Prof. Dr. Hasan ERKEK’in bu sözlerine lütfen kulak verin.
Bir eğitim yöneticisi olarak, ülkemizde daha önce çok tanık olmadığımız, okullarımızın acı verici, tüm toplumu derinden sarsan olaylarla anılması herkes gibi beni de çok üzdü. Olaylar sonrasında pek çok “saldırı” olayındaki gibi ülkemizde alınan benzer tedbirler, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen olaylar sonrasında da alındı. Lakin, okullarda yaşanan bu derece sarsıcı olaylar neticesinde alınan bazı tedbirler ve yasaklamalar da tartışıldı.
Cehaleti, karanlığı daha fazla aydınlatamadığımız için, liyakatsizlikten yaşanan durumlarda da eğitimi önceleyen faaliyetleri tedbir adı altında yasaklamak doğru mu?
Bu soruya Oyun yazarı, akademisyen ve şair Prof. Dr. Hasan ERKEK çok farklı bir açıdan bakmış. Eskişehir Anadolu Üniversitesinde gerçekleştirdiği başarılı çalışmaları, aldığı ödülleri yakından izleme fırsatı bulduğum değerli hocamı tespitlerinden dolayı yürekten kutluyor ve bu tespitleri sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Prof. Dr. Hasan ERKEK diyor ki:
“Acınacak haldeyiz… Kızılacak haldeyiz… Hala uykudayız…
Sanattan, bilimden, çağdaş eğitimden uzaklaşırsak varacağımız yer böyle olur. Daha kötüsü de mümkün…
“İnsan zalimdir, Dostoyevski okur, zalimlikten kurtulur” demesi boşuna değil Melih Cevdet Anday’ın.
O denklemi doğru yorumlamak gerekir, daha iyi anlamak için. Çocuklar bozulmuyor, iyi bir eğitim almadıkları, yanlış eğitildikleri, insanlık değerleriyle yetiştirilmedikleri için o hale geliyorlar.
Şiddet karşıtı bir oyun olan Boğaç Han’ı, Sevgi Çemberi’ni, Gençler ve Nehirler’i ve başka oyunları çocuklar ve gençler öyle olmasın diye yazdık.
Ey valiler, ey sanat yönetmenleri, tiyatro müdürleri, yasımız var diye oyun iptal etmeyin. (Eften püften oyunları ise zaten hiç oynamayın.)
Tiyatro etkinlikleri disko eğlencesi değildir. Yas da, acı da, ağıt da tiyatroya dahildir.
Zaten yeterince tiyatro açmadık, güçlü bir repertuvar yapıp çocuklara, gençlere yeterince ulaşmadık, onların aklına, yüreğine dokunmadık diye oluyor bütün bunlar.
Şiir, öykü, roman okutmadık diye.
Resim, heykel, seramik sergileri gezdirmedik, müzeleri ziyaret ettirmedik diye…
Konserlere götürmedik, incelikli müzikler dinletmedik, bir müzik aleti çalmayı öğretmedik diye…
İyi kılavuzların öncülüğünde sanatsal niteliği yüksek filmler seyrettirmedik diye. Onları şiddet dolu bilgisayar oyunlarının, şiddeti yücelten televizyon dizilerinin kucağına bıraktık diye.
Elbette yüreğimiz yanıyor… Ama yarından itibaren çocuklarımızın aklını okulla, yüreklerini sanatla eğitmek için hemen işe koyulmalıyız…”