Rıza İlhan Şeşen’in yıllar içinde değerlenen besteleri…

Birol Güven’in öğretmenlikten televizyonculuğa uzanan emeği…

Bazen gerçekten de insan, zaman geçtikçe olgunlaşır; üretimi derinleşir; kıymeti daha iyi anlaşılır.

Ama bugünlerde Türkiye’de ilginç bir eğilim var:

“Genç olsun yeter” yaklaşımı, sanki şehir yönetiminin de ana kriteriymiş gibi lanse ediliyor.

Bu hem eksik hem de tehlikeli bir bakış açısıdır.

Şehir Yönetimi Bir ‘Gösteri’ Değil, Bir Uzmanlık Alanıdır

Belediyecilik, sadece tabela asmak, yol yapmak, çiçek dikmek değildir.

Bir belediye başkanı, sabahın dördünde başlayan, gece yarısına kadar devam eden bir sorumluluk zincirinin merkezindedir.

Çünkü şehir denen organizma hiç uyumaz.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında çokça görülen, özellikle:

Büyükşehirlerde,

Hızla büyüyen yeni ilçelerde,

Kırsaldan göç alan bölgelerde

ortaya çıkan temel sorun şudur:

Tecrübe eksikliği şehirleri yavaşlatıyor, hatta geriye götürüyor.

Vitrinde enerji var ama mutfakta eksik çok.

Proje var ama planlama yok.

İddia var ama hazırlık yok.

İyi niyet var ama yönetim olgunluğu eksik.

Belediyecilik “Enerji + Hafıza” İşidir

Bir şehrin:

altyapısını,

ulaşımını,

kültürel mirasını,

sanayisini,

afet risklerini,

ekonomik bağımsızlığını,

sosyal kırılganlıklarını

bilmek sadece masaya not düşmekle olmaz.

Bu alanlarda saha tecrübesi, kurumsal hafıza, şehri okuma bilgeliği gerekir.

Gençlik değerlidir; ancak gençlik tek başına belediyecilik değildir.

Enerji gereklidir; ama enerji yönetsel olgunlukla birleştiğinde anlam kazanır.

Şehir Yanlış Yönetimi Affetmez

Bugün birçok şehirde görüyoruz:

Kaynak planlaması yanlış,

İhale süreçleri tecrübesiz,

Trafik ve altyapı çözümsüz,

Sosyal belediyecilik reaktif,

Afet yönetimi günübirlik,

Şehir markalaşması tamamen ihmal edilmiş.

Ve vatandaş şu soruyu soruyor:

“Bu kadar acele niye? Bu kadar tecrübesizlik neden?”

Şehirler sabırla büyür, stratejiyle gelişir, deneyimle yönetilir.

Bizim Sorumluluğumuz:

Şehirleri Deneme Tahtasına Çevirmemek

Bir ilçenin, bir büyükşehrin emanet edildiği yönetim;

5 yıllığına gelmiş bir ekip değildir.

Onlar, o şehrin gelecek 30 yılını şekillendirir.

Bu yüzden tecrübe sadece bir “artı özellik” değil,

belediyeciliğin ana omurgasıdır.

Enerji gençlerden gelir,

akıl tecrübeden gelir,

şehrin sürdürülebilirliği ise ikisinin uyumundan doğar.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında çokça görülen bu tehlikeli eğilim devam ederse,

Ahmet Kaya’nın sözlerindeki o uyarı gerçek olabilir:

“Korkarım güzelim… korkarım.”

SON SÖZ:

Şehirler Birikimle Yürür, Tecrübeyle Büyür

Bir şehir:

Geçmişini tanıyan,

Bugününü okuyabilen,

Yarını planlayabilen

liderlerle yol alır.

Vitrin değil, vizyon…

Heyecan değil, hazırlık…

Gençlik değil, denge…

Ataklık değil, akıl…

Belediyecilik budur.

Bir şehir, kendisine emek verecek kişileri fark eder.

Ve şehirler, doğru ellerde ışıldar.

Ne oluyor bize?

Neden tecrübe ve birikim geri plana itiliyor?

Bu soruyu sormak artık bir lüks değil;

geleceğimiz için zorunluluktur.