Milyonların beklediği yeni asgari ücret dün akşam açıklandı. 2026’da geçerli olacak rakam: 28 bin 75 lira 50 kuruş. Daha Bakan açıklamayı bitirmeden, piyasada tuhaf bir hareketlilik başladı. Gece yarısına kalmadan etiketler değişti. Sabah kalktık, peynire zam, zeytine zam, ulaşıma zam. Allah razı olsun, maaş daha cebe girmeden harcanmıştı zaten.

Hatırlayalım: 2025’te net asgari ücret 22 bin 104 liraydı. Onu da büyük bir “müjde” diye dinlemiştik. Sonrası malum. Maaş arttı ama hayat pahalılığı daha hızlı koştu. Biz peşinden nefes nefese. Şimdi yine aynı film, yalnızca rakamlar büyüdü. Yoksulluk büyüdü mü, evet o da büyüdü.

İşin en acı tarafı şu: Bu ülkede asgari ücret açıklandığı an, halk artık sevinemiyor. Çünkü herkes biliyor ki bu para, daha cebine girmeden eriyecek. Kimse “Oh be, biraz rahatlayacağız” demiyor. Herkes “Acaba bu sefer neye ne kadar zam gelecek?” diye bekliyor. Asgari ücret bizde geçim kapısı değil, adeta zam tetikleyicisi.

Karar masalarında oturanlar hala anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Asgari ücretle yaşayan milyonlar var bu ülkede. Tek maaşla ev döndüren, çocuk okutan, kirayı zorlayan insanlar. Ama yukarıdan bakınca bu hayatlar görünmüyor. Market arabasını kim itiyor, faturayı kim ödüyor, ay sonu nasıl getiriliyor… Bunlar bilinmeyen ayrıntılar sanki.

Bakan Vedat Işıkhan çıkıp rakam açıkladığında, o rakamın gerçek hayatta neye denk geldiğini bilen yok. 28 bin lira… Peki ne yapıyor bu para? Kirası kaç para, mutfağı kaç para, çocuğun servisi kaç para? Bir ayda değil, iki haftada buhar olup uçan bir paradan söz ediyoruz.

Asıl kopukluk burada. Yukarıdakiler hâlâ “artış” diyor, aşağıdakiler ise “yetmiyor” bile demiyor artık. Çünkü “yetmiyor” demek bile bir umut içeriyor. Bu parayla ancak hayatta kalınıyor. Yaşamak başka bir şey.

Bir de işin garip bir alışkanlığı var: Asgari ücret artınca herkes zam yapıyor ama kimse maaş artırmıyor. Esnaf zamlı satıyor, patron maliyeti fiyatlara ekliyor, devlet vergisini alıyor. Ortada bir tek işçi kalıyor. Herkes payını alıyor, emeğin payı ise kâğıt üzerinde kalıyor.

Bu yüzden kimse bize “sabredin” demesin. Sabır çoktan tükendi. İnsanlar lüks istemiyor, tatil istemiyor, birikim istemiyor. Sadece ay sonunu korkmadan görmek istiyor. Sabah pazara giderken fiyatlardan çekinmemek istiyor.

Asgari ücret açıklanır açıklanmaz zam yağmuru başlıyorsa, sorun rakamda değildir. Sorun, bu düzenin kime çalıştığındadır. Ve ne yazık ki bu düzen, alın teriyle yaşayanlara çalışmıyor.

Biz yine çalışacağız, yine sabredeceğiz belki. Ama artık kimseye “müjde” masalı anlatmayın. Çünkü bu ülkede asgari ücret, müjde değil; hayatta kalma sınırıdır. Ve o sınır her yıl biraz daha aşağı çekiliyor.