Türkiye sol siyasetinden,
Mihri Belli, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Sadun Aren, Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve daha niceleri, Türkiye sol siyasetinin hiçbir beklentileri olmadan hayatlarını vakfettiler.
Sınıf sendikacılığının önder isimleri, Kemal Türkler, Rıza Kuas, Cenan Bıçakçı, Kemal Nebioğlu, İbrahim Güzelce ve daha niceleri, hayatlarını sınıf sendikacılığına adadılar.
Türkiye sol siyasetinin ve sınıf sendikacılığının bu saygın isimlerinin mücadeleleri, 12 Eylül 1980 faşist darbesinin Türkiye öğrenci ve işçi sınıfı hareketlerine ne kadar ışık tuttuğunu gösterdi.
Türkiye solu ve sınıf sendikacılığı, 12 Eylül 1980 faşist darbesinin ardından aldığı ağır yara ile girdiği yoğun bakımdan, 80'lerin sonlarına doğru endüstriye dönüşerek, ahlakını ve onurunu yitirmiş bir şekilde çıktı.
Endüstriye dönüşen Türkiye solu ve sınıf sendikacılığı, öyle kerameti kendinden menkul insanların eline kaldı ki, bu durum insanın canını acıtıyor.
12 Eylül 1980 faşist darbesinde hasbelkader karakola düşmüş, gözaltına alınmış, birkaç yıl ceza yatmış tipler, yaklaşık 45 yıldır sol siyasetten deyim yerindeyse ekmek değil, pasta yiyorlar.
Bu tipler, çocuklarına 68 kuşağının devrimci önderlerinin isimlerini vererek, ahlaksızlıklarını ve onursuzluklarını kamufle ederek belediye başkanı, milletvekili olarak veya kamu kaynaklarını adeta talan ederek servetler kazandılar.
Sendikalara çöreklenen 12 Eylül faşist darbesinin ürünü endüstriyel solcular, sendikaları sınıf sendikacılığından uzaklaştırıp, babalarının çiftliğine çevirerek zenginliklerine zenginlik kattılar.
Belediye başkanlarının, milletvekillerinin, gazetecilerin cezaevlerinde tutsak edildiği Türkiye'de, yoksulluğun pençesinde can çekişen halkların umudu olan sol siyaset, ahlak yoksunu, onursuz endüstriyel solcuların elinde iflas etti.