Demokrasilerde doğruyu bulabilmenin yollarından birisi de elbette ki tartışmadır. Yani görüşlerin tartılması… Çarşıda pazarda nasıl alıp sattıklarımızın ederini tartarak hesap ediyorsak, düşüncelerimizin doğru mu, yanlış mı olduğunu da tartışarak belirleyebiliriz.

Hayatta her şey belli kurallar çerçevesinde döner. Tartışmanın da bir usulü vardır elbet. En başta farklı görüşlere saygı duymak esastır. Kendi doğrularımız bizim için ne kadar önemli ise, tartıştığımız insanların düşüncelerinin de onlar için değerli olduğunu bilerek tartışmalıyız. Peşin hükümlü olmamalıyız… Tartışmacı, kendi fikirlerinin doğruluğunu kabul ettirmek için değil, farklı düşüncelerden hangisinin daha doğru olduğunu birlikte tartmak için vardır. Ve demokraside bu siyasetin en temel kuralıdır...

Ancak bir tartışmada, tartışmacı kendisini övmeye, ‘ben, ben’ demeye ve kendisini bulunmaz Hint kumaşı gibi görmeye başladı mı, ondan ne tartışmada doğruyu bulma, ne de topluma iyiden ve doğrudan yana hizmet sunma adına bir hayır beklenemez...

Evet…
Ne yazık ki, bizde de bir zamanlar seçim öncesi görsel medyada böylesi siyasi tartışmalar vardı. Ve bu topluma öyle ya da böyle bir ışık tutardı. Ancak o artık ortadan kalktığı gibi, kesinlikle tarafsız, gerçek ve doğru haber yaparak toplumu aydınlatması gereken basın ve medya aksine güçlünün koluna girerek, kendine çıkar sağlama sevdasına daldı...

Ve işte bugün memlekette durum ortada...Bir seçimi kazanmak uğruna, siyasi tartışmalarda hak, adalet, saygı, sevgi, kul hakkı, vicdan, onur her şey ayaklar altına alındığı gibi, zillet, illet, çapsız, hain derken, öte alemdeki berat belgesi ve sorgusuz geçiş vizesi bile, şu güzelim memlekette, ne yazık ki, kirli siyasette yerini aldı…(!)