Türkiye’de gazetecilik yapmak artık haber yazmaktan çok dayanıklılık testi gibi. Bir gerçeği ortaya çıkarırsınız, kamu yararı dersiniz, belgeler konuşur; sonra bir bakarsınız sanık sandalyesindesiniz. Yetmezmiş gibi, “suç yoktur” diyen savcıyı da yerinden ederler. İşte adalet tam da burada başka bir şeye dönüşür.

AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun yakınlarına ait kaçak yapıyı haberleştiren gazeteci Cihat Polat ve bu konuyu kamuoyuna taşıyan CHP’li İzmit Meclis Üyesi Nazım Gençtürk yargılanıyor. Neden? Gazetecilik yaptıkları ve kamusal denetim görevini yerine getirdikleri için. Dosyaya bakan savcı, açıkça “suç unsuru yok” diyor, beraat talep ediyor. Normal bir hukuk düzeninde bu cümle dosyanın kapanış anonsudur. Türkiye’de ise alarm zili.

Çünkü beraat mütalaası veren savcının görev yeri değiştiriliyor. 12. Asliye Ceza’dan alınıp soruşturma savcılığına gönderiliyor. Dosyaya yeni savcı atanıyor. Ardından mahkeme, “savcı değişti” gerekçesiyle davayı 22 Eylül 2026’ya erteliyor. Yargılamanın konusu kaçak yapı değil, hukuksuzluk değil; gazetecilik. Ama cezalandırılan yalnızca gazeteciler de değil. Hukuka sadık kalan savcı da sistem dışına itiliyor.

Bu tabloyu artık dürüstçe adlandırmak gerekiyor: Bu, adaletin tesadüfe bırakılması değil; mesajla yönetilmesidir. “Beraat istersen bedeli olur” mesajı. “Yanlış yerde doğru iş yaparsan sonuçlarına katlanırsın” uyarısı. Ve elbette gazetecilere, siyasetçilere, yurttaşlara dönük tanıdık tehdit: “Bakın, yazmayın.”

Davanın yıllara yayılması başlı başına bir cezaya dönüşmüş durumda. Türkiye’de yargı, beraatle değil sürüncemeyle terbiye ediyor. Sanıklar aklanmıyor; bekletiliyor. Savcılar karar vermiyor; ölçülüyor. Haklı olmak yetmiyor; “uygun” olmak gerekiyor.

Bugün bir savcıyı beraat istedi diye yerinden eden anlayış, yarın hangi hakimi “fazla bağımsız” bulup kenara alacak? Hangi dosya, hangi mütalaa, hangi cümle “fazla” sayılacak? Asıl kaçak yapı Orhaniye Köyü’nde değil; yargının tam ortasında yükseliyor.

Ve ne yazık ki bu ülkede artık gazetecilik de, adalet de aynı soruyla başlıyor: Bedeline hazır mısın?