DAEŞ iki yıl sessiz kaldıktan sonra yeniden konuştu. DAEŞ sözcüsü Ebu Huzeyfe el Ensari, bir ses kaydı ile militan ağına seslendi. Bahsekonu söylem, alt metinleri kadar hangi kanallar üzerinden ve nasıl dolaşıma sokulduğuyla da anlam kazanıyor. Öyle ki, DAEŞ için dijital mecralar yalnızca propaganda aracı değil, radikalleşmenin üretildiği, beslendiği ve küresel ölçekte yaygınlaştırıldığı bir zemin. Tam da bu nedenle, örgütün dijitali kullanma biçimine bakmak, bugünün ve yarının radikallerini, onların dinamiklerini anlamak açısından önem arz ediyor.

Tabii, bu ve devamındaki her şey yine bencesi…

Dün, bugün ve yarın için en büyük hata, DAEŞ gibi yapıları “bir avuç radikal” diyerek küçümsemek. IŞİD, ISİS, DAEŞ, Boko Haram artık adı hangi coğrafyada her neyse, bize şunu gösterdi, sayısı ne olursa olsun belirli hükümlerle tahkim edilmiş disiplin anlayışı ve teknolojiyi yaratıcı kullanan bir yapı, devasa güvenlik mimarilerini pekala zorlayabilir. Ana karamızdan ayrı ve çarpıcı bir örnek vermek istediğimde ilk aklıma gelen, Paris saldırıları oluyor.

132 Kişinin hayatını kaybettiği saldırılar sonrası yapılan soruşturmalarda militanların iletişim için PlayStation 4’ün mesajlaşma sistemini kullandıkları ortaya çıkmıştı. Adeta terörizmde çığır açan teknoloji! Neden? E çünkü oyun konsolları klasik iletişim takibi mantığıyla izlenmesi zor platformlar.

‘Yok artık’ kısmı ise şu, örgüt sadece yazışma değil, oyun içi hareketler üzerinden de ‘yalnız kurt’ eylemleri için bir çeşit kriptoloji geliştirmiş. Yine ilk akla gelen haliyle bir savaş oyununda duvara sıkılan mermilerle kısa süreli işaretler bırakmak, kişiselleştirilmiş aksesuarlar, spreyler bunlara örnek verilebilir. Elbette bu, klasik güvenlik reflekslerinin dışında düşünmeyi gerektiren bir alan.

Paris saldırganlarının bir kısmı zaten güvenlik birimlerinin radarındaydı; en azından açık kaynaklara yansıyan bilgiler bunu söylüyordu. Suriye’den dönmüşlerdi, isimleri biliniyordu, bazıları gözaltına bile alınmıştı. Ancak radikalleşmek başlı başına suç değildi ve liberal hukuk düzeni ile güvenlik ihtiyacı arasındaki o ince çizgi, örgütler için geniş bir manevra alanına dönüşebiliyordu. “Tehlike bizden ırak” düşüncesi varken herkes yapbozun parçalarını görüyordu fakat resmi birleştirmek, başa gelene kadar mümkün olmuyordu.

Saldırılar, çatışmalar gayrisiyle - tabiisiyle karışık hedeflerden bahsetmişken;

El Ensari’nin mesajında asla şaşırtmayan ancak dikkat çeken bir diğer husus da Suriye dosyasının ideolojik çerçeveye yeniden yerleştirilme biçimi. Yüzeysel bir özetle diyor -olmalı- ki, Suriye’de İran etkisi azaldı iyi de oldu fakat yeni yönetim Türklere ve kafir batıya sadık. Nerede kaldı derken hemen bu noktada devreye tekfir dili giriyor. Konuşmada yeni Suriye yönetimi açık biçimde tekfir edilerek “öncelikli hedef” ilan ediliyor. Böylece zaten sürekli ve birçoklarıyla sıralanan düşman listesinde ana hedef güncellenmiş oluyor. Klasik retorik de şu, bunlar kafir, siz de düzen insanları olarak günahkar oldunuz, siyasal ve silahlı mücadele ile karşı koyun ki arının ve doğru yola gelin, en nihayetinde bu sizin dini vazifenizdir yerine getirin.

Dijitalin istendiğinde ne kadaro olumsuz ve efektif kullanışına örneklerle değinmişken, buradan dijital yankı odalarına geliyoruz.

Görüyoruz ki, radikalleşme artık çoğu zaman bir dağ kampında başlamıyor. Bir odada, bir ekranın karşısında başlıyor. Yankı odalarını, üzerine hem bireylerin hem devletlerin düşünmesi ve bir noktada öz savunmasını inşa etmesi gereken kavram olarak görüyorum. Şöyle ki, algoritmalar kişiye sürekli aynı öfkeyi, aynı mağduriyet hissini, aynı ideolojik içeriği gösterdikçe gerçeklik daralıyor. Nihayetinde kişi, farklı seslerin olmadığı bir dijital fanusun içine hapsoluyor, hapsolduğu o fanusun içinde radikal fikirler normalleşiyor.

Siber Balkanlaşma dediğimiz süreç de bunu besleyen ayrı ve en kuvvetli damar. İnşa edilmeye başlandığı ilk gün nasıl bir yere temellendirildi bilmiyorum ancak eğer öyle düşünüldüyse internet asla küresel bir köy ya da iyiliğin kütüphanesi olmadı. Tam da tersine dijital gettolara bölündü. Herkes kendi hakikat adasında yaşıyor. Hakikat adalarının dijital Hasan Sabbahları ve kötücül şıhları da gırla gezerek ortak gerçekliği ve normali yok ediyor. Bu radikalizm treninin baş vagonlarını takiben, ortak gerçeklik de zayıfladıkça, DAEŞ gibi yapılar devreye giriyor.

Önce zihni kazanıyor, sonra eylemi mümkün kılıyor. Ki, eylemlerin amacı da yine bir çok zihni öyle ya da böyle etkilemek. Kimi Stockholm Sendromu, kimi aidiyet arayışı kimi zaten temellendirdiği fikirlerini radikal bir çizgiye aktarmak için için aklını bu gibi örgütlere alıkoyduruyor.

El Ensari’nin, son mesajındaki dijital vurgu bu yüzden önemli diye düşünüyorum. DEAŞ’ın eski alan hakimiyetinden uzak olması, etki alanındaki coğrafyanın dışındaki militan ve potansiyel militanlarına dijitalden varlık gösterme çabası ve bir yöntem / düstur belirleme açısından önemli duruyor. Öyle ki, artık fiziksel hücre yapılanmaları daha hızlı deşifre ediliyor. İnsan istihbaratı, sinyal istihbaratı ve finansal takip mekanizmaları geçmişe göre daha entegre çalışıyor. Bir önceki yazıda değindiğim üzere hibrit istihbarat modeliyle, birçok hareketlilik aynı anda izlenip anlamlandırılabiliyor. Ama dijital alan hem çok geniş hem de sürekli evriliyor. Öyle ya, platformların biri kapanıyor biri açılıyor. Günümüzde açık propaganda azalıyor, kapalı gruplar artıyor. Açık çağrı azalıyor, sembolik içeriklerle iletişim ters orantı ve benzer hızda çoğalıyor.

Bir yerde şunu kabul etmek işe yarar ve ciddiyet katar bir argüman olabilir: Bu gibi yapılar teknolojiyi devletlerden daha hızlı adapte edebiliyor. Matah bir akıl ya da benzersiz donatıları sebebiyle değil, çünkü bürokratik değiller. Esnekler anlayacağınız. Deneme-yanılma konusunda da cesurlar, devletler ise hukuk, prosedür ve denetim mekanizmalarıyla hareket ediyor. En sonra, hesap verilebilirlik gibi bir ödevleri de pek bulunmuyor, at koşturulası bir alan adeta.

Türkiye açısından bakacak olursak DEAŞ’la mücadele meselesi sadece sınır hattı ile değil. Biliyoruz ki sınır güvenliği, saha operasyonları ve insan istihbaratı kritik. Ama artık tehditler de hibrit. Bir kısmı fiziki, bir kısmı dijital, bir kısmı psikolojik olarak tahkim edilmiş, bireysel eylemlerin öncellendiği ve semboller, dijital yayınlar aracılığıyla radikalleşip ‘eylem koyan’ gruplar çok yakın bir zamanda canımızı yaktı. Özellikle gençler arasında dijital yankı odaları üzerinden oluşan kimlik inşasının okuması uzun vadeli bir riski gözler önüne seriyor. Hemen aşağımızda gördüğümüz örneklerle malum, radikalleşme kahir ekseriyetle yıllarca sessiz ilerliyor ve bir eşik anında ‘selamun aleyküm’ deyiveriyor.

Sesli mesajda, Afrika’daki kırılgan bölgelerden söz edilmesi de aynı stratejinin parçası gibi duruyor. Örgüt, dağınık coğrafyalardaki eylemleri tek bir küresel anlatı altında topluyor. Topluyor çünkü bu merkezi güç göstergesi değil, sembolik etki üretme çabası. Küçük hücreler, -organizasyon olarak- ‘büyük’ bir şemsiye altında hareket edince olduğundan daha büyük olmak ilüzyon ve halisünasyonuna teşne, üstelik bir toprak bütünlüğünden, bir merkezden hareket edemiyoruz demiyor da, her yerde varız tükenmedik demeye çalışıyor.

Tüm bunlarla DAEŞ ve dijitaldeki radikalizmi hafife almak, hata. Bu yapıyı adında geçse de bir devlet projesi olarak değil, bir ağ sistemi olarak kabul etmek gerek. Nüfuz, toprak, coğrafya, eleman, lojistik vesaire kaybettikçe dijital ve psikolojik alanı genişletmeye çalışan bir ağ.

Eldekileri toplarsak, yıl oldu 2026. Göğüs göğüse vuruşmak, bir örgütle mücadelenin temeli olabilir ama tümü değil. Dijital yankı odalarını kıracak karşı anlatılar üretmek, ‘Siber Balkanlaşmayı’ azaltacak düzenlemeler ve çağın gerekliliği hatta ötesi anlayışlar, prensipler geliştirilmeli.

DAEŞ’in son mesajının birçok anlamı ya da analizi yapılabilir. Benim için şu, fiziksel boşluk daraldığında, zihinsel boşluk daha kıymetli hale gelir. Eğer o boşluk doldurulmazsa, birileri gelir ve kendi hikayesini yazar. Daha bir önem kazandı ki,

Kalem de kılıç da, temiz ve yüreklilerde olmalı.