Eskiden isyan dediğin şey biraz ter kokardı. Ses yükselirdi, kavga çıkardı, bedeli olurdu. Şimdi isyan var ama steril. Mis gibi. Filtreli. Paylaşımı kolay. Bir story atıyorsun, üstüne de “#farkındayım” yazdın mı tamam; dünya kurtuldu, sen de rahatladın.

Bu çağın karargâhı neresi derseniz, açık konuşalım. Pinterest (Vitrin) Orada her şey çok düzenli. Sistem eleştirisi bile pastel tonlarda. “Kapitalizm beni yordu” yazısı var mesela… Ama yazı fontu çok şık, arka plan bej, kahve kupası da mutlaka kadrajda. Yani sistem canını yakmış ama estetikten ödün vermemişsin. Helal.

Bir de iyileşme modası var. Herkes “iyileşiyor”. Ama nasıl? Mum yakarak. Defter tutarak. Bitki alarak. Sistem seni eziyor mu? Sorun sende kardeşim. Biraz nefes al, biraz kendini sev. Olmadı yeni bir ajanda al. Çünkü bu düzende sorun asla düzen değildir; sen yeterince pozitif değilsindir.

Bakın çok basit anlatayım:

Eskiden adam işten atılırdı, sendikaya giderdi.

Şimdi işten atılan adam story atıyor:

“Evren bazen bizi zorlar ama ben kendime odaklanıyorum .

Evren kim? Patron. Ama adı evren.

Karşı çıkmak da artık çok pratik. Satın alıyorsun. Tişört alıyorsun üstünde “Sisteme karşıyım” yazıyor. Kredi kartıyla. 6 taksit. Banka onaylıyor, isyanın kabul ediliyor. Devrim puanı da geliyor.

En komiği ne biliyor musunuz?

Kapitalizme söven içerikler en çok kapitalist platformlarda izleniyor.

“Bu düzen böyle gitmez” diyen video, reklam girince daha çok yayılıyor.

Yani sistem sana diyor ki:

“Beni eleştir ama lütfen izlen, ben kazanayım.”

Bir de herkes çok duyarlı. Ama sadece paylaşacak kadar.

Çevre hassasiyeti var ama arabayı iki sokak ötede bile çalıştırıyor.

Emek savunusu var ama kuryeye “kapıya bırak” yazıyor.

Adalet çağrısı var ama iş kendine gelince “aman bulaşmayalım”.

Çünkü bu yeni aktivizm zahmetsiz.

Paylaş → rahatla → geç.

Gerçekten bir şey yapmak zor. Kavga var, dışlanma var, bedel var. Ama paylaşmak bedava. Hem de filtreli.

İyileşme meselesine gelince…

Seni hasta eden sistemi değiştirmek yok.

Sana “hasta olmamayı öğren” diyorlar.

Yani yağmur yağıyor, çatı akıyor ama sana şemsiye satıyorlar.

Çatıyı kim yaptı, niye akıyor? Konu dışı.

Belki de bu çağda en radikal hareket şudur:

Her şeyi paylaşmamak.

Her şeye estetik eklememek.

Her tepkiyi pazarlık konusu yapmamak.

Bazen susup gerçekten sinirlenmek,

bazen süsleyip paylaşmak yerine gidip itiraz etmek,

bazen “iyi hissetmek” yerine “yanlış olanı” dert etmek.

Çünkü bazı şeyler var;

story olmaz,

trend olmaz,

satılmaz.

Zaten gerçek itiraz, Asla! indirimde olmaz.