Acaba sanat sanat için mi olmalıdır, yoksa toplum için mi?
Sanatçı fil dişi kulesinde, toplumun sorunlarından uzak, sadece güzeli yaratma peşinde mi olmalı? Yoksa gırtlağına kadar toplumsal sorunlara gömülüp, fazla sanat kaygısı gözetmeden, sanatını toplum hizmetine mi koşmalı?
Elbette ki bunların her ikisi de olmalıdır.
Bir buğday tarlası insanın bedensel gıdası için nasıl güzel ve yararlıysa, bir çiçek bahçesi de insanın ruhsal gıdası için o kadar yararlıdır. Üstelik güzel kokusu da bedavadır..
Ancak buradaki önemli nokta şudur; toplumsal sorunların ağırlaştığı ve acil çözüm beklediği zamanlarda, sanat ve sanatçı mutlaka acılar içinde yaşayan ve haykıran halkın hizmetine koşmalıdır...

Örneğin, patlamayla içinde nice delikler açılmış bir gemi düşünün. Gemi battı batacak. Kurtulması için gövdesindeki tüm deliklerin bir an önce tıkanması gerekli. Bütün yolcular bu iş için can havliyle çalışıyorlar. Yolcular arasında dünyanın en büyük keman ustaları da var. Böyle bir ortamda onların resital vermeleri mümkün olabilir mi? Yolcular Bu İş İçin Can Havliyle Çalışıyorlar. Elbette ki, hayır..
Onlar da bu deliklerin kapanmasına yardımcı olmalıdır...
Öncelikle açları buğdayla beslemeyi düşünürken, gönüllerin de çiçek güzelliğine özlem duyduğunu bilmek gerekir. Ancak insaf ediniz ki, bir eli yağda bir eli de balda olanları bilemem ama 'çöpten ekmek toplayan' aç insanların, işsizin, aşsızın ve fakir fukaranın bol olduğu bir topluma çiçek değil, buğday lazımdır.
Ve gerçek sanatçı çıkar için birilerine yalakalığın değil, derdine derman arayan halkının yanında olarak, onların sorunlarını dile getirip, iyiden, doğrudan, haktan ve adaletten yana, halkının haykıran sesine ses katmalıdır..!