden gelmeyi göze alabilecek son kişiler. Son aylarda dünyanın birçok bölgesini kavuran ve sular altında bırakan iklim felaketlerinin artan sıklığı, ölçeği ve yoğunluğu geçmişteki eylemsizliğin bir sonucudur. Dünya liderleri nihayet bu uyarılara göre hareket etmeye başlamadıkça, işler çok, çok daha kötü olacak” dedi.

Dünya, ısınmayı 1,5 derece ile sınırlandırmayı başarsa bile, halihazırda trend olan ısınmanın bazı uzun vadeli etkilerinin kaçınılmaz ve geri döndürülemez olması muhtemel. Bunlar arasında deniz seviyesinin yükselmesi, Arktik buzunun erimesi ve okyanusların ısınması ve asitlenmesi sayılabilir. IPCC bilim insanlarına göre, emisyonlardaki ciddi azaltımlar daha kötü iklim değişikliğini engelleyebilir, ancak dünyayı geçmişteki daha ılımlı hava modellerine geri döndürmeyecek.

Reading Üniversitesi’nde iklim bilimi profesörü ve IPCC’nin başyazarı Ed Hawkins “Daha sık ve aşırı hava olayları dahil olmak üzere iklim değişikliğini zaten yaşıyoruz ve bu etkilerin çoğu için hiçbir geri dönüş yolu bulunmuyor” dedi.

Imperial College London, Grantham Enstitüsü araştırma direktörü ve IPCC başyazarı Joeri Rogelj ise, 1,5 derecenin altında kalmak için hâlâ zaman varken, bu raporun IPCC’nin son raporu olma ihtimalinin yüksek olduğunu ekledi. “Bu rapor, 1.5 dereceye ne kadar yakın kalabileceğimizi, içinde yaşadığımız iklimin ne kadar arzu edilebilir olduğunu ve 1.5 derecede kalabileceğimizi gösteriyor, ancak sadece önümüzdeki 10 yılda emisyonları kesersek” dedi.

Şubat 2022’de yayımlanan ikinci rapor ise iklim krizinin etkilerini işledi. Çalışma, dünya üzerinde hiçbir yerin sıcak hava dalgaları, kuraklık, sel ve yükselen deniz seviyeleri gibi korkunç etkilerden kaçamayacağını gösterdi. Küresel nüfusun yarısı şimdiden “yüksek düzeyde savunmasız” durumda. Türlerin toplu ölümleri de devam ediyor. Kıyı bölgeleri su baskını riski ile karşı karşıya. Önemli ekosistemler, karbondioksiti tutma kapasitelerini kaybederken, karbon yutaklarından karbon kaynaklarına dönüşüyor.

IPCC’nin ikinci raporuna göre, her geçen gün artan yaşam, biyoçeşitlilik ve altyapı kaybını önlemek ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için iddialı, hızlandırılmış eyleme ihtiyaç duyulurken seragazı emisyonlarında da acil ve derin kesintiler yapmak gerekiyor.

İnsan kaynaklı iklim krizi, doğada tehlikeli ve yaygın bozulmalara neden oluyor ve riskleri azaltma çabalarına rağmen dünya çapında milyarlarca insanın hayatını etkiliyor. Bilim insanları, yayımlanan ikinci  Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporunda, bu krizle en az başa çıkabilen insanlar ve ekosistemlerin en çok etkilenenler olduğunu açıkladılar.

IPCC Başkanı Hoesung Lee, raporun eylemsizliğin sonuçları hakkında ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını söylerken, “Çalışma, iklim değişikliğinin refahımız ve sağlıklı bir gezegen için ciddi ve artan bir tehdit olduğunu gösteriyor. Bugünkü eylemlerimiz, insanların nasıl uyum sağladığını ve doğadaki artan iklim risklere nasıl tepki vereceğini şekillendirecek” dedi.

Dünya, önümüzdeki  20 yılda 1,5 derecelik küresel ısınmayla birlikte kaçınılmaz çoklu iklim tehlikeleriyle karşı karşıya kalacak. Bu ısınma seviyesinin geçici olarak aşılması bile, bazıları geri döndürülemez olacak ek ciddi etkilere neden olacak. Altyapı ve alçak kıyı yerleşimleri de dahil olmak üzere toplumların karşı karşıya geleceği riskler artacak.

IPCC Çalışma Grubu II Raporu’nun Politika Yapıcılar için Özeti, “İklim Değişikliği 2022: Etkiler, Uyum ve Kırılganlık”, 27 Şubat 2022 Pazar günü, IPCC’nin 195 üye hükümeti tarafından 14 Şubat 2022’de  başlayan ve iki hafta boyunca gerçekleştirilen sanal bir onay oturumu ile onaylandı.

67 ülkeden 270 yazarın kaleme aldığı raporun ilk taslağına 16 bin 348 yorum, ikinci taslağına 40 bin 293 yorum ve Politika Yapıcılar için Özet’in nihai hükümet dağıtımına 5 bin 777 yorum yapıldı. Raporda 34 binden fazla bilimsel makaleye atıfta bulunuluyor. Çalışma Grubu II raporu, IPCC’nin  Altıncı Değerlendirme Raporu’nun (AR6) ikinci bölümü.

Artan Risklerle Başa Çıkmak için Acil Eylem Gerekli

Artan sıcak hava dalgaları, kuraklıklar ve seller bitkilerin ve hayvanların tolerans sınırlarını çoktan aşarak ağaçlar ve mercanlar gibi türlerde toplu ölümlere neden oluyor. Bu aşırı hava olayları eşzamanlı olarak meydana geliyor ve yönetilmesi giderek zorlaşan kademeli etkilere neden oluyor. Özellikle Afrika, Asya, Orta ve Güney Amerika’da, Küçük Adalarda ve Kuzey Kutbu’nda milyonlarca insanı akut gıda ve su güvensizliği ile karşı karşıya.

Artan yaşam, biyoçeşitlilik ve altyapı kaybını önlemek ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için iddialı, hızlandırılmış eyleme ihtiyaç duyulurken seragazı emisyonlarında da hızlı ve derin kesintiler yapmak gerekiyor. Yeni rapora göre, şimdiye kadar uyum konusunda sağlanan ilerleme eşit değil ve alınan önlemler ile artan risklerle başa çıkmak için gereken eylemler arasında büyüyen bir uçurum var. Bu uçurum, düşük gelirli nüfuslar arasında en derin noktaya ulaşıyor.

Hoesung Lee, “Bu rapor iklim, biyoçeşitlilik ve insanların birbirine olan bağımlılığını kabul ediyor ve doğal, sosyal ve ekonomi bilimlerini önceki IPCC değerlendirmelerinden daha güçlü bir şekilde bütünleştiriyor. İklim risklerini ele almak için acil ve daha iddialı eylemlerin aciliyetini vurguluyor. Yarım önlemler artık bir seçenek değil” dedi.

Doğayı Korumak ve Güçlendirmek, Yaşanabilir bir Geleceği Güvence Altına Almanın Anahtarı

Değişen bir iklime uyum sağlamak için seçenekler var. Çalışma, yalnızca iklim risklerini azaltmak için değil, aynı zamanda insanların yaşamlarını iyileştirmek için de doğanın potansiyeline dair yeni bilgiler sunuyor.

IPCC Çalışma Grubu II Eş Başkanı Hans-Otto Pörtner, sağlıklı ekosistemlerin iklim değişikliğine karşı daha dirençli olduğunu ifade ederken, gıda ve temiz su gibi hayati önem taşıyan hizmetler sağladığını belirtti: “Bozulmuş ekosistemleri restore ederek ve Dünya’nın kara, tatlı su ve okyanus habitatlarının %30 ila 50’sini etkili ve adil bir şekilde koruyarak doğanın karbonu emme ve depolama kapasitesinden yararlanabilir ve sürdürülebilir kalkınmaya doğru ilerlemeyi hızlandırabiliriz, ancak yeterli finansman ve siyasi destek önemli.”

Bilim insanları, iklim değişikliğinin doğal kaynakların sürdürülemez kullanımı, artan kentleşme, sosyal eşitsizlikler, aşırı olaylardan kaynaklanan kayıplar ve zararlar ve pandemi gibi küresel eğilimlerle etkileşime girdiğine ve gelecekteki kalkınmayı tehlikeye attığına dikkat çekiyorlar.

IPCC Çalışma Grubu II Eş Başkanı Debra Roberts, “Değerlendirmemiz, tüm bu farklı zorlukların üstesinden gelmek için, karar verme ve yatırımda risk azaltmanın yanı sıra eşitlik ve adalete öncelik vermek için herkesin – hükümetler, özel sektör, sivil toplum – birlikte çalışmasını gerektirdiğini açıkça gösteriyor. Bu şekilde farklı çıkarlar, değerler ve dünya görüşleri uzlaştırılabilir. Yerli ve yerel bilginin yanı sıra bilimsel ve teknolojik bilgi birikimini bir araya getirerek çözüm üretmek daha etkili bir yol. İklime dirençli bir hale gelinememesi ve bu nedenle sürdürülebilir kalkınmanın sağlanamaması, insanlar ve doğa için hoş olmayan bir gelecekle sonuçlanacak” dedi.

Şehirler: Etki ve Risklerin Yoğun Olduğu Noktalar, Aynı Zamanda Çözümün Önemli bir Parçası

Rapor, dünya nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı şehirlerde iklim değişikliğinin etkileri, riskleri ve adaptasyonu hakkında ayrıntılı bir değerlendirme de sunuyor. İnsanların sağlığı, yaşamları ve geçim kaynaklarının yanı sıra, enerji ve ulaşım sistemleri de dahil olmak üzere mülk ve kritik altyapı; sıcak hava dalgaları, fırtınalar, kuraklık ve selden kaynaklanan tehlikelerin yanı sıra deniz seviyesinin yükselmesi de dahil olmak üzere yavaş başlangıçlı değişikliklerden giderek daha fazla olumsuz etkileniyor.

Debra Roberts, “Büyüyen kentleşme ve iklim değişikliği birlikte, özellikle zaten kötü planlanmış kentsel büyüme, yüksek düzeyde yoksulluk ve işsizlik ve temel hizmetlerin eksikliğini yaşayan şehirler için karmaşık riskler yaratıyor. Ancak şehirler aynı zamanda iklim eylemi için fırsatlar da sağlıyor. Yeşil binalar, güvenilir temiz su ve yenilenebilir enerji kaynakları ve kentsel ve kırsal alanları birbirine bağlayan sürdürülebilir ulaşım sistemlerinin tümü daha kapsayıcı, daha adil bir topluma bizi götürebilir” dedi.

Eylem için Daralan bir Pencere

İklim değişikliği, yerel çözümler gerektiren küresel bir sorun ve bu nedenle IPCC’nin Altıncı Değerlendirme Raporu (AR6) Çalışma Grubu II katkısı, iklime dayanıklı kalkınmayı sağlamak için kapsamlı bölgesel bilgiler sağlıyor.

Rapor, iklime dayanıklı kalkınmanın mevcut ısınma seviyelerinde halihazırda zorlu olduğunu açıkça belirtiyor. Küresel ısınma 1.5 dereceyi aşarsa daha sınırlı hale gelecek. Bazı bölgelerde ise 2 derece sınırı aşıldığı takdirde neredeyse imkansız hale gelecek. Bu önemli bulgu, eşitlik ve adalete odaklanan iklim eyleminin aciliyetinin altını çiziyor. Yeterli finansman, teknoloji transferi, siyasi taahhüt ve ortaklık, iklim değişikliğine daha etkili uyuma ve emisyon azaltımlarına yol açacak.

Hans-Otto Pörtner, “Bilimsel kanıtlar kesin: İklim değişikliği, insan refahı ve gezegenin sağlığı için bir tehdit. Uyumlu bir küresel eylemde daha fazla gecikme, yaşanabilir bir geleceği güvence altına almak için hızla kapanan bir pencereyi kaçıracak” dedi.

4 Nisan 2022’de yayımlanan son rapor ise, dünyanın seragazı emisyonlarını azaltabileceği yolları belirledi.

Ülkelerin net sıfır emisyona ulaşmak için gereken politikalar ve eylemler konusunda geride kaldıklarını, mevcut düzende devam edilirse sıcaklıkların, feci bir seviye olan 3 dereceye kadar yükselebileceğini belirtti.

 Fosil yakıtlara bağımlılığı ortadan kaldırmak için küresel ekonominin ve toplumun tüm yönlerinde köklü değişikliklere ihtiyaç duyulacak. İlk iki çalışma grubunun öngördüğü, en kötü sonuçları önlemek ancak hükümetlerin hızlı ve kararlı adımlar atması durumunda mümkün.

4 Nisan 2022’de   yayımlanan IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) AR6 WGIII (Altıncı Değerlendirme Döngüsü, Çalışma Grubu III) raporu, mevcut emisyon eğilimlerini, gelecekteki ısınmanın öngörülen seviyelerini ve küresel ısınmayı Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda 2100 yılına kadar 1,5°C ile sınırlamak için düşük karbon ekonomisine nasıl geçileceğini inceliyor. Rapor, mevcut politika taahhütlerine kıyasla enerji, ulaşım, tarım, binalar ve sanayi genelinde sektörel emisyonlardaki eğilimleri dikkate alıyor ve dönüştürücü sistemlerin nasıl daha güvenli bir iklim ve sürdürülebilir bir ekonomi sağlayabileceğini gösteriyor.

Hazırlanma sürecinde, rapora uzmanlar ve hükümetler yetkililerinden yaklaşık 60 bin yorum verildi. 278 yazar tarafından sonuçlandırılan ve onaylanan raporda 59 binden fazla bilimsel makaleye atıfta bulunuldu. Bu rapor, IPCC’nin AR5’inin 2014’te yayımlanmasında bu yana ısınmayı 1,5°C ile nasıl sınırlayabileceğimize dair en kapsamlı vizyonu sunuyor.

Politika Yapıcılar için Özet‘in temel bulguları şu şekilde:

Bu rapor, daha güvenli ve daha adil bir gelecek için net ve umut verici bir vizyon sunuyor. Kentlerin değişim için katalizörler olduğu ve politikaların talep yönlü davranış değişikliğini olumlu şekilde teşvik ettiği, temel olarak yenilenebilir enerji kaynaklarıyla desteklenen ekonomik ve ulaşılabilir elektrikli bir dünya vizyonu sunuluyor. Bu gelecekte, yenilenebilir enerji kaynakları enerji güvenliğini sağlamaya yardımcı oluyor ve iklim politikaları, sürdürülebilir kalkınma ile uyumlu ve daha fazla biyolojik çeşitlilik kaybına karşı koruma ihtiyacının farkında olarak hızlı ve dikkatlice bir şekilde yürürlüğe giriyor.

Ancak bu rapor, aynı zamanda, değişimin önündeki birçok engelle birlikte patikadan uzaklaştığımızı da açıkça ortaya koyuyor. Alışılagelmiş iş yapış şekilleri, zararlı arazi yönetimi, fosil yakıt sübvansiyonları, maden çıkarma ve kömür, petrol ve doğalgaz altyapısının sürekli genişlemesi, toplumun umutsuzca ihtiyaç duyduğu iyi planlanmış ve geniş ölçekli dönüşümü engelliyor. 3°C’lik ısınmanın gerçekleşeceği bir patikadayız. IPCC WGII’nin geçen ay yayımlanan iklim etkilerine ilişkin raporu, ısınma miktarının yıkıcı olacağını gösteriyor.

· Bilim insanları, ısınmayı 2100 yılına kadar 1,5°C ile sınırlamak için kısa ve hızla kapanan bir fırsat penceresi olduğundan eminler.

· Mevcut fosil yakıt altyapısı, kalan karbon bütçesini tek başına tüketebilir (ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için kalan 510GtCO2 bütçesine kıyasla 660GtCO2 emisyona neden olur).

· 1.5°C hedefine ulaşmak için, dünyanın yıllık CO2 emisyonlarını 2030’a kadar %48 azaltması ve 2050’de net sıfıra ulaşması, metan emisyonlarını 2030’a kadar üçte bir oranında azaltması ve 2050’ye kadar neredeyse yarıya indirmesi gerekiyor.

· Bu, tüm enerji sisteminde dönüştürücü ve uzun süreli bir değişim gerektirir; fosil yakıt kullanımında büyük azalmalar, esas olarak yenilenebilir enerji kaynaklarıyla çalışan bir elektrik sistemi ve yaygın elektrifikasyon ile sağlanır.

· Kömür, petrol ve doğalgaz kullanımının (karbon tutma ve depolama (CCS) olmadan) 2050’ye kadar sırasıyla %100, %60 ve %70 oranında azaltılmasıyla, ısınmayı başarılı bir şekilde 1,5°C ile sınırlandırılır.

· Mevcut Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) 1,5°C’lik ısınma eşiğini aşacaktır ve bu da bizi 2100 yılına kadar 2,8°C’lik ısınmaya doğru bir yola sokar.

İnsan Faaliyetleri Kaynaklı Seragazı Emisyonlarının Mevcut Eğilimi

2018 yılında IPCC 1.5 raporunda ortaya konan net uyarılardan bu yana emisyonlar her sektörde yükselmeye devam etti. Fosil yakıtlardan enerji üretimi ve sanayiden kaynaklanan emisyonlar, pandemi sırasında geçici olarak düştü, ancak 2020’nin sonunda rekor seviyelere yükseldi.

· İnsan kaynaklı iklim değişikliği, sürdürülemez enerji kullanımı, arazi kullanımı ve arazi kullanımı değişikliği ile tüketim ve üretim kalıplarından kaynaklanan, yüzyıldan fazla süren seragazı emisyonlarının bir sonucudur. 

· 2010-2019, insanlık tarihindeki ortalama 10 yıllık emisyonlardaki en yüksek artışı gördü. Ortalama olarak, o dönem boyunca yılda 56GtCO2-eq emisyona neden olduk. 

· İnsan kaynaklı seragazı emisyonları 2019’da 59 GtCO2-eq’ye ulaştı, bu 1990’dan bu yana en yüksek seviye; başta fosil yakıtlar ve sanayi kaynaklı olmakla birlikte, emisyonlar tüm sektörlerde arttı. İnsan kaynaklı emisyonların yaklaşık %34’ü enerji tedarik sektöründen, %24’ü sanayiden, %22’si tarım, ormancılık ve arazi kullanımından, %15’i ulaşımdan ve %6’sı binalardan kaynaklandı.

· Küresel ekonominin karbon yoğunluğu biraz azaldı, ancak bu eğilim sanayi, enerji arzı, ulaşım, tarım ve binalardan kaynaklanan artan emisyonlarla maskeleniyor.

· Acil, etkili ve adil bir seragazı azaltım eylemi olmaksızın, iklim değişikliği dünya genelindeki insanların sağlığını ve geçim kaynaklarını, ekosistem sağlığını ve biyolojik çeşitliliği giderek daha fazla tehdit edecek.

Zengin Ülkeler Orantısız Bir Şekilde Yüksek Emisyonlara Neden Oluyor

Dünyanın zengin ülkeleri en yüksek emisyona neden oluyor. En az emisyon salan ülkeler, iklim etkilerine karşı en savunmasız olmaya devam ediyor.

· Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya, Japonya ve Yeni Zelanda 2019’da dünya nüfusunun %22’sine sahipti, ancak 1850-2019 arasında tarihsel kümülatif CO2 emisyonlarının %43’üne neden oldu. Afrika ve Güney Asya, 2019’da küresel nüfusun %61’ine sahipti, ancak yalnızca %11’inden sorumlu.

· 2019 yılında en az gelişmiş ülkelerin (LDC’ler) küresel seragazı emisyonlarından yalnızca %3,3’ünden ve gelişmekte olan küçük ada devletlerinin (SIDS) yalnızca %0,6’sından sorumlu tahmin edilmektedir.

· Kişi başına emisyonlara göre hanelerin ilk %10’u (zenginlik anlamında gösterge olarak ele alınır), küresel tüketime dayalı hane halkı seragazı emisyonlarının %34-45’ine katkıda bulunuyor. Alt %50’de kişi başına emisyona sahip olanlar sadece %13-15 katkıda bulunuyor.

· Yüksek sosyo-ekonomik statüye sahip bireyler, emisyonlara orantısız bir şekilde neden olur ve emisyonlarını azaltmak için en yüksek potansiyele sahiptir.

İklim Plan ve Politikalarının Mevcut Seviyeleri Dünya için Ne Anlama Geliyor?

AR5 WGIII raporu, Paris Anlaşması’nın COP21’de onaylanmasından bir yıl önce, 2014’te yayımlanmıştı. O zamandan beri, iklim değişikliği politikacıların ve medyanın gündemini yükseltti, ancak hâlâ iklim krizinin gerektirdiği düzeyde ilgi ve somut eylemlerden çok uzak.

· COP26’dan önce açıklanan Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler), muhtemelen 21. yüzyılda 1.5°C’nin aşılması anlamına geliyor. 2030’dan sonra artan bir hedef olmadan, 2100 yılına kadar 2,8°C’lik ısınmaya tanık olabiliriz.

· 020’nin sonuna kadar uygulanan politikalar hızla güçlendirilmedikçe, dünya 2100 yılına kadar 3,2°C’lik ısınma yolunda ilerliyor.

· Emisyonlar artmaya devam ettiği için, ısınmayı 1,5°C ile sınırlama olasılığı, IPCC 1,5 raporunun yayımlandığı yıl olan 2018’e göre daha düşüktür.

· Şu anda en az 18 ülke, üretime dayalı seragazı ve tüketime dayalı CO2 emisyonlarını 10 yıldan uzun bir süredir azaltıyor.

· 2020’ye kadar, kapsam ve fiyatlar keskin bir azaltım sağlamak için yetersiz olsa da, küresel GHG emisyonlarının %20’sinden fazlası karbon vergileri veya emisyon ticaret sistemlerine dahil edildi.

· Şu anda, küresel emisyonların %53’ünü kapsayan 56 ülkede seragazı azaltımına odaklanan “doğrudan” iklim yasaları var ve iklim davaları artıyor.

Yenilenebilir Kaynaklar, Piller ve Elektrikli Araçlar Son 10 Yılda Nasıl Performans Gösterdi?

Son 10 yılda yenilenebilir enerji ve depolama sektöründe, fiyatların herkesin tahmin ettiğinden daha hızlı ve dramatik bir şekilde düşmesiyle bir devrim yaşandı.

· 2010–2019 arasında, güneş enerjisi (%85), rüzgar enerjisi (%55) ve lityum iyon pillerin (%85) birim maliyetlerinde sürekli düşüşler ve bunların kullanıma girmesinde büyük artışlar oldu – örneğin güneş enerjisi 10 kat ve elektrikli araçlar 100 kat fazla kullanılıyor.

· Rüzgar enerjisi, güneş enerjisi ve depolama gibi kilit teknolojilerdeki birim maliyet düşüşleri, 2030 yılına kadar düşük karbonlu enerji sektörü geçişlerinin ekonomik çekiciliğini artırdı.

· Bazı bölgelerde ve sektörlerde karbon yoğun sistemlerin bakımı, düşük karbonlu sistemlere geçişten halihazırda daha pahalı.

· Fotovoltaikler (PV), karada ve denizde rüzgar, konsantre güneş enerjisi (CSP) artık birçok yerde seviyelendirilmiş enerji maliyetleri konusunda fosil yakıtlarla rekabet ediyor.

· Otomobiller, iki ve üç tekerlekli araçlar ve otobüsler de dahil olmak üzere elektrikli araçların maliyetleri düşüyor ve bunların kullanımı hızlanıyor.

1,5°C’lik Bir Dünya için Acil, Keskin Seragazı Emisyon Kesintileri ve Dönüştürücü Eylemler Gerekiyor

Hükümetleri ve kurumların net sıfır taahhütleri çoğalıyor, ancak 1,5°C’ye giden patikada tutarlı olabilmek için hızlı, kısa vadeli eyleme daha fazla vurgu yapılması gerekiyor. Görevin ölçeği çok geniş ve dönüştürücü nitelikte, ancak halihazırda mevcut olan teknik seçeneklerle mümkün.

· Limiti aşarak veya aşmadan, 1,5°C hedefine ulaşmak için en geç 2025’ten önce küresel seragazı emisyonlarının zirveye ulaşması ve düşüşe geçmesi; ve şimdi ile 2050 arasında keskin, hızlı seragazı emisyonlarının azaltılması bağlamında olması gerekir.

· 1,5°C hedefine ulaşmak, net CO2 emisyonlarını 2030 yılına kadar 2019 seviyelerine kıyasla %48 azaltmak ve 2050’lerin başında net sıfır CO2 emisyonlarına ulaşmak anlamına gelir.

· Bu aynı zamanda, ısınma eşiğini aşma olasılığını azaltmak ve net negatif CO2 emisyonlarına güvenmekten kaçınmak için 2050 yılına kadar %45 oranında düşmesi gereken, özellikle metan başta olmak üzere diğer GHG emisyonlarında keskin bir azaltım anlamına gelir.

· Isınmayı 1,5°C ile sınırlamak, tüm sektörlerde acil, keskin ve hızlı seragazı emisyonlarının azaltımını gerektirir. Tüm enerji sektöründe genel fosil yakıt kullanımında önemli azalma, düşük emisyonlu enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, alternatif enerji taşıyıcılarına geçiş ve enerji verimliliği ve tasarrufu, bunu başarmanın merkezinde yer alıyor.

· Genel fosil yakıt kullanımını azaltmak için net sıfır CO2 elektrik sistemlerine ve enerji sisteminin yaygın olarak elektrifikasyonuna ihtiyacımız olacak. Fosil yakıtların kullanımı, azaltılması zor bazı sektörlerde minimumda kalabilir ve CCS ile birleştiğinde, zor olsa bile tüm sektörlerde net sıfır CO2 emisyonunu mümkün kılar.

· Bazı hızlı politika kazanımları mevcut. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, kentsel sistemlerin elektrifikasyonu, kentlerde yeşillendirme, enerji verimliliği, talep tarafı yönetimi, iyileştirilmiş orman ve ürün/otlak yönetimi ve azaltılmış gıda israfı ve kaybının tümü halk tarafından destekleniyor, teknik olarak uygulanabilir ve giderek daha maliyetli hale geliyor.

· Bazı ülkeler halihazırda ağırlıklı olarak yenilenebilir kaynaklardan enerji üretmektedir. 1.5°C’lik bir gelecekte, 2050 yılına kadar elektriğin neredeyse tamamı sıfır veya düşük karbonlu kaynaklardan sağlanacak. Elektrifikasyon özellikle karayolu taşımacılığı, sanayi, madencilik ve imalatın karbondan arındırılması için çok önemlidir. Enerji güvenliğini de sağlayabilir

· Düşük seragazı emisyonlu elektrikle çalışan elektrikli araçlar, kara taşımacılığı için en büyük karbonsuzlaştırma potansiyeline sahiptir.

· Enerji tasarrufu ve verimliliği, enerji sistemi genelinde daha fazla fiziksel, kurumsal ve operasyonel entegrasyonun yanı sıra net sıfırın önemli bir parçası olacaktır.

· Talep yönlü önlemler ve son kullanıcı hizmet sunumunun yeni yolları, mevcut politikalarla karşılaştırıldığında, 2050 yılına kadar son kullanım sektörlerinde küresel seragazı emisyonlarını %40-70 oranında azaltabilir.

· Uzaktan çalışma, dijitalleştirme, tedarik zinciri yönetimi ve akıllı ve paylaşılan mobilite gibi sistemik değişiklikler, kara, hava ve deniz genelinde yolcu ve nakliye hizmetlerine olan talebin azaltılmasına yardımcı olabilir.

· Metan emisyonlarının çoğu, fosil yakıtların üretimi ve taşınmasından kaynaklanan kaçak emisyonlardan kaynaklanıyor ve çoğu (%50-80) halihazırda mevcut, uygun maliyetli teknolojilerle önlenebilir.

1.5°C Hedefiyle Uyumlu bir Patikada Fosil Yakıtlara Ne Olur?

Rapor, özellikle petrol ve doğalgaz kullanımının nasıl sınırlandırılması gerektiğine dair tavsiyelerle birlikte 1.5°C’lik bir dünyada fosil yakıt varlıklarının atıl kalacağı yakın vadeli tarihleri ​​açıkça gösteriyor.

· Mevcut ve planlanan fosil yakıt altyapısı kendi başına kalan karbon bütçesini tüketecektir. Mevcut fosil yakıt altyapısı aşamalı olarak sonlandırılmazsa ve bunun yerine her zamanki gibi çalışmaya devam ederse, gelecekteki 660 GtCO2 kümülatif emisyonlar, 1.5°C hedefinin 510GtCO2’lik karbon bütçesini tüketecek.

· Karbonu tutulmamış fosil yakıt altyapısının daha fazla kurulması, seragazı emisyonlarını kaçınılmaz hale getirecek ve 1.5°C’yi erişilemez hale getirecek. 

· Karbon tutma ve depolamanın (CCS) kullanılabileceği senaryolarda, 2050’de küresel kömür, petrol ve doğalgaz kullanımının 2019’a kıyasla yaklaşık %95, %60 ve %45 oranında azalacağı tahmin ediliyor.

· CCS olmadan kömür, petrol ve doğalgaz kullanımı, ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için, 2050’de %100, %60 ve %70 oranında daha fazla azaltılmalı.

· Bu, önemli miktarda fosil yakıtın yanmadan bırakılması ve dünyanın ısınmayı 2°C ile sınırlandırması durumunda toplam değerinin 1-4 trilyon ABD Doları olacağı tahmin edilen büyük miktarda fosil yakıt altyapısının atıl kalması riski anlamına gelir. Bu miktar 1.5°C ile sınırlandırıldığında daha fazladır.

· Kömür varlıklarının 2030’dan önce atıl kalma riski ile karşı karşıyayken, petrol ve doğal gaz varlıklarının yüzyılın ortalarına doğru atıl kalması bekleniyor.

· Jeolojik depolama mümkün olursa ve CCS yakalama oranları yeni tesisler için %90-95’e ve mevcut tesisler için karşılaştırılabilir bir orana ulaşabilirse, CCS büyük ölçekli fosil bazlı enerji ve endüstriyel kaynaklardan kaynaklanan emisyonları azaltabilir.

·  Ancak CCS’nin uygulanması teknolojik, ekonomik, kurumsal, ekolojik-çevresel ve sosyo-kültürel engellerle karşı karşıya.

Yenilenebilir Enerjiye Daha Fazla Yatırım Gerekiyor ve Fosil Yakıtlara Hiç Yatırım Yapılmamalı

Düşük karbona geçiş için seragazı azaltım maliyetine ilişkin tahminler, genellikle, kirletici altyapı yatırımlarındaki karşılık gelen maliyet düşüşlerine veya önlenen iklim etkileri ve azaltılmış uyum maliyeti açısından azaltımın faydalarıyla dengelenmediğinden, olduğundan fazla tahmin edilme eğilimindedir.

· Seragazı azaltım maliyetinin GSYİH üzerindeki etkisinin küresel modellemesi, iklim değişikliğinden kaçınılan zararlardan veya azaltılmış uyum maliyetlerinden elde edilen ekonomik faydaları hesaba katmaz.

· İklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik zararları içeren modeller, 21. yüzyılda ısınmayı 2°C ile sınırlamanın maliyetinin, ısınmayı azaltmanın ekonomik faydalarından daha az olduğunu buluyor.

· 2020 ile 2030 arasında, ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için yıllık yatırımların tüm sektörlerde mevcut seviyelerden üç ila altı kat daha fazla olması gerekir. – Fosil yakıtlar için kamu ve özel finansman akışlarıyla, yatırım açığını kapatmak ve geçiş için gerekli yatırımı sağlamak için yeterli sermayeye ve likiditeye sahibiz. 

· Karbonu tutulmayan yüksek emisyonlu altyapıya devam eden yatırım, emisyon azaltımını hızlandırmanın önünde bir engeldir.

· Fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması, emisyonları azaltacak, kamu gelirini ve makroekonomik performansı iyileştirecek, diğer çevresel ve sürdürülebilir kalkınma faydaları sağlayacaktır; ve 2030 yılına kadar seragazı emisyonlarını %10’a kadar azaltabilir.

·  2018’de, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yönelik kamu ve kamu tarafından harekete geçirilen özel iklim finansmanı akışları, UNFCCC ve Paris Anlaşması kapsamında 2020 yılına kadar yılda 100 milyar ABD dolarını harekete geçirme ortak hedefinin altında kaldı.

· Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yönelik hızlandırılmış mali destek gelişmekte olan ülkeler için iklim değişikliğine karşı ekonomik kırılganlığın da dahil olduğu finansmana erişimdeki eşitsizliklerin azaltılmasını ve ele alınmasını sağlamak için kritik bir kolaylaştırıcıdır.

· Acil azaltım eylemi, geciktirilmiş eylemlere kıyasla, ekonomi için uzun vadeli kazanımların yanı sıra önlenen iklim değişikliği etkilerinden ve ilgili ekonomik kayıplardan kaçınılmasını sağlayacaktır.

Bu, IPCC’nin 1988’de kurulmasından bu yana dünyanın tüm iklim bilgilerini bir araya getiren altıncı değerlendirme raporu. Son sekiz yılda yayımlanan araştırma makalelerinden derlenen ve binlerce bilim insanının çalışmasına dayanan nihai raporun geçen yıl yayımlanması gerekiyordu, ancak önemli tartışmaların çevrimiçi gerçekleşmesini zorlaştıran COVID-19 pandemisi nedeniyle ertelendi.

Sonuç

Bilim insanları bir başka çalışma daha hazırlayacaklar: Ekim ayında, üç çalışma grubunun tümünden önemli mesajları alan bir sentez raporu. Bu rapor önce politika yapıcılara verilecek. Kasım ayında Mısır’da yapılacak COP27, hükümetlerin önümüzdeki 10 yılda seragazı emisyonlarını yarıya indirmeye ve 2050’ye kadar net sıfıra ulaşmaya uygun net politikalar ve hedefler belirlemelerinin istendiği bir sonraki BM iklim zirvesi olacak.

Yine de durum, IPCC’nin sunduğundan daha da kötü olabilir. IPCC verileri, 2014’ten geçen yıla kadar yayımlanan araştırma makalelerinden derlendi, ancak o zamandan beri dünya daha fazla aşırı hava koşulları yaşadı. IPCC raporları birçok bilim insanı tarafından temkinli ve tutucu olarak görülüyor ve politika yapıcılar için her bir çalışma grubunun temel mesajlarını ortaya koyan ilgili özet, bazılarının “hafife alma” olarak gördüğü hükümetlerden gelen girdilere tabi.

Mart 2022’de , Kuzey Kutbu ve Antarktika, her iki kutup bölgesinde de benzeri görülmemiş eşzamanlı ısı dalgaları yaşadı. Bazı bilim insanları, değişikliklerin IPCC’nin tahmin ettiğinden çok daha hızlı gerçekleştiği konusunda uyarılarda bulundu. Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’ndeki Dünya Sistem Bilim Merkezi müdürü Michael Mann, “Modeller genel ısınmayı öngörmek konusunda iyi bir iş çıkardı, ancak aşırı düzeyde yaşanan olayların model tahminlerini aştığını savunuyoruz” dedi.

University College London’da yer sistemi bilimi profesörü Mark Maslin ise şunları ekledi: “Ben ve meslektaşlarım, 2021’de 1,2 derecelik bir ısınmada beklenmedik aşırı hava olaylarının sayısı ve şiddeti karşısında şok olduk. Şimdi Kuzey Kutbu’nda rekor sıcaklıklara sahibiz ve bu benim için iklim değişikliğinin yeni bir sınırın aşılması durumuna, beklediğimizden çok daha erken girdiğimizi gösterdi.”

Sevgiyle ve Sağlıkla Kalın.

ncmCozdmr

 

Kaynaklar :

1.    www iklimhaber org/ipccnin-uc-calisma-grubunun-hazirladigi-raporlar-neden-onemli/

IPCC’nin Üç Çalışma Grubunun Hazırladığı Raporlar Neden Önemli?

5 Nisan 2022

 

2.    www iklimhaber org/ipcc-son-raporu-politikalar-guclendirilmezse-3-derecelik-isinma-kacinilmaz/

IPCC Son Raporu: Politikalar Güçlendirilmezse 3 Derecelik Isınma Kaçınılmaz

5 Nisan 2022

 

3.     www iklimhaber org/ipcc-yeni-raporu-buyuk-iklim-degisiklikleri-kacinilmaz-ve-geri-dondurulemez/

IPCC Yeni Raporu: Büyük İklim Değişiklikleri Kaçınılmaz ve Geri Döndürülemez

9 Ağustos 2021

 

4.    www ipcc ch/

 

5.    www ipcc ch/report/ar6/wg3/

IPCC Sixth Assessment Report

Mitigation of Climate Change

Climate Change 2022: Mitigation of Climate Change

Hüsnü Baysal’ın katkılarıyla