Değerli Veliler,
Çocukluk, çoğu zaman farkına varmadan hızla geçen bir dönemdir. Günlük telaşın içinde bazen “bir an önce büyüsün”, “okula alışsın”, “başarılı olsun” beklentileri öne çıkar. Oysa çocukluk, acele edilmesi gereken bir süreç değil; dikkatle eşlik edilmesi gereken çok kıymetli bir yolculuktur. Çünkü çocukluk, gelecekte yaşanacak hayatın provasının yapıldığı zamandır.
Bir çocuk bu yıllarda yalnızca harfleri, sayıları ya da renkleri öğrenmez. Aynı zamanda kendine güvenmeyi, duygularını tanımayı, sınırlarını keşfetmeyi ve başkalarıyla ilişki kurmayı öğrenir. Bu nedenle erken çocukluk dönemi, sadece okula hazırlık olarak değil; hayata hazırlık olarak ele alınmalıdır.
Kendi başına bir işi yapmaya çalışan bir çocuğu düşünelim. Ayakkabısını giymeye çalışırken zorlanan, vazgeçmeyen, tekrar deneyen… Bu küçük gibi görünen anlar, çocuğun iç dünyasında çok büyük izler bırakır. Sabretmeyi, denemeyi ve başaramadığında yeniden denemeyi öğrenir. En önemlisi de “Ben yapabilirim” duygusu gelişir. Bu duygu, çocuğun ilerleyen yıllarda karşılaşacağı zorluklarla baş etmesinde en güçlü dayanaklardan biridir.
Oyun oynarken paylaşmayı öğrenen, sırasını bekleyen, kaybettiğinde duygusunu ifade edebilen çocuklar; yalnızca sosyal beceri kazanmaz. Aynı zamanda hayatın içinde karşılaşacakları hayal kırıklıklarına karşı duygusal dayanıklılık geliştirirler. Oyun, bu nedenle çocuklar için sadece eğlenceli bir zaman değil; hayatı öğrenmenin en doğal yoludur.
Çocukların kendilerini güvende hissettikleri ortamlar, gelişimleri için büyük önem taşır. Güven duygusu olan çocuk soru sormaktan çekinmez, hata yapmaktan korkmaz ve öğrenmeye daha açıktır. Hata yapmasına izin verilen çocuk, öğrenmenin bir süreç olduğunu kabul eder ve kendine karşı daha anlayışlı olur. Bu da yaşam boyu sürecek sağlıklı bir öğrenme yaklaşımının temelini oluşturur.
Eğitim, yalnızca bilgi kazandırmak değildir. Eğitim; çocuğun kendini tanımasına, duygularını fark etmesine ve hayata umutla bakmasına rehberlik etmektir. Akademik başarı elbette önemlidir; ancak bu başarının kalıcı ve anlamlı olabilmesi için çocuğun duygusal ve sosyal olarak da güçlü olması gerekir.
Çocukluk, “asıl hayatın başlamasını bekleyen” bir ara dönem değildir. Hayat, tam da o yıllarda başlar. Bu nedenle çocuklarımıza gösterdiğimiz her ilgi, kurduğumuz her güvenli bağ ve verdiğimiz her sağlıklı sınır; onların geleceğine yapılan en değerli yatırımdır.
Çocuklarımız büyürken biz çoğu anı fark etmeden geride bırakırız. Oysa bugün kurulan her bağ, verilen her destek ve gösterilen her anlayış; yarınının insanını sessizce şekillendirir.
Unutmayalım, çocukluk yalnızca yaşanan bir dönem değil; geleceğin provasının yapıldığı sahnedir.
Ve o sahnede verilen her doğru destek, bir ömür boyu alkışlanacak bir hayata dönüşür.