Kırmızı halı toplanır ve perde kapanır…
Zirve bitti.
Fotoğraf kareleri arşivlere kaldırılmıştır çoktan.
Türkiye’nin 1952’den bu yana süren NATO ile ilişkisi, 6.Filo protestolarından bu yana uzun bir yolculuğu barındırıyor hafızalarda. Ankara’da 32 ülke liderinin buluştuğu, devasa güvenlik tedbirlerinin ışığında gerçekleşen NATO zirvesi, sadece diplomatik bir toplantı değil, geçmişle bugünün aynı karede buluştuğu bir andı.
Ankara, birkaç gün boyunca sadece bir başkent değildi. Dünyanın nabzının tutulduğu, endişeli bakışların aynı masaya oturduğu bir bekleme odası gibiydi.
Caddeler sustu önce.
Yollar insanların değildi artık.
Sonra DONALD TRUMP geldi…
Ardında çelik bir konvoy ve The Beast (CANAVAR) adlı, dünyanın en güvenlikli makam aracıyla!
Masada neler mi vardı?
Ukrayna, Orta Doğu, savunma ve güvenlik bütçeleri, yeni ittifaklar, yeni stratejiler vardı. En çok da savunma ve güvenlik konuşuldu.
Sonra düşündüm…
Katman katman örülen koruma çemberleri, zırhlı araçlar, elektronik kalkanlar, çatılardaki keskin bakışlar…
Bu kadar çok silahın gölgesinde “BARIŞ” ne şekilde konuşuldu.
Bence zirveden geriye kalan güvenliğin muazzamlığı, güvenin ise bir o kadar sıradanlığıydı!
Geriye kalan imzalanan metinler değil; insanların kendi korkularıyla yüzleştiği anlardı.
Ve BARIŞ
Güvensizliğin çemberinde kurulmuş masalarda yalnızca bir seyirciydi.
Peki insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor; sizce de bu zirve, aynı zamanda dünyanın ne kadar güvensiz bir döneme girdiğini de gözler önüne sermedi mi?
Bence öyleydi.
Ya sizce?
Sevgiyle kalın