Karneler alındı, okul koridorları sessizleşti. Şimdi çocukların önünde uzun bir yaz var. Peki bu yazı nasıl geçireceğiz?
Son yıllarda yaz tatili denildiğinde akla ilk gelen şeylerden biri ekranlar oluyor. Tabletler, telefonlar, bilgisayar oyunları…
Oysa çocukluk, dört duvar arasında değil; gökyüzünün altında büyür.
Bizim çocukluğumuzda yaz tatili, sokağın zil sesiyle başlardı. Sabah kahvaltısından sonra “Akşam ezanında evde ol.” cümlesi yeterliydi. Mahallenin bütün çocukları aynı oyunun içinde buluşurdu.
Seksek oynardık. Aslında tek ayak üzerinde sadece taş atmıyorduk; denge kurmayı, bedenimizi kontrol etmeyi ve sabretmeyi öğreniyorduk.
İp atlardık. Bugün bilim insanları ritmik hareketlerin çocukların koordinasyonunu, dikkatini ve beyin gelişimini desteklediğini söylüyor. Biz bunu bilmiyorduk ama her gün yüzlerce kez zıplayarak büyüyorduk.
Yakan top oynardık. Oyun sırasında hızlı karar vermeyi, takım olmayı, kazanmayı da kaybetmeyi de öğrenirdik. Hayatın küçük bir provasıydı aslında.
Saklambaç ise belki de çocukluğun en güzel psikoloji dersiydi. Bir yandan strateji kuruyor, bir yandan heyecanı yönetiyor, arkadaşlarımızın yerine kendimizi koymayı öğreniyorduk.
Bisiklete binmek sadece pedal çevirmek değildi. Düşe kalka cesaret kazanmak, korkunun üzerine gitmek ve “Başardım.” diyebilmekti.
Akşam olduğunda mahallede yakalanan ateş böceklerini izlemek, yıldızları saymak, kaldırımlarda çekirdek çitlemek, yol kenarındaki dikenlerin arasından böğürtlen toplamak… Bunların hiçbiri pahalı etkinlikler değildi ama hepsi çocukluğun en değerli yatırımlarıydı.
Bugün çocuklarımızın ihtiyacı aslında çok büyük oyuncaklar değil; büyük anılar biriktirebilecekleri küçük fırsatlar.
Bir ağaca dokunsunlar. Çünkü doğayla temas eden çocukların stres düzeylerinin azaldığını, dikkat sürelerinin arttığını biliyoruz.
Toprağa bassınlar. Çamurla oynasınlar. Kirlenmek bazen bağışıklık sisteminin güçlenmesine, bazen de mükemmeliyetçilikten uzaklaşmaya yardımcı olur.
Birlikte uçurtma uçursunlar. Çünkü gökyüzüne bakmayı bilen çocukların hayal kurma becerileri de güçlenir.
Dedeleriyle tavla oynasınlar, ninelerinden eski oyunları öğrensinler. Nesiller arasındaki sohbet, çocukların sadece kültürel hafızasını değil, duygusal güven duygusunu da besler.
Yaz tatili; eksik kalan matematik konularını tamamlamak kadar, eksik kalan çocukluğu da tamamlayabilmektir.
Belki bu yaz çocuklarımıza verebileceğimiz en güzel hediye yeni bir tablet değil; mahallede kurulacak bir ip, bir top, birkaç tebeşir ve bolca zaman olacaktır.
Çünkü çocukluk, satın alınan değil; yaşanan bir mevsimdir.
Bu yaz bırakın çocuklar biraz güneşte terlesin, dizleri biraz yara olsun, kahkahaları sokaklarda yankılansın.
Yıllar sonra hatırlayacakları şey, hangi oyunu telefonda bitirdikleri değil; hangi akşam eve üstü başı toz içinde ama kalbi dopdolu döndükleri olacaktır.
Zamanla yaz geçecek… Çocukluk geçecek…
Ama en güzel miras, tekrar yaşanamayacak o anları bir mevsim olarak bırakmak olacaktır.