Türkiye’de siyaseti izleyen herkesin fark ettiği ama yüksek sesle dile getirmekte tereddüt ettiği bir gerçek var:
İktidar konuşmuyor. Daha doğrusu, iktidarın kendisi değil, tek bir kişi konuşuyor.
Bugün ekranları açtığınızda, gazeteleri karıştırdığınızda ya da bir tartışma programına denk geldiğinizde tablo neredeyse değişmiyor. İktidarı temsilen kürsüde çoğu zaman Recep Tayyip Erdoğan var. Onun dışında ise sahada milletvekilleri değil; birkaç “ezberlenmiş” isim: bazı gazeteciler, bazı akademisyenler, kimi zaman da üniversite rektörleri.
Peki ama AK Parti nerede?
Bir siyasi partinin yüzlerce milletvekili, onlarca MYK üyesi, il ve ilçe teşkilatları varken; neden televizyonlarda, gazetelerde, açık tartışma zeminlerinde bu isimleri göremiyoruz?
Neden AK Parti’yi, AK Parti’liler değil de başkaları anlatıyor?
Bu bir iletişim tercihi mi, yoksa bir siyasi refleks mi?
Milletvekili olmak, yalnızca seçim bölgesinde açılışlara katılmak, sosyal medyada birkaç mesaj paylaşmak değildir. Milletvekilliği aynı zamanda sözü, fikri ve savunmayı üstlenmektir. Eleştiriden kaçmadan, tartışmadan ürkmeden, kamusal alanda siyaset yapabilmektir.
Ancak bugün gelinen noktada, iktidar milletvekillerinin büyük çoğunluğu ekranlardan özellikle uzak duruyor. Televizyon tartışmalarında iktidarı savunanlar seçilmişler değil; atanmışlar ya da mesleği yorumculuk olan isimler.
Bu durum bir noktadan sonra şu soruyu doğuruyor:
Siyaseti kim yapıyor? Seçilmişler mi, konuşmacılar mı?
Bu tabloyu Kocaeli üzerinden okumak da mümkün ama sorun sadece Kocaeli’ye özgü değil. Kocaeli, yalnızca fotoğrafın daha net görüldüğü bir yer. Güçlü sanayisi, büyük nüfusu ve siyasal ağırlığına rağmen, oradan da ulusal tartışmalara çıkan milletvekili sayısı yok denecek kadar az.
Oysa siyaset yereldir. Ve yerelin sesi ulusala taşınmadığında, temsil eksik kalır.
Bugün Türkiye’de siyaset neredeyse tamamen lider merkezli yürüyor. Bu, kısa vadede güçlü bir görüntü oluşturabilir. Ancak uzun vadede partiyi kurumsal olarak zayıflatır. Çünkü lider konuşur, anlatır, savunur; diğerleri susarsa siyaset tek kanallı hale gelir.
Oysa demokrasi çoğul ses ister. Aynı partinin içinde bile farklı tonlar, farklı cümleler, farklı savunular olmalıdır.
Aksi halde şu soru kaçınılmaz olur:
AK Parti’de siyaset yapan kaç kişi var?
Bu bir muhalefet eleştirisi değil. Bu, iktidarın kendisine bakması gereken bir aynadır.
Milletvekilleri konuşmadıkça, siyaset gazetecilerin omzuna bırakıldıkça, seçilmişler geri çekildikçe; temsil de, sorumluluk da bulanıklaşır.
Siyaset susarak yapılmaz.
İktidar, ancak konuşabildiği kadar güçlüdür.
Ve bugün sorun şudur:
Konuşan çok az, susan çok fazla...