İran, bilindik başlıklarla gündemimizdeki yerini korurken, Türkiye’deki dijital yankı odalarında ‘sinezen’ güzellemeleriyle soslanmış, kurguyla gerçeğin birbirine karıştığı bir İran tablosu çiziliyor. Halbuki, ekranlardaki hararetli tartışmaların ve teorilerin ıskaladığı, çok daha somut ve tarihsel bir düğüm atıldı Tahran’da. Bu gelişme, sıradan bir atama ya da nöbet değişimi mi? Yoksa çok daha derin bir hamle mi?

Evvela unutmadan ek edeyim;
Yazılanlar her zaman olduğu gibi her şeyin gayrısız şekilde 'bencesidir'...

İran'da göreve gelmesiyle Türkiye'de gündeme oturuşu bir olan, Tebrizli bir Türk Cumhurbaşkanı var: Mesud Pezeşkiyan, Rehberlik makamında Azerbaycan kökenli Ali Hameney ve şimdi de güvenlik bürokrasisinin en mahrem odası olarak tabir edilen İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği’ne Zulkadirli aşiretinden Muhammed Bakır Zulkadir’in getirilmesi, Devrim Muhafızları’nın zirvesine Şah İsmail’in soyundan gelen Yahya Rahim Safevi’nin oturması tesadüf olamaz. Beyrut’tan Gazze’ye uzanan bu "çelik çekirdek", İran’ın jeopolitik hattını Türk asıllı bir elit tabakayla yeniden tahkim ettiğini gösteriyor.

Elbette konuşulmaya değer bir konu, öyle ki bu tabloyu sadece bir atama olarak görmek, Ortadoğu jeopolitiğinin tarihsel derinliğini ıskalamak olacaktır. Tarihsel diyorum çünkü Zülkadir, size bir şeyler çağrıştırıyor olmalı. Çağrıştırmıyor mu?

Şöyle deneyelim, Zulkadir, Dülkadir, Dulkadir, Dulkadiroğlu…

Evet, Arapça’daki o peltek ‘zal’ harfi, Farsça’da ‘z’ye, Anadolu’da ‘d’ye evrilince, Maraşlı Dulkadir, Tahran’da karşımıza General Zülkadir olarak çıkıveriyor.

Yine evet, General Zulkadir, pek çok kaynakta Safevi İmparatorluğu’nun kurucu iradesi olarak gösterilen yedi büyük Kızılbaş Türkmen boyundan biri olan Dulkadir boyundan geliyor.

Kaynaklandıralım dersek, Faruk Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü adlı eserinde, Dulkadirlilerin 16. yüzyılda Safevi sarayındaki ağırlığını vurum vurum vurgular. Maraş, Elbistan ve Bozok havalisinden kopup gelen bu Türkmenler, Safevi ordusunun omurgasını oluşturan 'korçuların' yani bir anlamda 'saray muhafızlarının' ya kendisidir ya başıdır. Bugün, Zülkadir’in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği’ne getirilmesi, tarihsel bir sürekliliğin ya da misyonun vuku bulması denebilir mi? Denebilir.

O devirde Fars Eyaleti’ni -ki Şiraz derler- neredeyse bir hanedan gibi yöneten Zulkadirli emirleri, bugün -göreceli- modern İran’ı koruma görevini omuzlarına yük etmiş durumda.

Tüm bunlarla birlikte, kimdir General Zulkadir?

Birbirimizi kandırmayalım, İran’ın o girift, katman katman ilerleyen bürokratik yapısında kimin nereden gelip nereye oturduğunu anlamak için ister istemez açık kaynaklara başvurmak gerekiyor. Onlarca istihbarat, askeri, politik, dini kuruluş ve 'elini sallasan' kıvamında molla/general var ülkede. E, hal böyle olunca sistem, dışarıdan bakana kendini kolay ele veren bir yapı değil. Açık kaynaklara baktığımızda General Zulkadir, yalnızca Devrim Muhafızları kökenli bir general değil aynı zamanda İran’daki güvenlik bürokrasisinde 'üst aklı' temsil eden biri olarak görünüyor. Öyle ki, İran’da bazı isimler görev yapar bazıları ise oyunun kurallarını belirler. Zulkadir, ikinci kategoriye daha yakın duruyor.

İçişleri Bakan Yardımcılığı döneminde sergilediği refleksler, onu halkının gözünde iyi bir yönetici imajı çizmiş, öyle duruyor. Bugün geldiği noktada ise yasama, yürütme ve yargı arasındaki sürtünmeleri dengeleyebilen bir “hakem” pozisyonuna yerleşmiş durumda. Zulkadir'in 'dengeci' yapısı burada altı çizilmesi gereken kısım diye düşünüyorum çünkü tarihsel olarak da Dulkadirliler, Osmanlı, Memlük ve Safevi dengelerini gözeten "dengeci" bir beylikti. Zulkadir’in Dulkadir'e uzanan geçmişi, İran’ın bölgesel vekalet savaşlarında ve İsrail-ABD eksenindeki tehditlere karşı nasıl bir yol izleyeceğinin de ipucu mudur? Onu tüm dünya kamuoyuyla birlikte göreceğiz.

Nihayetinde, İran’daki bu yeni yönetim mimarisi, elbette sadece bölgeyi okuyanlar için değil, aynı zamanda dünya siyaseti için de önemli bir mesaj taşıyor. Cumhurbaşkanı Türk, Rehber Türk, Güvenlik Stratejisti Türk… Muhakkak bu isimler, modern Türkiye-İran ilişkileri için fırsat olduğu kadar tehdittir de. Çünkü onlar, öteki değil bizzat kurucu kadrolara aidiyeti bulunan ev sahipleri.

Yani, tarihte Safevi Devletinin kurucu, koruyucu, bi' noktada hüküm süren Maraşlı Dulkadirler, bugünün dünyasında bu yapının başına geçmiş oldu.

Evet, Muhammed Bagher Zulkadir’in ajandası, -olası bir Amerika/İsrail saldırısında öldürülmez ise- İran’ın önümüzdeki yıllarını şekillendirecektir. Bu ajandayı okumak için geçmişin izlerini takip etmek, Tahran’daki bu stratejik dönüşümün nereye gideceğini anlamaya yarar mı? Göreceğiz.