Her sabah, çaydan önce gelen ilk şey kaygı. Marketten gelen fişle, ev sahibinden gelen zam mesajıyla, okul servisiyle, doğal gaz faturasıyla gelen o yakıcı gerçek: Geçim sıkıntısı.

Türkiye'de yaşamanın bedeli artık sadece pahalı değil, aşağılayıcı bir hale geldi. İnsanların yaşamak için ödediği bedel, bu ülkeyi yönetenlerin vicdanını hiç mi sızlatmıyor? Ev kiraları 25 bin liraya dayanmış. Hadi gelin 22 bin 104 lira asgari ücretle geçinin de görelim. Bir de utanmadan "ülkeyi biz yönetiyoruz" diye övünüyorlar. 150 bin, 200 bin lira maaşlarla aldıkları kararlar, halkın boğazındaki lokmayı çalıyor.

Bu bir yaşam değil. Bu, sanki örgütlü bir yoksullaştırma politikası. Ekonomik şiddet bu ülkede sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar, her lokmada hissediliyor. Asgari ücretli, ev kiralarını görünce ağzındaki lokmayı bile haram sayıyor kendine. Emekli, 16 bin lirayla ay sonunu görebilmek için pazarda akşam çöpe bırakılan sebzeleri bekliyor.

Siz hangi kafayı yaşıyorsunuz? Allah aşkına, bu nasıl bir aymazlık? Hangi dünya görüşü bir ülkenin vatandaşını bu kadar ezmeyi meşru görür? Villalardan halka bakınca halkın içine düşen açlık çukurunu göremiyorsanız, o koltuklarda ne işiniz var?

Asgari ücret, açlık sınırının altında. Emekli maaşı, utanılacak bir rakam. Gençler geleceksizlikle terbiye ediliyor. İntihar eden işçiler, borçla yaşamaya çalışan aileler haber bile olmuyor artık. Alıştık, diyorlar. Ne acı! Alıştırıldık.

Kimi geçinememeyi şükürle yumuşatmaya çalışıyor. "Beterin beteri var" diyenler var. Ama biz söyleyelim: Bu halk daha iyisini hak ediyor. İnsan gibi yaşamak, barınmak, beslenmek, çocuklarını onurlu bir geleceğe hazırlamak herkesin hakkı. Ve bu hak, 3-5 müteahhidin kasası dolsun diye adeta gasp ediliyor.

Bu düzen böyle gitmez. Gitmemeli. Halkın sofrasına göz diken, emeği yok sayan, yaşamı lüks haline getiren bu sistem, günü geldiğinde hesap vermeli. Herkesin boğazında biriktirdiği o son çığlık, bir gün fırtına olur. Çünkü unutmayın: Aç kalan insan susmaz, yoksullaştırılan halk diz çökmez.

Yönetenlere sesleniyorum: İki ay o maaşlarla yaşayın. Alın elinize market listesini, kirayı, faturayı. Bir çocuğun gözünün içine bakın, istediği çikolatayı alamadığınız için. Sonra çıkın karşımıza, bir daha ekonomiden konuşun da görelim!