Son zamanlarda çocuklarla ilgili en sık duyduğum cümle şu: “Çok çabuk sıkılıyorlar.” Bir oyundan diğerine geçiyorlar, dersin ortasında kopuyorlar, uzun uzun bir şeyle uğraşmak istemiyorlar… Hemen “isteksiz” damgasını yapıştırıyoruz.

Ama durup şöyle bir düşününce insanın aklına başka bir ihtimal geliyor: Ya mesele sıkılmaları değilse?

Çocuk dediğin, aslında başlı başına bir merak makinesi. Dokunmadan duramaz, sormadan edemez, kurcalamadan rahat etmez. Yani öğrenmek dediğimiz şey, onların doğasında zaten var. Fakat bugün içinde büyüdükleri dünya o kadar hızlı ki… Her şey birkaç saniyede değişiyor, dikkat çeken geçiyor, yenisi geliyor. Böyle bir akışın içinde merak da ister istemez yüzeyde kalıyor.

Şöyle bir çelişki var aslında: Çocukların dikkati çekiliyor, evet. Ama derinleşmeleri zorlaşıyor. Çünkü merak dediğin şey biraz zaman ister. Oyalanmayı, beklemeyi, bazen sıkılmayı bile göze almayı gerektirir. Eskiler derdi hani, “sıkı can iyidir” işte aynen böyle. Bırakalım bazen sıkılsınlar.

Oysa biz onları, farkında olmadan, sürekli yeni uyaranlarla meşgul ediyoruz. Sonra da “neden odaklanamıyor?” diye soruyoruz.

Belki de sorun dikkat eksikliği değil, anlam eksikliğidir. Bir çocuk, karşısındaki şeyle bağ kuramıyorsa, onun için o konu zaten çoktan bitmiştir. Dinliyormuş gibi yapar ama zihni başka yere gider. Bu durumda “sıkıldı” diyoruz. Oysa belki de hiç merak edemedi.

Benim asıl takıldığım yer tam burası: Biz çocukların merakına ne kadar alan açıyoruz?

Her şeyi hızlı anlatmaya çalışıyoruz. Daha çok içerik, daha çok bilgi… Ama daha çok merak değil. Oysa bazen yavaşlamak gerekir. Bir sorunun peşinden gitmek, konuyu biraz kurcalamak, çocuğun “neden?” demesine izin vermek…

Çünkü o “neden?” var ya, işte bütün hikâye orada başlıyor.

Gerçek öğrenme, çocuğun bir şeyin peşine düştüğü anda başlar. Zamanı unutuyorsa, tekrar tekrar deniyorsa, kendi kendine bağlantılar kuruyorsa… İşte o zaman sıkılmıyordur. Aksine, tam da olması gerektiği gibi öğreniyordur.

Belki de artık şu soruyu biraz kenara bırakmanın zamanı gelmiştir: “Çocuklar neden bu kadar çabuk sıkılıyor?”

Onun yerine şunu sorsak daha iyi olmaz mı: “Biz onların merakını gerçekten besliyor muyuz? Sıkıldıkları zaman, zamanın akışına izin veriyor muyuz? Yoksa hemen aman sıkılmasın deyip önüne yeni dünyayı mı sunuyoruz?”

Sevgili anne babalar, bırakalım çocuklarımız sıkılsınlar, bırakalım merak etsinler. Unutmayın ki bir çocuk kolay kolay sıkılmaz. Sadece, kendisine sunulan dünyada tutunacak bir anlam bulamazsa uzaklaşır. Ve o zaman mesele çocuk değil, kurduğumuz dünyadır.