Bir çürümüşlüğün ortasında kalakaldık. Nereye baksak ihanet, ahlaksızlık, çıkar-menfaat ilişkileri ve bozulan ekonomiyle birlikte kendini daha da gösteren, dar boğazdaki insanları ağına düşüren çeşitli suç örgütleri…

Yine son yıllarda etkisi azımsanmayacak şekilde artan, bir örümcek ağı gibi etrafımızı sarmış olan sanal bahis ağlarına yönelik operasyonlar gösteriyor ki toplumsal bir kırılmanın eşiğindeyiz.

Kolay para algısı ve refah seviyesinin yükseleceği vaatleriyle borç batağına düşürülen geniş kitleler, şans oyunlarının karanlık koridorlarına yönlendiriliyor. Peki, bunu kimler nasıl yapıyor?

Doğrudan reklamlarla ya da örtülü özendirmelerle kısa yoldan kazanç fikri, özellikle genç zihinlere başarı gibi pazarlanıyor. Bazen bir fenomenin paylaştığı lüks araçla, bazen sosyal medya hesaplarındaki gösterişli tatillerle bu özendirmeler “kolay hayat” hayaliyle büyüyor. Ve eminim ki özendirici bu reklamları rutin bir şekilde herkes görüyor.

Evet, arzular büyüdükçe artık hayaller bile pazarlanıyor.

Bu olaylarda ayrıca farklı ikilemler de yaşanıyor. Bu çürümenin ortasında yıllardır dürüstlük abidesi gibi kendini gösteren; herkese ahlak dersi veren, siyasi ve toplumsal meselelerde sert hükümler veren, bugün ise yasa dışı bahis soruşturması kapsamında gözaltına alınan, çoğu kimsenin inanıp güvendiği isimler de var.

Peki, toplum olarak neden sürekli, konuştuğuyla yaşadığı arasında mesafe olduğu düşünülen figürlerle yüzleşmek zorundayız?

Maskelerin arkasına saklanmış daha kaç dürüstlük abidesi şahsiyet var acaba?

Ünlü sosyolog Emile Durkheim’ın yıllar önce savunduğu “anomi”, yani “kuralsızlık” kavramı tam da burada devreye giriyor sanırım. Toplumsal kurallar zayıfladığında yalnızca ekonomi değil, güven de çöker. İnsanlar neye inanacağını, neye tutunacağını kaybeder.

Belki de en büyük çürüme; ahlak anlatanların sorgulandığı, dürüstlüğün saflık sanıldığı, emeğin küçümsendiği, görüntünün ise gerçeğin önüne geçtiği yerde başlar.

Ve sonra manşetler peş peşe gelir.

Operasyonlar, gözaltılar, yeni tartışmalar…

Artık aileleri dağıtan, yuvaları yıkan ve bazen de intiharlara yol açan kumar oyunları, yeşil örtülü masalarda değil, küçücük ekranlarda oynanıyor. Adına da “şans oyunları” denilerek etkisi azımsanıyor. Oysaki bu oyunların çoğunun yasa dışı olduğu, özellikle de kara para aklamak için kullanıldığı herkes tarafından biliniyor.

Evet, hayaller satılıyor. Göz göre göre, bağıra bağıra…

Ve gençler çoğu zaman oyuna para yatırmadan önce işte bu sahte hayallere inanıyor.

Bir gecede zengin olmayı, emeksiz yükselmeyi, sabırsız başarıyı düşlüyor. İşte o noktada sanal bahis yalnızca bir bağımlılık değil; umutsuzluğun ekonomisi hâline geliyor.

Ve umut azaldığında şans,

kurtuluş gibi görünmeye başlıyor.

Tabii ki kazanan, her zaman olduğu gibi umut tüccarları oluyor…

Sevgiyle kalın.