“Gün gelecek anneler efendilerini doğuracak.” (Hz. Muhammed)
Bu hadis, özellikle kıyamet alametlerinden biri olarak geçen bir rivayette yer alırken, bugün gelinen noktada toplumda değerlerin tersine dönmesi ve kuşaklar arası saygı ilişkilerinin bozulmasına yönelik güçlü bir metafor olarak önümüze çıkmaktadır. Ve yine günümüzde bu cümle artık bir uyarı değil, bir yüzleşme olmaktadır. Hadi biraz geçmişe gidelim;
Bugünün anne ve babaları, yani 1970’ler ve 80’lerin çocukları… Sevginin çoğu zaman saklandığı, disiplinin ise yüksek seviyede olduğu evlerde büyüdüler. Ağladıklarında susturulup, korktuklarında güçlü olmaları istendi. Duygularını bastırmayı öğrendiler.
Şimdi onlar anne, onlar baba… Ama çocuklarının dünyası, onların büyüdüğü dünyaya hiç benzemiyor. Çünkü artık bir çocuk sadece evde büyümüyor. Bir ekranın içinde büyüyor. Instagram’da kusursuz hayatlara bakarak eksildiğini hissediyor, TikTok’ta saniyeler içinde tükeniyor ve bu hayatın içinde kayboluyor. Beğenilerle ölçülen bir değer duygusu, görülmeden büyüyen bir yalnızlık… Ve en tehlikelisi: Kimse gerçekten görmüyor. Eskiden bir çocuğun sessizliği bir odada kalırdı. Şimdi o sessizlik, kalabalıkların içinde kayboluyor.
Bir hikâye var… Gerçek. Belki de sandığımızdan daha yakın.
Bir anne, her sabah oğlunun kapısını çalıyordu. “Uyan, geç kalacaksın” diyordu. Oğlu ise geceleri ekran ışığında kayboluyor, gündüzleri hayattan kopuyordu. Anne bunu “ergenlik” sandı. “Geçer” dedi. Geçmedi. O çocuk bir gün okuluna gitti. Ama o gün ders görmeye değil, içinde büyüttüğü karanlığı dışarı bırakmaya gitmişti. Herkes aynı soruyu sordu: “Nasıl fark edilmedi?”
“Anneler efendilerini doğuracak…” Hayır, bu bir kehanet değil. Bu, ihmalin ve dijital çağın ortak ürünü. Ve şimdi o ekranların ardında büyüyen yalnızlık, en yüksek sesle kin, öfke ve şiddetle konuşuyor. En acısı da bir çocuğun sessizliği, dijital gürültünün içinde kaybolduğunda, artık onu duymak için çok geç kalmış oluyoruz.