2025 biterken biz bitmedik, ama epey eksildik.

Şimdi 2026 yılına adım atarken, bu halkın alnındaki terin, yüreğindeki yangının ve gözlerindeki umudun hakkını teslim etme zamanı.

2025, takvimde bir yıl olarak geçip gidecek belki. Ama biz bu yılın ayazını adeta iliklerimize kadar hissettik.

Kimi sofrasına ekmek koyamadı, kimi çocuğunu okuldan aldı.

Kimimiz hayalini kurduğu geleceğe değil, elektrik faturasına uyanmak zorunda kaldı.

Yoksulluk bir istatistik değil, sokakta ayakkabısının altı delik çocukların gerçeğiydi.

Açlık, ekranlardan değil, buzdolabı boş evlerden konuştu.

Siyaset ise yine bildiğimiz gibi: Kendi çıkarını halkın iradesinin üstünde gören, koltuğu için halka sırtını dönen anlayış hüküm sürdü.

Kirli operasyonlar, örtülü hesaplar, hukuksuzluklar sıradanlaştı. Bir avuç ayrıcalıklının bolluğu için milyonların kıtlığa mahkûm edildiği bir düzenin yılıydı 2025.

Kadınlar sokak ortasında öldürüldü, failler elini kolunu sallayarak gezdi.

Hayvanlar katledildi, doğa talan edildi. Çocuklar istismara uğradı, savaşlarda öldü, madenlerde gömüldü.

Ama her şey “normal” sayıldı.

Biz bu yılı yaşarken yalnızca takvimden değil, adaletten, eşitlikten, insanlıktan da bir yıl daha çalındı.

Ama bu böyle gitmeyecek. Gitmemeli.

Şimdi yeni bir yılın eşiğindeyiz.

2026’ya dair hayallerimiz, öfkemiz kadar büyük.

Çünkü biz, hayal kurmayı en çok hak edenleriz.

Alın teriyle yaşayan, emeğiyle direnen, bu düzenin altında ezilen bizler…

2026, öyle bir yıl olmalı ki:
Hiçbir çocuk aç yatmamalı.
Hiçbir kadın şiddet görmemeli, korkmamalı, sokakta tek başına yürümekten.

Hiçbir işçi hakkını almak için canını ortaya koymamalı.

Hiçbir hayvanın canı, kâr uğruna hiçe sayılmamalı.

Hiçbir genç, ülkesinden umudunu kesmemeli.

Hiçbir insan, kimliğinden, inancından, cinsiyetinden, yoksulluğundan ötürü ötekileştirilmemeli.

2026, barışın yılı olmalı.
Bir ülkenin geleceği silahlarla değil, kitaplarla, fabrikalarla, tarlalarla, eşit ve özgür bireylerle yazılır.

Yoksulluk kader değildir; adaletsizliğin sonucudur.

Biz bu düzenin karşısına omuz omuza dikilirsek, kaderimizi de geleceğimizi de değiştiririz.

Yılbaşında havai fişekler patlarken değil, herkesin evinde tencere kaynarken kutlamalıyız yeni yılı.

Umudu süsleyen değil, örgütleyen bir yıl olmalı 2026.

Çünkü bu ülke, bir avuç zenginin değil, milyonların alın teriyle kuruldu.

Yeni yıl, yeni bir başlangıç değil sadece; daha adil, daha eşit, daha insanca bir yaşamın mümkün olduğuna inananların yılı olsun.

Hoş gel 2026…