Bir çoğumuz hayatımızın bir döneminde geleceğimizi şekillendireceğine inandığımız bir sınava girmişizdir.

Sınavların adı yıllar içinde değişti. Bugün LGS, YKS .. Yarın belki başka bir isim olacak. Ama “sınavlara giren öğrencilerde” değişmeyen bir gerçek varsa o da:

Aylar süren emek, sabır, uykusuz geceler, çözülen binlerce soru, hayaller, üstesinden gelinmesi gereken kaygılar,

Sınav sabahı, aile bireylerinin yüzündeki ifade ile “Sana güveniyorum, sen yaparsın.”cümlesinin omuzlarına yüklediği görünmez sorumluluk,

Sınav salonundan çıktığında ise yalnızca soruların doğru cevaplarını değil; ailenin ve çevrenin gözünde nasıl değerlendirileceğini de düşünmeye başlayan bir evlat,

İşte bütün bunlar o sınava giren binlerce öğrencinin yüreğinde taşıdığı duyguların özetidir.

Gençlerin çoğu için sınav sonucu; yalnızca bir puan ve sınav kazanmak ya da kaybetmek değil, başarısız olursa eskisi kadar sevilmeyeceği ya da ailesinin gözündeki yerinin değişip değişmeyeceğinin de cevabı gibidir. Bu sebeple bir gence, gireceği sınavla hayatının en önemli günlerinden birini yaşadığını hissettirmek kolaydır. Asıl zor olan, o günün hayatının tamamını belirlemeyeceğine onu inandırmaktır.

Ne yazık ki her yıl aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Sınav bittiğinde öğrencilerin omuzlarından yük kalkıyor; bu kez velilerin kaygıları başlıyor.

Her tercih döneminde okullarımızda rehber öğretmenlerimiz ve biz eğitimciler benzer hikayelerle karşılaşıyoruz. Veliler yüzdelik dilimler ve okul sıralamalarıyla tercihlerini görüşmek için geliyor; öğrenciler ise çoğu zaman sessizce onları dinliyor.

İlk soru neredeyse hiç değişmiyor:

“Hocam, en iyi okul hangisi?”

Biz ise çoğu zaman aynı soruyla karşılık veriyoruz:

“Çocuğunuz için en doğru okul hangisi?”

İşte tercih döneminin en önemli sorusu da aslında budur.

Her öğrenci için doğru okul farklı olabilir. Bir öğrencinin çok mutlu ve başarılı olduğu bir okul, bir başkası için kendini ait hissetmediği bir yer haline gelebilir. Çünkü her birey aynı değildir. Kimi araştırmayı sever, kimi üretmeyi. Kimi akademik rekabetten güç alır, kimisosyal ortamda kendini keşfeder. Kimisi geleceğini çoktan planlamıştır, kimisi hala kendi yolunu arıyordur. Kim olduğu, nasıl öğrendiği, nelerden mutlu olduğu ve gelecekte nasıl bir insan olmak istediği de en az puanı kadar önemlidir.

Bu yüzden tercih listeleri yalnızca puanlara göre hazırlanamaz.

Elbette tercih sürecinde yerleştirme kılavuzu, kontenjanlar, yüzdelik dilimler dikkatle incelenmelidir. Millî Eğitim Bakanlığının bu süreç için öğrencilere ve velilere hazırladığı dijital platformlar da tercih sürecinde önemli kolaylıklar sağlayacaktır.

Ama bütün bu bilgiler, doğru kararın yalnızca bir parçasıdır.

Asıl belirleyici olan, çocuğu tanımaktır.

Uzun yıllardır eğitim yöneticisi olarak edindiğim en önemli deneyimlerden biri şudur: En başarılı öğrenciler her zaman en yüksek puanlı okullara gidenler değildir. Başarıyı kalıcı kılan; öğrencinin kendini ait hissettiği, potansiyelini ortaya koyabildiği ve mutlu olduğu eğitim ortamıdır.

“Puanın buraya yetiyor.”, “Arkadaşların da oraya gidiyor.” ya da “Bu fırsatı kaçırmamalısın.” Bazen iyi niyetle kurduğumuz bu birkaç cümle, çocuklarımız üzerinde büyük bir baskıya dönüşebiliyor. Anne ve babaların çocuklarını başkalarıyla kıyaslamak yerine onların güçlü yönlerini görmeye çalışmaları, bu sürecin belki de can damarıdır. Çünkü her öğrencinin yolu kendine özgüdür ve hiçbir başarı hikâyesi bir diğerinin aynısı değildir.

Ve nihayetinde gidilecek okul, hayatın varış noktası değildir. Geleceğe açılan önemli kapılardan biridir; ancak tek kapı değildir. Bir öğrencinin hayatını belirleyen yalnızca girdiği okul değil, o okulda kendine kattıkları, belirlediği hedefler ve gösterdiği gayrettir.

Bu nedenle tercih listesi hazırlanırken yalnızca okul isimlerine değil, çocuklarımızın hayallerine de yer açalım.

Belki de tercihler döneminde en doğru soru şudur:

“En iyi okul hangisi?” değil, “Çocuğum hangi okulda mutlu olacak, gelişecek ve kendi potansiyelini gerçekleştirebilecek?”

Çünkü bir evladın değeri, aldığı puanla ölçülemez.

O değer; kendine duyduğu güvenle, kurduğu hayallerle, gösterdiği emekle ve hayata kattıklarıyla büyür.

Biz büyükler de çocuklarımızın okul tercihlerini yaparken önce bunları hatırlayabilirsek, çocuklarımızı yalnızca doğru okula değil, kendileri için doğru geleceğe uğurlamış oluruz.