Bazen kendime neden yazdığımı soruyorum ve sonra diyorum ki bir ressam neden resim yapıyor, bir ses sanatçısı neden kendini notalar arasına teslim ediyorsa işte ben de o yüzden yazıyorum. İçimde biriktirdiklerimi, hayata dair söylemek istediklerimi, sevinçlerimi, üzüntülerimi, isyanlarımı, çırpınışlarımı insanlara en iyi yazarak anlattığıma inanıyorum.
Sonra zihnimi romanımdan satırlara teslim edip tekrar tekrar okuyorum:
“Küçüktü dünyam, büyüdükçe anlam kazandı evrenin renkleri, büyüdükçe anladım sebepsizliğin sonuç doğuramayacağını. Büyüdükçe yüzleştim her doğrunun herkes için aynı doğru olmadığıyla. Kimine göre siyah sapına kadar siyahken, kimine göre aslında o kadar da siyah değildi, siyahın kimin siyahı olduğuna göre şekil alıyordu evren...” (Uyanma Vakti)
Siyahın kimin siyahı olduğuna göre şekillenen bir dünyada herkes için doğru olanı bulmanın imkansızlığı arasında kaybolup gitmek mi yoksa ortak doğruyu anlatma metotları üzerine kafa yormak mı gerekirdi? Belki doğru metotlar bulunabilirse insanlara bir şeyler daha rahat anlatılabilirdi. İşte bu düşünceler arasında savrulurken geçtiğimiz hafta bir kısa film hayatımıza ışık hızıyla düştü, “Save Ralph/ Ralph’i Kurtar”

‘Ralph’ isimli bir tavşan ekranlarımızın önüne çıkıp bize kendi hikâyesini en çarpıcı haliyle resmetti ve deneyler sebebiyle görmeyen gözü, duymayan kulağı ile insanlığa hiçbir hayvanın ‘güzellik’ uğruna acı çekip ölmemesi gerektiğini anlattı. Kozmetik sektöründe yer alan firmaların deneyleri olmasa aslında hep olması gereken yerde yani doğada tarlalar arasında koşturabileceğini hatırlattı.
Bu kısa film öyle etkili oldu ki kadınlar ve erkekler arasında paylaşılmayan sosyal medya hesabı kalmadı denilse yeridir. Özellikle kadınlar kullandıkları kozmetik malzemelerin firmalarını mercek altına alarak onlardan bu deneyler hakkında hesap sorma yoluna, kozmetik firmalarının birçoğu da ‘hayvan deneyleri yapmadıklarını’ ifade eden açıklamalar ile kendilerini aklama yoluna gittiler.
Bütün bunlar olup biterken durup biraz kendimizi sorgulamak istedim. Gerçekten kullandığımız kozmetik ürünlerinde hayvanların deney malzemesi olarak kullanıldığını bilmediğimiz için mi bugüne dek tepki vermemiştik yoksa zaten bildiğimiz gerçekleri, çok iyi hazırlanmış bir kısa filmin içinde bir tavşanın ağzından dinleyip bedeninde oluşturulan tahribatları görünce mi tepki vermeye karar verdik?
Bana soracak olursanız Ralph’i izleyene dek ‘siyahın kimin siyahı’ olduğu mevzusu hepimiz için daha ağır basıyordu ve bildiğimiz gerçekleri düşünmeyi reddedip görmezden geliyorduk ama ne zaman ki doğrular etkili bir kanalla gözler önüne serildi işte o zaman insanlık, siyahın kimin siyahı olduğuna bakmadan dünyanın en önde gelen markalarını dahi göz hapsine almaya ve sosyal medya hesapları üzerinden soru yağmuruna tutmaya başladı.
Peki bundan sonra neler olabilir? Hayvanları deneylerde kullanan firmaların üretim tesislerinden ve deney aşamalarından videolar insanların gözlerine sunulabilir ve tepki sesleri iyiden iyiye yükselebilir. Bu tepkiler neticesinde bahsi geçen firmalar farklı yollar arama noktasına gidip birer ikişer hayvan deneylerini terk ettiklerine dair açıklamalar yapmak zorunda kalabilirler.
Bu gibi durumlar için beklenen bir diğer muhtemel son ise her şeyin birkaç gün içinde unutulup gitmesidir ancak hayvanların başından geçen olayları Ralph’in dilinden öyle etkili bir anlatım ile izledik ki bu kez unutulma durumu biraz daha uzak bir ihtimal olarak görünüyor.
“Bir Küçük ‘Ralph’ Meselesi” insanlığa doğruları anlatma çabasında kullanılan metotların, başarıya ulaşma noktasında ne kadar büyük bir etki yaratabileceğini göstererek çok büyük yollar açtı.
Teşekkürler Ralph.