Bir çoğumuzun malumu olduğu üzere YKS ve LGS sınavları yaklaşıyor. İlk dönemi gerekli özen ve titizlikle geçirememiş öğrencilerim büyük bir panikle her dersimizde bana, sınava kalan zamanlarında ne yapmaları gerektiğini soruyorlar.

Acımasızca olacak belki ama onlara söylediğim ilk cümle şu oluyor:

“Bu zamana kadar aklın neredeydi?”

Ardından kısa bir sessizlik... Ve hemen “Ama hocam!” diye başlayan bir savunma.

Eğri oturup doğru konuşmak gerekir. Ne yazık ki yalnızca çocuklar değil, birçoğumuz da yapmamız gereken bir çok şeyi son güne bırakma konusunda ustayız. İster anne olsun ister baba, ister yol gösterici olarak düşündüğümüz biz öğretmenler... Çoğumuz işleri zamanından evvel değil, bitmesi gereken zamana yakın yapmayı alışkanlık haline getirmişizdir.

Bunun ardında yatan sebebin ne olduğunu her zaman merak etmişimdir. Kendimi bildim bileli verilen her işi zamanından önce yapıp teslim eder, uzaktan benim gibi davrananları izlerdim. Çünkü kişinin iş görürlüğünün, verilen işi zamanında yapıp yapmadığının ardında gizli olduğuna inanırım. Ayrıca eklemek gerekir ki zamanında yapılan her iş yalnızca bitirilmiş bir iş değildir; karakterin, disiplinin ve vizyonun bir göstergesidir.

Özellikle eğitim çağındaki çocuklara bu disiplini vermek mühimdir. Zira başarı, zamanında yapılmış her işin ardından gelir.

Peki, okul sıralarında çocuklarımıza disiplini nasıl vermeliyiz?

Sadece okul sıralarında verilen disiplin yeterli değildir. Evde pekiştirilemeyen alışkanlıklar kalıcı hale gelmez. Velilerimden sıkça duyduğum şikayetlerden biri de öğrencinin, derste verilen ödevleri, ders tekrarını ve soru çözümü gibi sorumluluklarını evde yerine getirememesi üzerine.

Ancak velilerim bir gerçeğin farkında değiller. Öğrencilerin yıllardır kazanamadıkları ya da onlara kazandırılamayan bu alışkanlıklar, sınav döneminde bir vahiy misali nasıl bir anda ortaya çıkabilir? Erken yaşta evde kazandırılamayan alışkanlıklar, ilkokul ve ortaokul döneminde aşılanmadığında lise sıralarında çoğu zaman ergenliğin gölgesinde kalır. Elbette burada yalnızca ergenliği suçlamak doğru değildir. Gençlik ortamı ve sosyal medya gibi etkenler dikkatin dağılması için fazlasıyla yeterlidir.

Sevdiğim bir söz vardır. Seneca şöyle der: ‘Non exiguum temporıs habemus, sed multum perdidimus.’

Yani: “Hayat kısa değildir; biz onu boşa harcarız.”

Stoacı bakış burada nettir: Zaman kıt değildir, bilinç kıttır. İşini zamanında yapmak, hayatı bilinçli yaşamak demektir.

Ertelenerek, bekletilerek geçen bir yaşam, gerçekten yaşam mıdır?

Bilinçlerimizin kıtlığı devam ettiği sürece, daha çok “yumurta kapıya dayanır.”