Yağmur’un ne olduğunu soran bir çocuğa, yükselen su buharının soğuk tabakalarda yoğunlaşıp sıvı olarak yeryüzüne dökülmesi olarak anlatsanız kendinizi çok iyi bir öğretmen ya da ebeveyn olarak görebilirsiniz. Belki de haklısınızdır ama o çocuğun beklediği ve zihin sınırlarını bambaşka dünyalara sürükleyecek cevap bu değildir, ‘Evrenin ağlıyor oluşu’dur. Bu düşünce ile birlikte hayal dünyası içinde duraksız bir macera başlatır ve zihninin yönetmeni olup en güzel filmlerini çeker.
Hayat kendi akışı içinde sürüklenip yaşlar kemale ermeye başladıktan sonra önce hayal gücünüz alınır elinizden. Her şeyi gerçek anlamlarıyla kavramanız ve ona göre yorumlarda bulunmanız beklenir. Ağaçlara, kuşlara ve kelebeklere özel anlamlar yükleyemez olursunuz. Sonra günden güne her şey maddesel bir çizgiye oturur gözünüzde ve paranın egemen olduğu her kirliliği pirüpak görmeye başlarsınız.
Yeşil katledilip ağaçlar kesilir, ‘Bir alışveriş merkezimiz olmasın mı?’ dersiniz.
Sokak hayvanları zehirlenir, ‘Havuzlu sitemizden dışarı adım atamaz olmuştuk.’ dersiniz.
Derelere santraller kurulup günden güne bir damla suya muhtaç edilir, ‘Akıllı telefonumun şarjı için enerji olmazsa olmaz!’ dersiniz.
Hava kirlenip nefes alınmaz hale gelir, ‘Termik santrali kapatırsak daha ucuz enerjiyi nereden bulacağız.’ dersiniz.
Denizler açık hava çöplüklerine döner, ‘O fabrikalara ceza kesersek vergilerini nasıl ödeyecekler hem de bir sürü istihdam sağlıyorlar’ dersiniz.
Kısacası küçük bir çocukken ağaç ağaç, kuş kuş, kelebek kelebekken kemale erdikten sonra ağaç para, kuş para, kelebek para olur ve her kirlilik gözlerde farklı bir para birimi olarak yerini alır.
Bugün bu büyümüş bedeni reddedip çocuk kalmak istiyorum ve müsilaj belası ile mücadele edip hayatta kalmaya çalışan denizlerin gözyaşlarını içim kanayarak izliyorum. Tahrip edilmiş doğanın ve tahrip eden insanlığın, kurak günlerle mücadele vermek zorunda kalacağı bir geleceğin varlığını hissedebiliyorum. Bugün tıpkı denizlerimizin yaptığı gibi toprak ananın da kimyasal tarım ilaçlarını kusmak isteyeceği günlerin geleceğini, su kaynaklarının bilinçsizce tüketilip yağmurdan sonra yayılan toprak kokusuna hasret zamanlar yaşayacağımızı biliyorum.
Belki kendime bir tokat atıp yetişkinlerin dünyasına geçiş yapsam, dertsiz, tasasız ve bol sıfırlı bir hayatın sınırlarına komşu olma arzularına dönebilirim ama ben her şeye rağmen çocuk kalıp ağaca ağaç, kuşa kuş, kelebeğe kelebek demeyi tercih ediyorum.